“Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır!” Kampanyası-2

Hiçbir devrimci taktik ve kampanya "yapılabilecek olanın yapılması" ile sınırlanmaz. Sınırlanırsa devrimci olmaz.

GÜNCEL
Pazartesi, 12 Haziran 2006 (20 yıl 4 ay önce)

İşçi Sınıfı İçindeki En İleri Güçlerin Kazanılması
Diğer taraftan asgari bir siyasal-toplumsal bilgi ve beceri birikiminden yoksunluk, siyasal-toplumsal gelişmelere karşı meraksızlık, en ufak başarısızlık ve zorlanma karşısında ısrarlı olmama ve iradesizleşme, en basit işleri bile söylenmeden ve denetlenmeden yapmama, inisiyatifsizlik, bir dönem çok canlıyken başka dönem kendini bırakma ve bezginleşme biçimindeki istikrarsızlık, sağlıksız bireysel kaygı ve metalaşmış ilgi alanlarının önplana çıkması, psikolojik sorunlar, devrimcilikle düzen içi yaşam tarzı ve kaygıların iç içe yürütülmeye çalışılması, devrimci kadro ve aktivistlerde de az rastlanan durumlar değildir. “Kısmi devrimcilik”, yalnızca zamanın kullanımı sorunu değildir. O, kapitalizmin kitlelerin sınıf karakterini ve mücadelesini sınırlayıcı, dağıtıcı, tahrip edici mekanizma ve saldırılarının, devrimciliğe de doğrudan ya da dolaylı biçimde yansıyışıdır. Bu durum, kolektifimizi dayandığı toplumsal taban ve güçler açısından oldukça istikrarsız ve kırılgan hale getirmekte, tempolu gelişimi de engellemektedir. Son dönemlerde, örgütsel ve kadrosal gelişim açısından belli bir yol almamıza karşın, kısmi devrimcilik biçimleri, halen içimizdeki gücünü ve hatta “meşruluğunu” korumaktadır.

Hiç bir devrimci taktik ve kampanya “yapılabilecek olanın yapılması” ile sınırlanmaz. Sınırlanırsa devrimci olmaz. Tüm devrimci taktik ve kampanyalarımız gibi, bu kampanyamız da ilk elde güçlerimizi zorlayacak bir hedef koyuyor ve bunu başarabilmek için güçlerimizin, toplumsal tabanımızın ileri doğru dönüştürülmesini ve geliştirilmesini zorunlu kılıyor. İşçi sınıfının sınıf karakterinin korunması ve geliştirilmesine yönelik bir kampanya, her şeyden önce, güçlerimizin ve çevremizin proleter sınıf karakterinin örgünleştirilmesiyle etkileşim içinde gerçekleştirilebilir. İşçi sınıfı içinde komünist işçi çekirdeklerine ve daha alt düzeyde, asgari bir proleter sağlamlığa ve direşkenliğe sahip yaygın, yerel devrimci sendikal örgütlülüklerden oluşan toplumsal bir belkemeğine sahip olmayan bir örgüt günümüz koşullarında istikrarsızlıktan, kitlelerin geri durumundan ve kırılganlığından doğrudan etkilenmekten kurtulamaz. Bu yüzden kampanyamız, güçlerimizde halen şu veya bu düzeyde etkide bulunan ara sınıf özelliklerine ve kısmi devrimcilik biçimlerine karşı amansız bir savaşımı da içerecek ve ancak bununla birleştirildiği ölçüde ilerletici olacaktır.

Bizim usta sınıf örgütçülerine, “bütün işçileri harekete geçiren yaşamsal sorunları tanıyan ve bilen kişilere, bir grev eylemini yürütebilecek ve iktisadi mücadeleyi bir üst politik aşamaya geçirme sanatına egemen kişilere gereksinmemiz vardır. Ancak önemli olan, bunların iktisadi mücadeleleri politik mücadeleyle birleştirmeyi ve kitleleri kismi taleplerden genel sınıf taleplerine geçirmeyi bilmeleridir. Böyle kadrolar yapay biçimde serada yetişmez, bunlar ancak mücadelenin içinde yetişebilir. Esas mesele doğru seçim yapmaktır, her hareket içinde en çok inisiyatif ve mücadele yeteneği gösteren en iyi güçleri saptamaktır.” (Kızıl Sendikalar Enternasyonali) Gerçek bir devrimci işçi sınıfı partisi, işçi sınıfının kitlelerin ve aydınların ortalama değil, en ileri dinamiklerine dayandığı, bu dinamikleri geliştirdiği ve yaygınlaştırdığı, onlar içerisinde de en yiğit, en kararlı, en yetenekli, en çalışkan, en direşken olanları geliştirip kadrolaştırdığı ölçüde bu adı hak eder. Kadro ve aktivistlerimizin ileri doğru sınanması ve gelişmesinin hızlanması da işçi sınıfı ve kitleler içinde gerçek proleter damara sahip veya bu yönde gelişmeye açık çok sayıda işçi ve emekçiye ulaşmak ve kazanmak da kitle çalışması ve mücadelesinin bizzat kitlelerin içinden genişletilmesi ve geliştirilmesinden geçer. Kampanyamız, işçi sınıfı ve kitleler içinde, her türlü sınıf dışı ve deklase örümcek ağlarıyla sarıp sarmalanmış, adeta pıhtılaşmış proleter damara hitap edecektir, onun mücadele içinden açığa çıkarılması, açılması ve geliştirilmesini hedeflemektedir.

Kampanyanın Çok Yönlü ve Bütünsel Kapsamı

“Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır!” kampanyasının içeriğini, genişletilmiş ve siyasal bir perspektiften ele alınmış kapsamıyla emeğin korunması mücadelesinin talepleri oluşturur. Emeğin korunması, yazımızın ilk bölümlerinde ortaya koyduğumuz, toplumsal emekçinin ve sınıf karakterinin her düzeyde tahrip edilmesine, çürütülmesine, kemirilmesine karşı bütünsel mücadele taleplerini kapsar. O, sınıftaki çözülme, kırılganlık ve küflü psikolojinin aşılmasının; toplumsal emeğin toplumsal olarak, sınıfın sınıf olarak varlığını mücadele içinde korumasının ve geliştirmenin zorunlu bir koşuludur. Emeğin ve sınıf karakterinin korunması mücadelesi, işçilerin aileleriyle birlikte, tüm yakıcı toplumsal ihtiyaçları için mücadeleyi içerir: Ücret, çalışma saatleri, çalışma temposu, dinlenme süreleri, sigorta, iş güvencesi, işçi sağlığı, idari baskı sorunları, kadın ve çocuk işçilere yönelik haklar; barınma, beslenme, sağlık, eğitim, moral ve zihinsel-kültürel gelişme, ulaşım, iletişim, spor, doğa, yaşam çevresi esenliği, gelecek güvencesi, sınıf kimliği ve sınıf onuru…

Emeğin korunması mücadelesinin talepleri konusunda şu üç noktaya özel dikkat göstermeliyiz. Birincisi, emeğin korunması, işçi sınıfının gerçek mücadele talep ve ihtiyaçları doğrultusunda söz, toplantı, örgütlenme, grev, direniş, gösteri özgürlüğü mücadelesinden ayrı düşünülemez. İkincisi, burjuvaziye karşı olan bu mücadelenin işçi sınıfının iç mücadelesinden; sınıfın içindeki gerici, şoven, tasfiyeci, sivil toplumcu, dekadans, deklase akım ve tutumlara, çürüme ve onursuzlaşmaya karşı etkin mücadeleden ayrı düşünülemez. Üçüncüsü, emeğin korunması talepler bütünü, aynı zamanda programatik bir kapsama sahiptir. Taleplerin bir çoğu ve bütünü, kapitalizm koşullarında kısmi ve sınırlı biçimlerin ötesinde gerçekleşemez. Örneğin, herkese iş, geniş işçi kitleleri için insanca yaşanacak ücret, tam iş güvencesi, gelecek güvencesi, tüm çalışanlara grevli-TİS’li sendikal örgütlülük, uyuşturucu, fuhuş ve alkolizmin kaldırılması… kapitalizmde sağlanamaz. Burjuvazi bazı hakları yasal olarak tanımak durumunda kaldığında da uygulamada sayısız hile hurdayla, törpülemekten geri durmaz. Kar oranlarının düşme eğilimi gösterdiği genel kriz koşullarında ise, kapitalizmin işçi sınıfının genel mücadele talepleri karşısında esneme marjı büsbütün düşer. Bu, günümüzde, neoliberal politikaların şiddeti karşısında somut kazanımları zorlaştırdığı ölçüde yakıcılaştırır.

Kampanyamızın bir can damarı da bu olacaktır: Güçlerimizin daha ziyade ajitasyon-propaganda ve işçi toplantılarıyla sınırlı bir sınıf faaliyetinden, somut hedefler ve kazanımlar doğrultusunda işçi eylemleri örgütlemeye geçiş yapması. Kampanyamızın adını, işçi eylemleri, direnişleri, emeğin yumruğu ve kazanımlarla anılır hale getirmemiz. Daha geniş işçi kitlelerini canlandırma ve içlerinde bir manevi otoriteye sahip olma açısından, en etkili ajitasyon-propaganda budur: Sonuç alıcı kitle eylemleri, örgütlenmeleri.. İşçi sınıfının genel ve ileri taleplerinin şu veya bu düzeyde kazanılması ise, uzun soluklu mücadeleler, düzenin sınırlarına yaslanan ve onu sarsan, birleşik ve militan bir sınıf gücünün, sınıfın içinden yaratılmasıyla gerçekleşebilir. Diğer taraftan, işçi sınıfı, giderek yakıcılaşacak, yaygınlaşacak, kitleselleşecek, militanlaşacak en yaşamsal talep, ihtiyaç ve özlemlerinden büyük bölümünün, kapitalizm koşullarında gerçekleşemeyeceğini, yine bu mücadeleler içinde, özdeneyimlerinden öğrenecektir. Stratejik bir perspektiften, emeğin korunması mücadelesi, her iki durum açısından da işçi sınıfının ve kitlelerin yeni bir devrimci yükselişinin de temel dinamiklerinden birini oluşturacaktır.

Programatik açıdan ise sosyal devrimle derhal yürürlüğe konacak emeğin en kapsamlı biçimde korunması tedbirlerini ve asıl olarak da sosyalizmde emeğin kurtuluşunu canlı bir propaganda konusu haline getirmeliyiz. Yalnızca sosyalizmin geçmiş deneyimleri açısından değil, özellikle günümüzde, çok daha gelişkin bir sosyalizmin önkoşulları temelinde, “insanca çalışma, insanca yaşam sosyalizmde!” kavramını canlandırmalıyız. Meşakkatli ve köleleştirilmiş emeğe dayalı sınıflı toplum biçimlerinden, çalışmanın bir kaç saate indirildiği “serbest zaman toplumuna”, yani komünizme geçişte, sosyalizm, giderek kısaltılan çalışmayı yıpratıcı ve köreltici bir şey olmaktan çıkaracak, insanın toplumsal-maddi yaşam koşullarıyla birlikte çok yönlü ve bütünsel gelişimini esas alacaktır. Sosyalizm, tek başına emeğin korunmasına indirgenemez elbette. Ancak, bu, daha geniş işçi kitlelerinin kapitalizmle giderek daha fazla karşıtlaşacak en yakıcı talep, ihtiyaç ve özlemleri ile ilişkilendirerek, sosyalizm fikriyle ilk tanıştırılması ve yakınlaştırılması için, önemli bir halkamız olmalıdır.

Emeğin korunmasında, bugün, sermayenin azgın saldırılarıyla sürekli budanan tarihsel mücadele kazanımlarının savunulması öne çıksa da o bunlarla sınırlı değildir. Daha üst, ileri talepleri de içerir, kapsam olarak genişlemiştir. Örneğin meta ilişkilerinin hiç bir boşluk bırakmamacasına genişlemesi, toplumsal-bireysel ihtiyaç ve özlemlerin kapitalist manipülasyonu, kültür endüstrisi, yabancılaşmaya karşı savaşımın önemini artırmıştır. Örneğin sistemin hayalleri bile meta-hayal paketlerinin ve hayali statülerin satışına bağlamasına karşı, işçilerin gerçek sınıfsal-insani hayal kurma yeteneği için bile savaşmaları, bunun yeni organ ve kanallarının yaratılması gerekir. Örneğin, makina ve bilgisayarların uzantısı haline gelmeye ve teknolojik denetime karşı, mücadele etmek gerekir. Örneğin, işçi sınıfını parçalayıcı ve daha derinlemesine yabancılaştırıcı üretim ve emek organizasyonunun (taşeronluk sistemi, evde çalışma, ödünç işçilik vb.) yeniden düzenlenmesi için mücadele etmek gerekir. Örneğin, toplumsal emek üretkenliğinin artmasıyla toplumsal-bireysel ihtiyaçlar da büyümektedir (teknolojiden yararlanma, yeni bilgi ve becerilerin zorunluluğu, enformasyon, iletişim artışı, uluslararası ilişkiler vd). Emeğin korunması mücadelesi, tümünü kapsadığı gibi, üretimin, emeğin ve bilginin daha ileri düzeylerde toplumsallaşmasının, bunun zorunlu kıldığı çok yönlü ve bütünsel toplumsal-bireysel gelişmenin sermaye engelinden kurtulması, emeğin nihai kurtuluşu için mücadeleyi de içermek zorundadır.

[foto]kampanya2-2.jpg[/foto]

III-EKONOMİK VE SİYASAL MÜCADELE ARASINDA KOPMAZ BAĞ

İşyeri koşullarının iyileştirilmesi ve ekonomik talepler kampanyamızın önemli bir yönünü oluşturmakla birlikte, o bunlarla sınırlı değildir. Kaldı ki işçi sınıfının en geri ve en dar biçimlere sıkışıp kalmış ekonomik taleplerini de ısrarlı bir çaba ile genişletmek gerekir. Çok daha önemli ve yaşamsal olan ise, ekonomik mücadele ile siyasal mücadele arasında kopmaz bağın kurulmasıdır. Bu, ekonomik-sendikal taleplere yama gibi siyasal taleplerin eklenmesiyle sağlanamaz. Fakat ekonomik ve sendikal mücadele ve örgütlenmenin de siyasal bir perspektif içinden yürütülmesiyle, devrimci militan siyasallaşma yönelimini içermesiyle sağlanır. En kısmi-güncel talep ve mücadele dahi, toplumsal emek ve ihtiyaçların sermaye ile bağdaşmazlığını merkeze koymalı, çürüyen ve çürüten sınıfa karşı devrimci sınıf ekseninden, kolektif işçi bilinci yöneliminin bir halkası olarak ele alınmalıdır.

Sendikal mücadele, kapitalizmin işçi sınıfı üzerinde her düzeyde artan şiddetine, tahrip ediciliğine, çürütücülüğüne karşı özsavunma eylemleriyle militan bir çizgide yürütülmelidir. Bu saldırılara karşı ancak sert yanıt veren direşken ve militan bir işçi sınıfı hareketi başarı kazanabilir. Ve ancak bu tür sert yanıtların yaygınlaşması, bir sınıf refleksi haline gelmesi, militan ve direşken bir sınıf hareketini yaratabilir.
“İşçileri toplu olarak işten atan, kara listeler oluşturan, sendikalaşan ve direnişe geçen işçilere köpeklerini saldırtan, grev kırma fonları toplayan, işyerinde işçilere dayak atan, horlayan, aşağılayan, küfreden, cinsel tacizde bulunan kapitalist patronlar ‘huzurlu’ bir yaşam sürdürememelidirler. Fabrika ve işyerlerinde etkili bir teşhir ile birlikte yumruğun gücünü de tatmalıdırlar. Sınıfı içeriden çözmeye, bölmeye çalışan işbirlikçi sınıf hainlerinden de esirgenmemelidir bu yumruk. Yeni devrimci bir sendikal hareket, teslimiyet ve moral çözülmeyi her düzeyde ortadan kaldıracak mücadele biçim ve stratejilerinin uygulanmasıyla, güven ve özgüven sorununun çözümüyle birlikte, örgütlenebilir. Sınıftaki yenilgi psikolojisine, fiili ve moral çözülmeye yol açan bütün etkenlere karşı mücadele edilmelidir.” (Devrimci Proletarya ve Kolektif İşçi Bilinci)

Bu etkenlerin bütününü bilmek ve onlara karşı aynı bütünsellikte; ekonomik, toplumsal, politik, ideolojik, psikolojik, kültürel, sanatsal.. -bir mücadele yürütebilmek, sendikal mücadeleyi de bu bütünsellik perspektifinden ele almak, öncelikle kitlelerin yaşamının dolaysızca içinde olmakla mümkündür:
“Kitlelerle, yani işçilerin büyük çoğunluğuyla kurulacak ilişkiler, her türlü sendikal eylemin başarısı için en önemli ve en temel koşuldur. Bütün sendikal örgütlülüklerde ve onların işleyişinde, tabandan tepeye -hepsinin komünist olması gerekmeyen- sorumlu yoldaşlardan oluşan, işçilerin içinde yaşayan, onların yaşamlarını ayrıntılı olarak inceleyen, herhangi bir sorunda, herhangi bir anda, kitlelerin isteklerini, duygularını, gerçek gereksinmelerini ve düşüncelerini yanılmaz biçimde değerlendirebilecek bir sistem kurulmalı ve fiilen denetlenmelidir. Bu yoldaşlar onların sınıf bilinçliliği düzeylerini, geçmişin kalıntıları ve önyargılarıyla ne derece etkilendiklerini, yanlış bir idealleştirme gölgesi düşmeyecek biçimde tanımlayacak yetide olmalılar ve onların çıkarlarına olan ilgileri ve yoldaşlıkları ile kitlelerin sınırsız güvenini kazanmalıdırlar.” (Lenin, Sendikalar Üzerine Tezler)

Genel Talepler - Alt Talepler Diyalektiği

İşçi sınıfının üzerine çökmüş ağır küf kokusunun, bozulma ve tahribatın başta gelen nedeni, grev ve direnişlerin cılızlığı ve etkisizliği, geniş işçi kitlelerinin ataletidir. Sınıfın içindeki bu küf kokusunu dağıtmak, onun her bir alandaki “sinir uçlarını” bulmak ve sıkı sıkıya yakalamaktan geçer. İki anlamda da “sinir uçlarını”: Hem doğal kitle öncülerini ve bu dinamiği taşıyan işçileri, hem de daha geniş işçi-emekçi kitlelerini belli bir anda hararetini artıran somut sorunları tam ve somut olarak belirlemek, bu doğrultudaki güncel mücadele taleplerini hızla yaşamın/sınıfın içinden formüle etmek ve popülerleştirmek. İkisi kesinkes bir bütündür: Ancak sınıfın içinden kazanılacak yerel öncüler üzerinden ve belli bir anda işçi kitlelerini en derinden etkileyen ve ilgilendiren acil sorunlar ve somut talepler üzerinden yürütülecek ısrarlı faaliyet, kitle mücadelesi ve örgütlenmesinin dinamiklerini geliştirir.

“İşçi kitlelerinin ilgi göstermediği ve arkasında durmayacağı iktisadi talepler boş laftır.” (Kızıl Sendikalar Enternasyonali) Kampanyamızın yaşamsallığı, kısmi ve yerel talepler ile işçi sınıfının genel talepleri arasında canlı bağ kurma yeteneğine bağlıdır. Örneğin genel bir “kapitalizm emekçileri ve çevreyi zehirliyor” ajitasyonu hiç bir yerde Tuzla’daki variller veya kuş gribi veya radyasyonlu çay ve fındık veya siyanurlu altın ve benzeri somut tepkiler üzerinden yaratılabilecek olan bir harekette olduğu gibi zemin bulmaz. Örneğin “iş cinayetlerine son” talebi, hiç bir yerde, iş kazalarının sık yaşandığı işyerlerinde, her kaza üzerinden ısrarla yürütülecek bir kampanya ve hareketlenmede olduğu denli yankı bulmaz ve tepkileri genişletmez. “İnsanca yaşanacak ücret” talebi, bir çok işyerinde mevcut ücretlerin bile tam ve zamanında ödenmemesine, mesai paralarının ödenmemesine, aşırı düşük zamlara karşı bir faaliyetle desteklenmedikçe, mücadeleyi buradan kızıştırmadıkça, işçiler tarafından samimi bulunmaz. “Çalışma saatleri kısaltılsın” talebi, diyelim ki işçileri çileden çıkaran fazla mesai baskılarına, sosyal yaşantıdan yoksunlaşmaya, bunun en çarpıcı örneklerine, diyelim ki cenazesi olan işçiye izin verilmemesine vd. karşı bir çalışma yürütmeden, bir kitle pratiği ve yönelimi haline gelemez. “Çetelere, uyuşturucuya, fuhuşa hayır” talebi, bu sorunların yoğun yaşandığı okullarda, mahallelerde çok somut hedefe koymalar temelinde, örneğin okul yönetimi, bir kaç tanınmış uyuşturucu ya da kadın satıcısı, Ülkü Ocakları vb. -bir kitle hareketlenmesi yaratmadan, güçlü bir etki ve yönelim yaratmaz.

Bu işçi sınıfının genel, ortak, stratejik taleplerinin bir yana bırakılması filan anlamına gelmez. Tam tersine, işçi sınıfının stratejik yönelim içerisinden örgütlenmesi, parçalılık ve rekabeti aşmak, ancak ortak ve genel talepler ve hedefler üzerinde birleşmesi sağlanarak olur. Kısmi ve yerel talepler, ancak genel taleplerin kopmaz bir halkası, özgül durum ve dinamiklere uyarlanarak kitle pratiği haline getirilmesi olduğunda, daha geniş kitleleri genel taleplere doğru yönlendirdiğinde, gerçek anlamını kazanır. İşçilerin ve emekçilerin içinde çalıştığı ve yaşadığı ekonomik-fiziksel, toplumsal, siyasal, kültürel, psikolojik koşulları tam olarak saptama ve bunlar içinde işçileri daha kolay ve yaygın olarak harekete ve örgütlenmeye sevkedebilecek “sinir uçlarını” belirleme yeteneğimizi geliştirmeliyiz.

Her yerde ve her alanda, kitlelerin bu türden en acil, en güncel, en yakıcı kısmi talep ve hedefler doğrultusunda hareketlendirilmesi, kitleleri daha fazlası için eğitmenin, cesaretlendirmenin, örgütlemenin zeminini oluşturmakla kalmaz, kitlelere oldukça soyut görünen genel taleplerin yaşamla dolmasını sağlar. Genel talepleri, “kısa ve anlık taktiklere dönüştürebilme becerisi gösterebilen güçler, büyük atılımlar kaydederler.” (Stratejik Derinlik) Bu nedenle “günlük mücadelede belirginlik, bundan yararlanmayı bilmek ve bunu genel sınıf mücadelesiyle birleştirmek sendikal taktiğin en önemli sorunudur.” (Kızıl Sendikalar Enternasyonali) Genel talepleri, her yerde alt/kısmi talep ve hedeflere dönüştürmek; her yerde fırsatları iyi değerlendiren kısa ve anlık adımlarla genel taleplere ve mücadeleye yönelimi örmek ve bunun dinamik, güncel kaldıraçlarını yaratmak kampanyamızın da en önemli sorunudur.

“Kölece Çalışmaya Kölece Yaşamaya Hayır!” kampanyasını yükseltmek için yapmamız gereken ilk hazırlık çalışması şudur: Tüm aktivistlerimiz, tanıdıkları, bir biçimde gözlemledikleri tüm işçi ve emekçileri gözden geçirmeli, yukarıda sıralanan sıkıntı ve tahribat öğelerinin hangilerini gösterdiklerini, bunlardan ne ölçüde etkilendiklerini somut olarak saptamalıdır. “Ben çevremde bu tür özellikler gözlemlemiyorum” türünden bir sonuç, ancak iki şekilde mümkün olur. Bu tür bir sonuca varan aktivist, ya “bu toplumda yaşamıyordur”, kitlelerle teması nitel ve nicel olarak son derece sınırlı bir kaç noktadan (örneğin işçilerle yapılan kravatlı toplantılardan) ibarettir ya da kitlelerdeki hergünkü sıkıntı ve tahribatın yaygınlığı nedeniyle bunların pek farkında değildir, “doğal ve değiştirilemez” gibi görüyordur!

Kendi çevresini bu gözle inceleyen ve araştıran her aktivist, kendi sınırlı tanış ve gözlem çevresinde bile, örneğin çalışmaktan, yorgunluktan, sağlık sorunlarından başını kaldıramayan, şu veya bu düzeyde fizik zihinsel ve moral yoksunluk ve tahribat yaşayan vd. benzer, ortak sorunlara sahip ne kadar çok işçi, emekçi ve ailesi olduğunu belki de şaşırarak farkına varacaktır! Kampanyanın, daha geniş kitlelerin ilgisini çekecek ilk pratik adımları buradan bile atılabilir.

Ufuk Çizgisi, 1 Haziran 2006, Sayı: 33