Fransa’da Ulusal İnsan Hakları Danışma Komisyonu’nun yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre, her 3 Fransız’dan biri kendisini açıktan ırkçı olarak tanımlıyor. Ülkede kendini açıktan ırkçı olarak tanımlayanların sayısı bir önceki yıla göre, yüzde 8 oranında artmış durumda.
Aynı araştırma ırkçı uygulama ve yaklaşımlardan şikayetçi olacaklarını belirtenlerin sayısının, yüzde 50’den, yüzde 32’ye düştüğünü de ortaya çıkarıyor.
Adalet Bakanlığı verilerine göre de ırkçı saldırılardan hüküm giyenlerin sayısı yüzde 43 oranına ulaşmış.
Tüm bu veriler Fransa'da ırkçı yaklaşımların, insanların kafasında meşru görülmeye doğru evirildiğini gösteriyor. Asıl tehlike burada doğuyor: Irkçılığın saldırgan politikalar eşliğinde, bir kitle tabanı üzerine oturtulma çabasına uygun bir zeminin oluşuyor olması.
Almanya ve Belçika'da artan ırkçı saldırılarla beraber düşünüldüğünde tehlikenin boyutunun Fransa ile sınırlı kalmadığı görülüyor. ABD ve AB ülkelerinde göçmenler topun ağzında.
Sefalet, yoksulluk, yoksunluk ve AB ülkelerinde de çok ciddi bir sorun olan işsizliğe karşı işçi ve emekçilerde biriken hoşnutsuzluğun yanlış kanallara boşaltılması, hedef saptırması çabasıdır yapılan. Irkçılık, emperyalist burjuvazi tarafından bu yönüyle bilinçli bir şekilde kitleler içine pompalanıyor.
İşsizliğin, yoksulluğun, yoksunluğun sorumluluğunu göçmen emekçilerin üzerine yıkmaya çalışıyorlar. “Çalışmadan yaşıyorlar, çevreyi kirletiyorlar, yakıp yıkıyorlar" vb. diyerek, milliyetçilik ve ırkçılık zehrini kitleler içerisine akıtıyorlar.
Bu yolla bir yandan çıkarları ortak olan işçi ve emekçileri bölüyorlar, bir yandan da yeni saldırı politikalarına zemin hazırlıyorlar. Oysa ki bütün bunların sorumlusu ücretli kölelik düzenin ta kendisi.
Göçmenlerin "Bütün kötülüklerin sorumlusu" olarak gösterilmesi "Böl, parçala, yönet!" politikasının bir örneği. İşçiler, emekçiler bölündükçe sömürücü sınıflar güç kazanıyor. Bunun bilinciyle sınıfsal çıkarlarımız doğrultusunda daha çok kardeşleşmeliyiz. Onların bütün düşmanlaştırma çabalarına inat daha fazla birbirimize kenetlenmeliyiz.
AB ülkelerinde de Türkiye'de de eş zamanlı geliştirilen saldırılar karşısında, işçilerin birliği halkların kardeşliği bilinciyle emeğin korunması mücadelesinin dışında, yapay saflaşma ve ayrışmalardan, ırkçılık karşısında ırkçı yaklaşımlardan bizi koruyacak başka bir şey yoktur.
Bağlantılı Yazı: AB: Madalyonun iki yüzü