Bu düzende insana ait tüm haklar sadece burjuvalara aittir! İstediği kadar çocuk doğurma hakkı bile!..
Roboski Katliamı’yla ilgili tartışmalar rezil bir mecraya akmışken, sömürü ve zulüm politikalarında ustalaşmış Tayyip ve hükümeti daha bir rezilleşerek katliamla kürtajı özdeşleştiren sözler sarfediverdi. Kimileri bunu Roboski konusundaki sıkışma nedeniyle gündem saptırma hamlesi olarak okudu. Kimileri AKP’nin kendi içinde yaşadığı sorun ve tıkanmaları aşma hamlesi… Kürtaj hakkının tartışmaya açılmasının elbette ki bu boyutları da var. Hemen ardından yaşananlar da, zaten pimi çekilmiş bir bombanın sıkışma anında savruluverdiğini gösteriyor! Fakat arkasının, “yasal düzenleme yapılacağı” şeklinde gelmesi, olup bitenlerin bu parantez içine sıkıştırılamayacağını kanıtlıyor.
Öncelikle Tayyip’in AKP Kadın Kolları 3. Olağan Kongresi’nde sarfettiği bu sözler, her şeyden önce tüm topluma dönük gemi azıya almış bir saldırganlığın en berrak ifadesidir, alçakça bir meydan okumadır: İşçi ve emekçilere, Kürt halkına, kadınlara… Kısacası burjuvazinin bundan sonraki yol haritasının açık beyanıdır!
Son zamanlarda 4+4+4 eğitim yasası, okula devam eden kız çocuklarının evliliğinin önündeki yasal engellerin kaldırılması, okullara bebek odalarının konulması… gibi düzenlemelere baktığımızda, bu saldırganlığın sivri uçlarından birinin kadınlara yöneldiğini görmek zor olmayacaktır. Sistemin en ciddi dayanaklarından olan aile kurumu ve kadının bu kurum içindeki rolü düşünüldüğünde, kadının “yola getirilmesi” özel bir anlam kazanıyor. Son yıllarda artan boşanma oranlarından da yola çıkılarak emekçi kadınlar -ama bir bütün olarak kadın cinsi- özel bir savaşın hedefi haline getiriliyor. Kadınların, sistemin güvencesi olan cenderelerini, yine sistem tarafından üretime çekilmeleriyle parçalamaları, çizmeyi aşmış olmaları onları düşman haline getiriyor. Her fırsatta, bedenleri-ruhları-bilinçleriyle faşist-gerici tahakkümü tanımaları buyuruluyor!
Son olarak kürtaj hakkının gaspının gündeme getirilmesiyle bu savaş daha aleni bir karakter kazanmış oldu. Kadın, kapitalist üretim için ucuz işgücü doğurmalı, evinin bekçisi olmalı, mutfaklardaki yangını dindiren itfaiyecilik rolünü kuşanmalı, aile kurumunun kutsallığını canına da mal olsa her şeyin üstünde tutmalıdır! Tabii bu arada “evinin kadını” olarak kapitalist üretime de katılmalı (evden ya da part-time), aile bütçesine ek gelir sağlamalıdır! Cinselliği sadece çocuk doğurmak için yaşamalı, çocuk doğurmayı kutsal bir görev bellemelidir! Tayyip’in önce üç, sonra da beş çocuk doğurun buyruğu, kürtaj hakkının gaspının yasalaşmasıyla birlikte zorunluluk haline gelecek! Öyle ya Ana Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezleri’ndeki doğum kontrolüyle ilgili bölümler de kaldırılmıştı sessizce! Devlet artık yatak odalarını da böyle denetleyecek! Sudan ucuza çalışacak devasa bir işsizler ordusu yaratmak kapitalist rekabette (kendi sikletinde) ayakta kalmanın en önemli güvencelerinden biridir. Kadın burjuvazinin bu stratejik hedeflerini uygulayacak bir makine olmak zorundadır!
1983 yılında yasalaşan kürtaj hakkı öncesine baktığımızda bu yasa geçerse neler yaşayacağımız açıktır. O dönemlerde kürtaj yasak olduğu için yasadışı yollarla, sağlıksız koşullarda kürtaj yaptırmak isteyen sayısız kadın öldü! Oysa burjuva kadınlar için böyle bir yasak yoktu; hiçbir zaman da olmayacak. Çünkü bu düzende insana ait tüm haklar sadece burjuvalara aittir! İstediği kadar çocuk doğurma hakkı bile!
Bu pervasızlık diğerleriyle birlikte (4+4+4 Eğitim Yasası, kız çocuklarının evlendirilmesinin yasalaşması…) ele alınıp, başta işçi ve emekçi kadınlar olmak üzere toplumun tüm kesimlerini kapsayan bir mücadelenin konusu edilmedikçe geriletilemez. Bugün bu, yarın kadınların seçme ve seçilme hakkı gündeme getirilecektir! Çünkü kadının rolü burjuvalar açısından son derece nettir. Kapitalist üretimin bu rolleri ve konumları çözmesi, bekçisi olan devletler tarafından tahakküm altına alınmak zorundadır. Yapılmak istenen de budur!
[Alınteri'nin 25. sayısından alınmıştır]