Bu çürümüşlüğü daha ne kadar seyredecek, bilincimize fırlattıkları bu ikiyüzlü okların zehriyle daha ne kadar alıklaşacağız?!
Yargıtay 14. Ceza Dairesi’ni bilirsiniz… Hani Mardin’de 26 kişinin cinsel istismarına uğrayan N.Ç davasında yerel mahkemenin “Mağdurenin sanıklarla rızasıyla birlikte olduğu” yönündeki kararını onayan Daire… Dairenin bu kararında sembolik anlamını bulan şey, asırlara dayanan “kadın şeytandır”, “kadın ayartmasa” mitinin kanun hükmünde bir ifade kazanmasıydı! Tüm kadın cinayetlerine, taciz ve tecavüz vakalarına yaklaşımdaki temel argümanlar her defasında daha bir yasallaşıyordu!
Daire’de somutlaşan erkek egemen yaklaşımın ucu, toplumun cinsel yaşamına dönük çok kapsamlı düzenlemelere açılıyor!
Bunun en somut ifadesi de yine bu Daire’nin aldığı başka bir kararda ortaya çıkmıştı. Daire, cinsel ilişkiyi üremeye odaklayan geleneksel yaklaşımla, anal ve oral seksi; şiddet içeren, hayvanlarla, ölülerle ilişki gibi ilişki türleriyle bir tutmuştu. Bu yorumunu da kanundaki ‘doğal olmayan ilişki’ ifadesine dayandırarak, evinde anal ve oral seks görüntüleri içeren CD bulundurana 1- 4 yıl arası hapis cezası verilmesini istemişti.
Erkek egemen anlayış devlet sandalyesine kurulup insanların yatak odalarına hükmediyordu! Bu hükümde esas hedef, cinselliğin üreme sınırlarında onanır bir eylem olduğunun altının çizilmesiydi. Aynı anlayış kürtaj ve sezeryanla doğum tartışmalarında daha gür bir sesle haykırılan bir buyruğa dönüşerek çıkmıştı karşımıza.
Aynı Daire’nin son buyruğu da bekaretin öneminin altının çizilmesi oldu! Her açıdan trajik bir durum vardı ortada. Down sendromlu 18 yaşındaki Ö.Ö. hamile kaldı, Adli Tıp bebeğin babasından olduğunu söyledi. Yerel mahkeme babayı suçlu bulup 15 yıl ceza verdi. Her konuda toplumsal ahlakın sınırlarını çizen ünlü 14. Daire bu sefer de bekaretin önem ve anlamının altını çizen tarihi bir kararın altına imza attı: Ö.Ö.’nün bekareti bozulmamıştı, o nedenle de baba “basit cinsel istismar” kapsamında ceza almalıydı! 14. Daire bu yaklaşımla yerel mahkemenin kararını bozup, indirim istedi!
Yasal buyruklardan öte!
Devletin mahkemelerinin kadın düşmanı yüzlerinin açığa çıkması yeni değil! Devletin kültürel kodlarında kadının nasıl bir anlamla kodlandığı da… Asıl önemli olan, tüm bu anlamların toplumsal dokuda nasıl kodlandıkları ve her gün yeniden yeniden nasıl üretildikleridir. Asıl önemli olan, kapitalist gelişimle birlikte gerici feodal algı ve ölçütler çözülürken onların yerine nasıl bir toplumsal kepazeliğin yuvalandığıdır! Ö.Ö. örneğinde açığa çıkan pekçok gerçek bunun boyutlarının anlaşılması açısından çarpıcı veriler sunuyor.
Down sendromlu Ö.Ö.’nun yaşadıklarına dair sorulan sorulara annenin verdiği yanıt, sözün bittiği yeri ifade ediyor: “Bilmiyorum, herkes olabilir, babası eve alkollü geliyor. Babası bile olabilir”! İşte o kutsallaştırılan burjuva ailenin çürümüş dokusunun yalın ifadesi. İşte yıllardır işlene işlene toplumun hücrelerine sinmiş “ahlaksızlık”! İşte toplumsal duyarsızlık, geleneksel gerici kodlarla kapitalist yozlaşmanın melez çocuğu olan toplumsal yabancılaşma ve rezilleşmenin dip noktası!
Öznesi zihinsel engelli bir genç olan bir olayın parçası olarak o, sistemin ürettiği tüm çürüme birikiminin dile gelmiş ifadesi oluyor. Bir taraftan engelli kızın annesi olarak çocuğuyla yaşadığı yabancılaşmanın düzeyini ele veriyor. Bir taraftan babanın çocuğuna yaptığı cinsel tecavüzü doğallaştırıyor. Bir taraftan da engelli bir insanla ilgili vurdumduymazlığını sergiliyor. Kadın ve anne olarak nasıl bir kültürel tahakküm (erkek egemen-kutsal aileci-kadın düşmanı) içinden düşünüp yaşadığının açık ilanı olan bu sözler, toplumsal yozlaşma ve yabancılaşmada ulaşılan düzeyin anlaşılması açısından zihinlere kazınmayı hakediyor.
Kadının yeri ve aile
“Ailenin kutsallığı” mitinin içine her türlü pisliğin gizlenmesi tarih kadar eskidir! Bu mitin kapitalizmdeki tarihi de tüm geçmiş gericilik birikiminin sindirilmesi üzerinden süreklilik arzeder. Keza öncesiyle sonrası arasındaki esas köprü, erkek egemen anlayış, üremenin “kutsallığı” (soyun devamı) yani mülkiyet ilişkilerinin belirleyiciliğidir. Kapitalizm için aile, kapitalist sömürü zincirinin sürekliliğinin garantisidir. O nedenle en “kutsallar” içerisinde başköşeye oturur. Sistemin mahkemelerinin sistemin yaşaması için gerekli kodların yeniden yeniden üretildiği bu temel hücreyi canla başla savunması, kadının toplumsal konumu ve rollerinin altını döne döne çizme gereği duyması bundandır! Onların her kararlarının hangi toplumsal sonuçları yarattığı da kadın cinayetlerinin geometrik artışında saklıdır!
Bu sistem ahlaksız!
Her fırsatta toplumu iki bacak arasına sıkıştırılmış bir ahlaksızlıkla “terbiye” eden mahkemeler, toplumsal yaşamda ortaya çıkan sarsıcı yozlaşmada önemli bir role sahipler. Fakat sorun onlarla sınırlı değildir. Medya başta olmak üzere, popüler kültürü sürekli sürekli üreten dev bir kültür endüstrisi, her an kışkırtılan tüketim alışkanlıkları, bu kışkırtmada bile kadın bedeninin kullanılmasının baş köşeye oturtulması, … bugün artık rezalet boyutuna ulaşmış yozlaşma ve çürümenin yayılıp derinleşmesinde önemli bir yerde duruyorlar.
Devlet cinsel yaşamı her türlü hazdan ayrıştırıp tek başına üremeye endekslerken daha doğrusu hazzı sadece erkeklere mahsus kılacak bir anlayışın altını döne döne çizerken; kapitalist kültür endüstrisi de kadın bedenini meta tüketiminin temel objesi olarak kullanmaktaki tüm sınırları yıkarak ilerliyor. Kadın bedeni erkek egemen hazcılığın kışkırtılmasının temel objesi olurken; kadının tüm benliği de iki bacak arasına ve üremenin kutsallığına sıkıştırılıyor. Kapitalist meta tüketiminin kışkırtılması sözkonusu olunca da kadın cinselliğinin soysuz bir biçimde kullanılması söz konusu oluyor! Kapitalizmde tüketim bile asıl olarak erkeğin kadın bedeninin cinsel teşhiri üzerinden kışkırtılmasıyla oluyor. Her açıdan ikiyüzlülük! Bu ancak kapitalizme özgü bir gerçek olabilir!
Hele sistemin kadın mitinin yeniden yeniden üretildiği dizilerde! Bir tarafta fettan, oyunbaz, para için her şeyi yapacak tıynette, her türlü evrensel değeri, insanlık için kırmızı çizgi haline gelmiş evrensel anlamı gözünü kırpmadan yıkan kadın profilleri! Bir taraftan benzeri olmakla birlikte ağırlıklı olarak tuzağa düşürülen erkekler! Para ve güç sahibi erkekler! Tüm toplumun yatıp kalkıp izlediği bu dizilerde her an zihinlere kazınan kodların çıktığı yer çürümenin dip noktası oluyor!
İşte bize ahlak dersi veren, bulduğu her fırsatta yatak odalarımıza bile dalmaktan geri durmayan, kadını her açıdan hiçleştirip bekaret ve diğer toplumsal gericilik ölçütlerini yücelten sistem; diğer taraftan kar, daha fazla kar için tüm ahlaki sınırları da aşıp toplumsal çürümeyi derinleştirecek bir ikiyüzlülük sergiliyor. Bu ikiyüzlülüğün merkezinde kadın bedeni duruyor! Ve bunlar bugün kalkıp bize dinden-ahlaktan-ailenin kutsallığından dem vuruyorlar. Zihinlerimizi, Kürt halkını, Alevileri, aklımıza gelebilecek tüm ezilenleri hedefe çaktıkları gericilik dozu yüksek oklar fırlatarak zehirliyorlar. İliklerimize işlemiş toplumsal gericilik kodlarını yeniden yeniden üretirken, babanın zihinsel özürlü kızına tecavüzünü meşrulaştırmaktan geri durmuyorlar. En kötüsü bu meşrulaştırmayı bize yaptırtıyorlar, ezilenin ezileni olan kadına, anneye yaptırtıyorlar. Çocuklarımızı başka bir halkın katili kılacak saldırganlıkların piyonu haline getirirlerken, “vatan, millet” tekerlemeleri üzerinden oluşturdukları bir jargonla oraya buraya kükrerlerken; bizzat kendi sistemleri her türlü ahlaksızlığın bilinçli üreticisi oluyor. Bu üretimin hedefi de biz oluyoruz!
Bu ikiyüzlülükten, bu çürümüşlükten midemiz bulanmadı mı? Daha ne kadar seyredecek, onların bilincimize fırlattıkları bu ikiyüzlü okların zehiriyle daha ne kadar alıklaşacağız?!
[Bir Alınteri okurunun "Uyanalım artık!" başlıklı çığlığını duyunca çok etkilendim. Yazmaktan kendimi bir türlü alamadım. Hemen kaleme sarıldım. Çığlıklarımızı devleştirene kadar da hem acılarımız hem öfkemiz katlanarak büyüyecek.]