Ezgi, “İndim maden ocağına...” diye başlar. Maden ocağına inen ne yapar? Bu ülkede ölüsünü sayar. Yine ölüsünü saydı. Balıkesir Odaköy'deki maden ocağında yaşanan grizu patlaması sonucu 17 işçi öldü. İşçilerden ikisi ilk kez o gün işe başlamıştı. Enerji Bakanı Güler kaza sonrası yaptığı açıklamada, “Kazalar madenciliğin tabiatı icabıdır” dedi. Maden Mühendisleri Odası Başkanı Mehmet TORUN, “Maden Mühendisleri Odası yöneticilerinin kaza yerinde yaptığı incelemeler sonucunda, maden ocağında havalandırmanın yetersiz olduğunu tesbit ettiklerini, Çalışma Bakanlığı'nın ocakta beş ay önce yaptığı incelemelerle eksiklikleri ortaya çıkardığını, ama gereken önlemler alınmayarak kazaya davetiye çıkarıldığını” söyledi.
Kapitalistin dini imanı para, kar! Onun için, işletme çarklarının dönmesini ve karına, ürettiği artık değerle, kar ekleyecek yeterli sayıda işçi, iş kuyruğunda bekleyecek kadar işsiz olsun yeter. Önce işçinin canını değil, kasasına girecek karını güvenceye almak bir kapitalist için, bu sistemde neredeyse doğal bir davranış biçimi. O nedenle üç kuruşu gözden çıkararak önlem almıyor. Önlemleri arttıracak girdilere para harcamıyor. İstihdam kurallarına uymuyor. Asgari ücretle insanları, yerin altında bile bile ölüme gönderiyor. Kapitalizmin vahşiliği adeta yeni toplu katliamlara davetiye çıkartıyor.
Bu ülkede, maden ocaklarında çalışanlar hergün işe giderken, eşiyle ve çocuklarıyla helalleşerek işe gidiyor. Maden işçisi, ölümün soğuk nefesini her gün, her saat, her dakika ensesinde hissederek çalışıyor. Bu durum, yetkili olan olmayan, herkes tarafından kanıksanmış bulunuyor. Öyle olmasa, bu ülkede yaşayan her insanın can güvenliğini düşünmek öncelikli görevi olması gereken bakan, yukarıdaki gibi bir açıklama yapar mı?
Grizu patlamaları bu ülkede kaza falan değildir. İşçinin can güvenliğini sağlayacak bütün önlemler alınmadan ocakların çalıştırılması, iş kazası değil iş cinayetidir. Gerekli güvenlik önlemleri alınmadığı için her grizu patlamasında katliam yaşanmaktadır. 1983 yılında Zonguldak Armutçuk'da 103 işçi, 1990 yılında Yeniçeltek'te 66 işçi, 1992 yılında Zonguldak Kozlu'da 272 işçi, grizu patlaması sonucunda maden ocaklarında öldü. Bu yıllara ve rakamlara daha birçok yıl ve rakam eklenebilir. Her facia sonrası, yapılan incelemelerde, “gerekli güvenlik önlemlerinin alınmadığı” tesbit edildi. Peki, ne oldu? Hiçbir şey! Hadi, diyelimki kar hırsıyla işçinin can güvenliğini düşünmeyen patron bu önlemleri almadı. Ya devlet ne yapıyor?
Devlet kapitalistin devleti. Her defasında rutin demeçlerle Enerji Bakanı Güler'in yaptığı gibi, “doğaldır bu iş” deyip geçiştiriyor. O, bu ülke topraklarında yaşayan insanların can güvenlikleriyle, yaşam standartlarının yükseltilmesiyle, mutlu kılınmasıyla ilgili değil; haksızlıklara baş kaldıranın, mağdurluktan kurtulma girişiminde bulunanın, dilini ve kimliğini isteyenin canını almakla meşgul.
1947 yılında, yine böylesi bir grizu faciasının ertesinde, durumu yerinde incelemek üzere gelen yabancı bir uzman gördükleri karşısında şaşırarak, “Hitit'lerde kömürü böyle çıkarırlardı” demişti. O günden bugüne ne teknikte ne de işgüvenliğinde ileri doğru atılmış ciddi bir adım var. İşte sistem, işte kapitalist, işte devlet!
Maden ocaklarında katliam, işçi ailelerinin yüreklerinde yangın devam ediyor. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Ocak başlarındaki acı çığlıklar toplumda yankı bulmadığı gibi, işçilerin hak arama örgütleri olan sendikalarda da yankı bulmuyor. Botan'da, Mardin'de yıllardır dağlarda, ovalarda yankılanan çığlıkları duymayanlar, maden ocaklarının başında yükselen çığlıkları da duymuyorlar. Bu toplum bu kadar mı tüketilip bitirildi? Ocaklardan yüreklere hiç mi vicdan akışı yok? Yüreklerin kulakları bu kadar mı sağırlaştı? Maden ocaklarındaki çığlıkla, Botan'daki çığlık birleşmedikçe yüreklerin sağırlığını giderme olanağı da yok...
Mustafa Kahya
Ülkede Özgür Gündem gazetesi