Uyanalım artık!

Üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız ve bize neler yapmaya- yaptırmaya çalıştıklarını sorgulamalı ve karşı durmalıyız

KADIN
Pazartesi, 13 Ağustos 2012 (14 yıl 2 ay önce)

Kanunlar ne diyor?


TCK’ya göre çocuklara tecavüz suçu ‘çocukların cinsel istismarı’ başlığı altındaki 103. madde kapsamında cezalandırılıyor. TCK’nın 103. maddesinin 1. fıkrasına göre çocuğu cinsel yönden istismar eden kişiye 3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası verilebiliyor. 103. maddenin 2. fıkrasına göre cinsel istismarın ‘vücuda organ veya sair bir cisim sokulması’ suretiyle gerçekleşmesi durumunda 8′den 15 yıla kadar hapse hükmediliyor. Cinsel istismar üst soy tarafından gerçekleşiyorsa ceza yarı oranında artırılıyor. Mahkeme, sanık babaya 2. fıkra kapsamında ceza verdi. Ancak Daire, 1. fıkraya göre ceza verilmesi gerektiğini hükmetti.

N.Ç. için ‘rızası var’ diyen daire
14. Ceza Dairesi, Mardin’de 26 kişinin istismarına uğrayan 13 yaşındaki N.Ç. davasında verdiği kararla da dikkat çekmişti. Daire, yerel mahkemenin “Mağdure’nin sanıklarla rızasıyla birlikte olduğu” yönündeki kararını onamıştı. Aynı daire, anal ve oral seksi, şiddet içeren, hayvanlarla, ölülerle ilişki gibi ilişki türleriyle bir tutmuştu. Bu yorumunu kanundaki ‘doğal olmayan ilişki’ ifadesine dayandıran Daire, evinde anal ve oral seks görüntüleri içeren CD bulundurana 1- 4 yıl arası hapis cezası verilmesini istemişti. (Akşam)

Down Sendromlu 18 yaşındaki Ö.Ö. hamile kaldı, Adli Tıp ‘bebek babasından’ dedi. Mahkeme babayı tecavüzden suçlu bulup 15 yıl ceza verdi. Yargıtay 14. Ceza Dairesi ise “Bekaretin bozulmadığı” yönündeki rapor nedeniyle ‘basit cinsel istismar var’ deyip kararı bozdu, indirim istedi.

İstanbul‘da, zihinsel engellilerin devam ettiği bir okulda eğitim gören Ö.Ö., karnının ağrıdığını söyleyince ailesi tarafından doktora götürüldü. Muayenede Down sendromlu Ö.Ö.’nün hamile olduğu anlaşıldı. Anne ve babası polise başvurdu ve soruşturma açıldı. Kartal Adli Tıp’tan rapor alındı ve bebeğe kürtaj yapıldı.

Akşam gazetesinden Seda Kılıç’ın haberine göre raporda ‘Ö.Ö.’nün bakire, ultrason raporuna göre de gebe olduğu’ bilgisine yer verildi. Cenin üzerinde yapılan DNA testinde ise bebeğin yüzde 99.99 ihtimalle genç kızın babası A.Ö.’den olduğu tespit edildi. ‘Kızına cinsel istismarda bulunmadığını, durumu savcılığa da kendisinin ihbar ettiğini’ söyleyen baba cezaevine gönderildi.

Rezaleti anlattı


Ö.Ö. ile öğrenim gördüğü okulda psikolog, formater öğretmen ve sınıf öğretmeninin katılımıyla görüşme yapıldı. Genç kız, babasının gece yanına geldiğini, kendisini öptüğünü, karnını ağrıttığını söyledi. Ö.Ö. ‘Bu kötülüğü sana kim yaptı?’ diye soran polise de istismarı anlattı.

Anne: Eşim de olabilir


Ö.Ö.’nün öğretmeni ise verdiği ifadede, kürtaj sonrası bu olayı kimin yapmış olabileceğini sorduğu annenin ‘Bilmiyorum, herkes olabilir, babası eve alkollü geliyor. Babası bile olabilir’ dediğini aktardı.

“Adalet’in kızlık zarı ile imtihanı” manşetli bir haber hem T.C devletinin hem de toplumda oluşturmaya çalıştıkları kadın- kız algısının toplumun çekirdeği olan "kutsal aile” ve ozellikle de Ramazan ayı içerisinde bile ne kadar normalleştirildiğini, sıradanlaştırıldığını ve önemsizleştirildiğini net olarak ortaya koymaktadır. Özellikle annenin sözleri egemen zihniyetin hakimiyet derecesini ortaya koymaktadır.

Eğer böyle olmasaydı bilinçli bir toplumun bilincli bireyleri olsaydık öncelikle anne durumu adeta normalleştirerek 'babası bile olabilir' diye sıradan bir cevap vermek yerine her ne pahasına olursa olsun öncelikle o adama kendi elleri ile cezasını vermeye kalkar, daha sonra da T.C devletinin adalet dağıtıcılarının böylesi bir kararına karşı çıkarak, bu kararı verenlerin öncelikle görevlerinden alınması, daha sonra da hapse atılmalarını isterdi. Ama kadınlar kızlarına neredeyse hiç sahip çıkmaz, onları erkek egemen zihniyetle yetiştirir, erkekleri ilahlaştırıp kadınları onların kölesi gibi gören bir anlayışla yetiştirirken, bir taraftan da burjuva medyada, kadınların metalaştırılması, sadece cinsel obje olarak anlatılarak, dizilerde o kucaktan öbürüne koşan, istemezse zorla bu duruma mecbur edilen kadınlarin profili de surekli normalleştirilir. Kapitalizmin oynadığı oyunlara ne kadar kolay düştüğümüzü ve kurtulamadığımız o derin uykuda hala sersemce uyuduğumuzu ne zaman anlayacağız acaba!

Sermayedarlar çalışanları iş yerlerinde, öğrencileri okullarında, gençleri bulundukları her alanda, işsizleri işsizlikleri ve geleceksiz, güvencesiz işlerde, kadınları çalışıyorlarsa iki kere, ev emekçisi iseler evde köleleştirmeye çalışmaktadır. Gelinen noktada faşist devlet ve onun uygulayıcıları bütün bunları bu kadar kolayca işleyememeli artık beyinlerimize, “uyanmalıyız artık biat kültüründen” sıyrılmalıyız, kendimize gelip silkinmeliyiz, üzerimizdeki ölü toprağını atmalıyız ve bize neler yapmaya, yaptırmaya çalıştıklarını sorgulamalı ve karşı durmalıyız.

Bu nedenlerden bile yola çıkarak insanlığın kurtuluşunun sınıfsal savaşımdan geçtiğini görebiliriz. İnsanca yaşam için, sınıfsız, sömürüsüz, kadın- erkek eşit, özgür bir yaşam için "kurtuluş devrimde sosyalizmde" şiarını yükselterek kapitalizmi alaşağı etmek için sınıfsal, örgütlü mücadeleye çağırıyoruz.
[Ankara'dan bir Alınteri okuru]