Yaşama dört elle sarıldığını her halleri ile hissettiren insanlar vardır. Mimiklerinden vücut dillerine kadar tüm davranışları ile bunu çevrelerine de yayarlar. Seslerinin kıvrımlarına bile yaşamla kurdukları ilişkinin rengi sinmiştir. Herkese dağıtabilecekleri bir enerjiyle yüklü oldukları duygusunu uyandırırlar insanda. Sanki verdikçe yeniden yeniden dolan, yaşam kaynağını da buradan alan küçük bir akümülatör gibidirler. Yaşlarını anlayamazsınız… Davranışları ile gençtirler ve sanki hep öyle kalacaktırlar duygusu uyandırırlar. Bu, onlarda öylesine bir kişilik özelliği değildir. Yaşam içindeki kavgadan edinilmiş sonuçların damıtılmış halidir. Bunu onlarla ilk ilişki kuruşunuzdan anlayabileceğiniz kadar olgunlaştırmışlardır. Bir yanı gençlik akan bir dinamizm, bir yanı yılların yaşanmışlıklarından biriktirilip, süzülmüş bir olgunluk akar size doğru. Herkese verecek bir anlamı, değeri olan insanların cömertliği sarıp sarmalar etkileşim kurduğunuz anları…
Pekçok sıfatı var
Teslime Özdemir böyle bir insan, böyle bir kadın. Onunla Düsseldorf Heinrich Heine Üniversitesi’ne bağlı Uniklinik’te yaklaşık 3 aydır devam eden grev ziyaretinde tanıştık. Pek çok sıfatı olan biri… Hastane çalışanı, Ver.di sendikasının işyeri temsilcisi, anne, eş, babaanne, birlikte çalıştığı genç işçilerin ablası, dostu, temsilcisi… Kendisi ile yaptığımız röportajın ilk anlarında resmi davranıyor. Ama ne kadar resmi davransa da çevresine yaydığı yapıcı enerjiyi “resmileştiremiyor”! Röportaj ilerledikçe, tüm doğallığını kuşanıyor. Elleri, gözleri, vücudu ile konuşan bu kadın, her hali ile ilgimizi çekiyor.
Yaşamını, bu enerjinin nerelerden süzülüp geldiğini merak ediyoruz. Kaç yıldır Almanya’da yaşadığından başlayıp nasıl temsilci olduğuna, çalışma yaşamında karşılaştığı zorluklardan, toplumsal baskılara kadar… aklımıza gelebilecek her soruyu bir çırpıda soruveriyoruz. 50 yaşlarında bir yaşam var karşımızda. Dile kolay, yarım asır… Ama o bu yarım asırlık ömrü son derece doğal, içten ve yalın cümlelerle anlatıveriyor. Demek ki insan yaşamı tırnakları ile söküp aldıkça geçmiş de böyle abartısızca yalınlaşıyor. Geçmişi ile yaşayanlardan değil Teslime… Bugünü ve geleceği olan bir insan. Geçmiş anlatımının içinden de bu fışkırıyor!
Hayat öğretiyor…
Köyünden koparılıp buralara getirildiğinde 13 yaşındadır. Bu yaşın insan ömrünün en zorlu dönemi olduğunu bilirsiniz. Bu yaşta köklerinden, toprağından koparılmak daha bir acı verir insana. O daha ne olduğunu anlamadan, 17 yaşındayken evlendirilir. Geleneklerin, kadına bakıştaki ataerkil kültürün çemberine sıkıştırılan bir “çocuk”! Ev işi bilmesi, yemek yapması, çocuk doğurup-büyütmesi beklenir kendisinden. Ama hiçbirini bilmez! Kayınvalidesi onu ev kadınlığına hazırlamak için, ücretsiz olarak şu anda çalıştığı hastahanenin temizlik bölümüne verir.
Temizliği, yemek yapmayı öğrenirken, başka şeyler de öğrenir Teslime. En başta da kendi deyimi ile “Adaletsizliklere karşı çıkmayı”! Yanıbaşında çalıştığı arkadaşlarının çalışma yaşamında karşılaştığı tüm “adaletsizliklere” asice karşı koyar. Çatışır, dövüşür… Sakınmasızlığı ve güçlü “adalet” duygusu ile birlikte çalıştığı arkadaşlarının sevgisini kazanır. Temizlik öğrenip iyi bir ev kadını olması için hastahaneye bir çeşit yamak olarak sokulan Teslime, aylar ilerledikçe kendisinde yeni bir kişilik büyütür. Sezgileri, dayanışma duyguları ve kolektif düşünme yeteneği ile doğal bir işçi önderidir artık. Ailesi işten ayrılmasını istediğinde de bu kimliği ile çıkar karşılarına. O çalışacaktır. Kimse engellememelidir! Bu kadar yalın…
Engellenir elbet. Eşi, kayınvalidesi, akrabaları tarafından evine dönmesi için gerekli her türlü baskı yapılır. Fakat Teslime gencecik yaşında edindiği doğal sınıf kimliği ve “özgürlük” duygusu ile direnir. Çok zorlu olur her şey. Dışlanır, pek çok kötü muamele ile karşılaşır… vs.
Sonra bir çocuğu oluverir. Aile bunun üzerine işten ayrılması için daha fazla basınç uygular. Hiçbir baskı ve basınç Teslime’yi yaşam içinden kazandığı ve iliklerine kadar sindirdiği o doğal sınıfsal duygu ve bilincinden koparamaz. Çocuğu dahi…
Yıllar ilerler… Ve Teslime iş arkadaşları için değerli bir “abla” olur. Onu kendilerinin temsilcisi yaparlar. Ve yıllardır da öyle kalır. Birileri tarafından verilmeyen, bizzat kendi emekleri, çabası, kişiliğindeki net duruşu ile kazandığı bir sıfattır bu.
Yaşamda öncü…
Sendika temsilcisi olmak da kolay değildir. Toplantılar, grevler, seyahatler… Bu sefer aile ile bunların kapışmasını yaşar. Kıskançlıklara, güvensizliklere ve bunlar üzerinden gelişecek tüm sindirme çabalarına pabuç bırakmaz. O “kendisine güveniyordur, onlar da ona güvenecektir” bilinci ile asılır yapacaklarına. Doğrunun hükmünü konuşturacağına olan inancı ile… Ve öyle de olur. Dostları, arkadaşları tarafından büyük bir saygı ve sevgi ile benimsenen Teslime, bir zaman sonra ailesinden de aynı sahiplenmeyi görür. En başta da eşinden. “Şimdi yapacağı her şeyde bana akıl danışır” cümlesi ile özetler bu farklılaşmayı Teslime.
Teslime şimdi Almanya’da hız kazanan neoliberal saldırı zincirinin önemli bir etabında tutarlı bir öncü işçi duruşu ile sahipleniyor grevi. “Burada vereceğimiz en küçük taviz daha büyüklerin önünü açar. O yüzden kararlı ve tavizsiz olmalıyız. Gerekirse Fransa’daki gibi farklı eylem biçimleriyle beslemeliyiz grevimizi. Ama asla geri adım atmamalıyız.” diyor. Çalışma saatlerinin uzatılması ve toplu sözleşme hakkının gasp edilmesinin söz konusu olduğu bir saldırının tarihsel anlamını ve önemini kavramış bir işçi önderi olarak asılıyor grev silahına. Zaten son 10 yıldır hızlanan özelleştirme, çalışma saatlerinin esnekleştirilmesi ve uzatılması saldırısının diğer yerlerle kıyaslandığında bu hastahanede başarılı olamaması o ve diğer öncü işçilerin tutarlı ve kararlı duruşları sayesinde olmuş anladığımız kadarı ile.
Bu yazı bitmek üzere iken kendisinden gelen telefonla grevlerinin belli bir kazanımla bittiği haberini vererek, yapacakları şölene gazete olarak bizi de davet etti. Emeğin korunması mücadelesinde Teslimeler gibi kadın işçi önderlerinin varlığı ayrı bir mutluluk ve güvenle dolduruyor içimizi! Onun şahsında hepsini sevgiyle kucaklıyoruz…