10. Mücadeleci Kadınlar Konseyi 15-16 Eylül 2012‘de Almanya‘nın Ludwigsburg şehrinde yapıldı
YAŞANACAK DÜNYA
10. Mücadeleci Kadınlar Konseyi toplantısı yapıldı
10. Mücadeleci Kadınlar Konseyi toplantısı 15-16 Eylül 2012‘de Almanya‘nın Ludwigsburg şehrinde yapıldı. Toplantı, saat 10:00‘da yaklaşık bin kişinin katıldığı yürüyüşle başladı. Yürüyüşte kısaca Mücadeleci Kadınlar Konseyi’nin yapılış amacı, kadınların mücadeledeki önemi üzerine bir konuşma yapıldı. Yaklaşık 1 saat süren yürüşte sık sık “Yaşasın enternasyonal dayanışma!” sloganı atıldı. Farklı dillerde selamlamalar yapıldı. Oldukça coşkulu geçen yürüyüş boyunca farklı dillerden şarkılar söylendi. Yürüyüşe Yaşanacak Dünya ve Coraj bayraklarıyla katıldı. Yürüyüş boyunca iki günlük yapılacak kadın konferansına çağrılar yapıldı ve dışardan insanların özellikle de kadınların ilgisi yüksekti.
Program saat 11:30‘da selamlama toplantısıyla başladı. Bu yılki toplantının sloganı “Dinden devrime kadın” adı altında yapıldı. 11 konunun işlendiği toplantı bir gün boyunca sürdü. Bu yıl yapılan toplantıda geçen yıllara göre farklı bir sistematik izlendi. İşlenen konular ve konuşmacılar; “Din ve Kadın” konusunu Rahibe Dr. Lea Ackermann sundu; “Yerli Kadınlar” konusunu Stuttgart21 eylem öncüsü Anette Gonser verdi. Stuttgart21 eylemlerine kısaca değindi. “Kadın ve Parti” konusunda Die Linke'den Heiderose Glaesse, “Sendikal mücadelede kadın” konusunu DGB‘den (Alman Sendikalar Birliği) Ursula Engelen-Kefer sundular. Kefer, DGB sendikasının 1990 yılından 2006 yılına kadarki mücadelesinde kadınların rolüne değindi. Özellikle çevre ve atom karşıtı çalışmalar yaptıklarını, kadın ve erkeklerin birlikte mücadele etmeleri gerektiğine vurgu yaptı. Konuşmasında, 40 yıl önce bu mücadeleye başladığını ve kendisini köşeye sıkıştırmaya çalıştıklarını fakat bunu başaramadıklarını ekledi: “Sendikal mücadeleye kadınların katılması önemlidir. Kadınlar sendikaya katılmalıdırlar, şu dönemde sendika içinde kadın sayısının az olduğu, toplumsal değerler için erkeklerinde desteğini almak gerektiği ve destek alınmadığı zaman kaybetmeye mahkum olduğumuz... Sendikalar içinde 70′li yılların gerisine düşüldüğü ve bunu aşmak gerekliliği” öne çıkan diğer vurguları oldu. Sendikal olarak krizle birlikte bütün yıkımlara karşı, özellikle de taşeronlaşmaya karşı mücadele verdiklerini anlattı.

Opel işçileri Astrid Etzroth ve Annegret Gaertner-Leymann ise konuşmalarında; Opel 2004 grevini ve Opel’in kapatılmak istenmesi karşısında kadın işçilerin öncülüğünde, erkek işçilerin eşlerini de kattıkları BASTA isimli oluşumdan söz ettiler. Kadınların işyerlerinde tacize uğradıklarını, bunun bireysel değil toplumsal bir sorun olduğunu, tacize karşı mücadelenin gerekliliği ve önemi üzerinde durdular.
“11 milyon kadın” ve “Kadın Konferansı” işlenen diğer başlıklardı. Dünyada militarizme karşı kadın mücadelesi konusunda Filipinli Gabriela ve kadın örgütünden Liza Maza‘nın konuşması, oturumların en çarpıcı konuşmalarından biriydi. Maza konuşmasında şunları vurguladı:
Özellikle savaş ortamlarından kadınlar daha çok etkileniyor. Filipinli kadınların yüzde 80‘ni fuhuş sektöründe çalıştırılıyor. ABD askeri üslerinin olduğu yerler eğlence ve fuhuş sektörlerine dönüştürülüyor. '81-'85 yılları arasında 55 bin kadın Filipinler’de fuhuşta çalıştırıldı. Şimdi ABDli askerler “Filipinli kadınlar cinsel makina” yazan tişörtler giyiyorlar. 14 yaşındaki kıza 21 yaşındaki erkeğe tacavüz etti ABD askerleri. ABDli askerler tarafından tecavüze uğrayanlar bu askerleri mahkemeye bile veremiyorlar. Verseler bile mahkemeye dahi çıkartılmıyorlar. Obama askeri alanda Asya Pasifikler'de önemli rol oynayacak. Kapatılan üsler tekrar açılacak. Filipinler’de havaalanı ve limanların kullanılmasına dair tartışmalar var. Bizim kadın hareketimiz aynı zamanda bunlara karşı mücadele ediyor. ABD askerleri yerli askerleri eğitiyor; kendi planları doğrultusunda kulanmak için. Kukla hükümet ABD askeri üslerinin kurulması konusunda destek veriyor. Filipinler'de 10 bin kadın güvenlik güçleri tarafından tutuklandı. Tutuklanan kadınlar taciz, tecavüze maruz kalıyorlar. Kürt kadınları da aynı durumdalar. Vermiş olduğumuz mücadeleler sonucu taciz ve tecavüz konularıyla ilgili belli yasaları kazandık. Aynı zamanda kadınların parlamentoya girmesi konusunda belli kazanımlarımız oldu. Parlamentoya iki temsilci soktuk. Halkımızın yüzde 80′i yoksul. Yüzde 22’si açlık sınırında yaşıyor. Biz kadınlar kendi ideallerimizi gerçekleştirmek için erkeklerle birlikte çalışmak zorundayız ve bunu yapmaya çalışıyoruzÖzgürlüğümüz için kanımızı canımızı ortaya koyduk!
Ülkemiz krizden en çok etkilenen ülke. Şu an 1,5 milyon insan işsiz. Bunların çoğu kadın. İnsanların çoğu kaçak çalışıyor ve hiçbir iş güvenceleri yok ve çok düşük ücretle çalışıyorlar. Gençler ciddi anlamda kaygılanıyorlar ve birçoğu anne ve babalarının evine döndüler. Bu dönemde kadınların rolleri değişti. Birçok kadın mücadeleye katılıyor. Sendikalarda, çeşitli örgütlerde mücadele etmeye çalışıyorlar. Çelik işçilerinin grevi başladığında ben de dahil birçok kadın evkadını idik. Bu direniş döneminde kadınlar eşlerine destek vererek birçok şeyi göğüsledi ve öğrendiler. Çocuklarımız da babalarının yanında olup onlarla gurur duyarak onları desteklediler. Dünyanın dörtbir yanında bizlere destek yağdı. Yiyecekten, paraya, doktordan avukata kadar birçok destek aldık.Birinci günün kapanış konuşmasını, “Devrim ve kadın” başlığıyla Monika Gaertner-Engel yaptı. Engel özetle şunları söyledi:
Aynı zamanda küçük esnaf da büyük bir dönüşüm yaşadı. Bunlar da krizden kaynaklı getirilen yıkım yasalarına karşı devlete ve bankalara karşı eylemlere katıldılar. Biz dünyaya şu mesajı vermeye çalıştık 'Krizin faturasını bizler ödemeyeceğiz!' Özgürlüğümüz için kanımızı, canımızı bu yola koyduk, kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktur. Yunanistan’ı yeniden almak istiyoruz, ülkemizi kimseye vermeyeceğiz. Grevi 272 gün sonra sonlandırdık. Farklı metodlarla devam edeceğiz. Mücadeleler sonucu 8 saatlik çalışma hakkını tekrar geri aldık. Ekim ayından sonra bir eylem planı daha çıkartacağız ve devam edeceğiz. Son olarak dünyanın bütün kadınları olarak birleşmek zorundayız. Yaşamı yaratıyoruz, dünyayı da kurtarmamız lazım ve bu bir zorunluluk
Devrimler istesek de istemesek de toplumsal gelişmelerin niteliksel sıçramasıdır. Karl Marks 'Devrimler tarihin motorudur' der. 1789 Fransız Devrimi, 1908 Alman Devrimi, 1917 Rusya‘da devrim kadınların kurtuluşunda da bir sıçrama yarattı. Kadın sorununda ML düşünce ile reformist çizgi arasında da çok derin tartışmalar yaşandı. Marksist-Leninist kadınlar erkek yoldaşlarının davranışlarını eleştirdiler. Devrim sadece demokratik haklar noktasında birtakım hakların kazanılması değildir.Birinci günün akşamı Mali‘den kadınların sünnetine karşı mücadelenin önderlerinden bir kadın sanatçının da içinde olduğu çeşitli müzik grupları bir konser verdiler. Alman arkadaşlardan oluşan koronun Kürtçe “Caney Caney” türküsünü oldukça düzgün söylemesi geceye ayrı bir renk kattı.
Sosyalizmi, proletarya diktatörlüğünü getirmektir. Fakat hiçbir devrim birbirinin kopyası değildir, dogmatik ve şabloncu olamayız. Fransız Devrimi, Alman Devrimi, Bolşevik Devrimi kendi tarihsel koşullarının ürünüdür. Bugün ise, uluslararası proletaryanın birleşik mücadelesini, dünya devrimlerini eşzamanlı örgütlemek önemlidir.