Sibel Üresin'le kadın kadına!

"Bu kadın ne diyor?" Şaşkınlıkla sorduğumuz bu sorunun ve Sibel Üresin'in yaptığı konuşmaların ardında koca bir zihniyet yatıyor

KADIN
Perşembe, 12 Temmuz 2012 (14 yıl 3 ay önce)

İlk duyulduğunda “Bu kadın ne diyor?”, diyenlerimiz çok olmuştur. Kocasının, genç ve bekar bir kadınla beraber olabileceğinden bahsediyor Sibel Üresin. Bunu söylerken "Bu çok doğal bir şey. Kocam isterse başka bir kadınla olabilir, ben buna karşı çıkmam, rıza gösteririm. Sonuçta bu onun düşüncesidir" şeklinde yaptığı açıklama, toplumun genel ahlak yapısına ters de düşse karşılıklı bir anlaşma ve saygı olabileceği düşüncesi de geliyor akla.

Sözlerinin devamında "Ben böyle söyledim, ama benim kocam öyle bir şey yapmaz, yapamaz. Ben sadece tavsiyede bulundum. Arkadaşım güzel ve bekar bir kadın" diyor. İşte burada kocasıyla arasında düşünüldüğü gibi karşılıklı bir saygı olmadığını hatta arkadaşının güzel olmasına karşın bekar olmasına üzüldüğünü (!) görüyoruz. Sözlerin ardı arkası kesilmiyor ve iyiden iyiye insanı şaşkınlığa iten bir durumla karşılaşıyoruz ve de çelişkilerle...

Program sunucusu soruyor; “Sen her evine gelen arkadaşını kocana tavsiye mi ediyorsun?”. Sibel Üresin yanıtlıyor; “ Tabii ki hayır! Zaten benim evimde haremlik-selamlık var. Bir erkekle bir kadın benim evimde aynı odada oturamaz. Dışarıda beraber oturabilir sadece”.

Bu sözlerdeki çelişki apaçık ortada. Mekanın bir ev ya da kafe olması neyi değiştiriyor. Kocasının başka bir kadınla olmayacağını bildiği halde hangi mantıkla evinde haremlik-selamlık kuruyor, kocasıyla eve gelen misafirler arasında herhangi bir duygusal ya da cinsel bir yakınlık olabileceği korkusu mu bu? Yoksa İslam dininin bir buyruğu mudur buna sebep olan? Eğer bir kadınla bir erkek aynı ortamda bulunamaz gibi bir buyruk varsa İslam dininde kafede neden beraber oturmakta bir sakınca yok? Tabii şöyle garip bir düşünce içerisine girmiş de olabilir Sibel Üresin, "İslam dini oluşmaya başladığında herkesin gittiği kafeler yoktu, o yüzden bunun için ayrı bir emir gelmemiştir".

Bu çelişkili haller, düşünceler kadına ve erkeğe nasıl bakıldığıyla alakalıdır. Sadece cinselliğe çalışan akıllar Sibel Üresin gibi çelişkili ve kadının kadını ezmesi, yok sayması gibi hastalıklı düşünceler üretecektir. Hastalıklı dememin sebebi bu düşünceler din eliyle yaygınlaştırılabilir hale gelmiştir, toplumsal bir salgındır. Kadının kadını anlamaması, kadının erkeği kendinden üstün tutması, kadının kendisini ve hemcinslerini cinsel obje olarak görüp erkeği de sahibi yapmaktan çekinmemek, en ufak bir dokunuştan dahi cinsel bir çıkarımda bulunmak bu salgın hastalığın belirtileridir.

Yukarda belirttiğim salgın hastalığın belirtilerinin devlet eliyle devam ettirildiğini, farklı kılıflar giydirildiğini son günlerde çok açık bir biçimde görüyoruz: KÜRTAJ! Hem kadının başka evli bir erkekle olmasına saygı duyup rıza gösterebiliyorsun hem de hamile kaldığında gerekirse kadın ölsün çocuğa biz bakarız zihniyetini kabul ediyorsun. Aslında en başında sayın Başbakanın 3 çocuk yapın ama kürtaj yasaktır, suçtur ve bu arada haberiniz olsun grev yapanı da işten atarız (İşten atılan işçilerin tek çocuğa dahi bakamayacakları aşikardır) sözlerini kabul etmeyle başlıyor trajikomik öykümüz. Kadın 3 çocuk yapsın, kadın başkasıyla ilişkiye girmek istiyorsa girsin, kadın kürtaj yaptıramasın, kadın dayak yediğinde başını öne eğsin, ailesi tarafından dışlansın ve biz bütün bunlara saygı gösterelim. Ne kadar saygı meraklısı insanlarız.

Kürtajı yasaklayan zihniyetle kocasına başka kadını tavsiye eden zihniyet aynıdır. Kürtajı Roboski'yle ilişkilendiren zihniyetle, kadın yasal olmayan yollarla ilişkiye girdiğinde kadını aşağılayıp, erkeği yüceleştiren, padişah yapan da aynı zihniyettir. Bu durumda önce kadının kadın olma bilincini kavrayarak haklarını ve sorumluluklarını eline alması gerekir. Yoksa ortaya çıkacak olan, evinde haremlik kurup hemcinsini karşı cinse ezdiren buna saygı safsatalarıyla yaklaşan hastalıklı bir zihniyetten başka bir şey değildir.

Ankara'dan bir DPG okuru