Üzerimizdeki molozlar

Hayatını kaybedenler ya da enkaz altında kalanların çoğu diş biledikleri Kürtler nasılsa!..

KADIN
Cuma, 9 Kasım 2012 (13 yıl 11 ay önce)

Van halkı geçen yıl bu zamanlarda depremle gündemimize girdi. Bine yakın insan ölmüş, binlercesinin yaşamı da kabusa dönüşmüştü.

Burası, "Deprem söylentilerine itibar etmeyin ağır hasarlı olmayan binalara girin” diye acı ve yoksunluk içindeki ahaliyi ikna etmekten çekinmeyen Erdoğan Bayraktar'ın memleketi! O Erdoğan Bayraktar ki, TOKİ yağmasının elini kolunu sallayarak hüküm sürdüğü topraklarda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yapıyor hala!

1 yıl önce, bine yakın yoksul hayatını kaybetmiş, evi yurdu yıkılmış, harap olmuştu. Çaresizlik, umutsuzluk, geleceksizlik kuşatmışken hayatı, bir darbe de deprem vurdu yoksullara, kadınlara, çocuklara ve Kürtlere!.. Yağmurdan kaçıp saçak altına sığınabilirsiniz; depremle, deprem felaketinin sonuçlarıyla başetmek için ne yaparsınız? Gözünüz kulağınız hayatınızı çekilmez kılan kararların altında imzası olan o malum “yetkililerde” değil midir? Kaybettikleri yakınları, yıkılan evleri, gözlerindeki çaresizliği unutamadıkları yetmezmiş gibi bir de göz göre göre gelen ölümlere koşmaya inandırıldılar onlar...

“Az hasarlı evlere girebilirler” diye fetva vererek insan hayatına 5 kuruşluk değer biçen bakanların yurdu burası çünkü! Hayatını kaybedenler ya da enkaz altında kalanların çoğu diş biledikleri Kürtler nasılsa! Kar altındaki bir unutulmuşta ölmedikleri için doğru dürüst sevinemeyen, bu zor hayatın çocuk denilen yetişkinleri...

Tecavüze ya da cinayete kurban edilen, hesabını kimsenin doğru dürüst sormadığı kayıp giden gencecik kadınlar nasılsa ortada çırpınan, şıpıdık terlikleriyle o dondurucu soğukta... Üstlerinde incecik bir hırkayla yardımların, çadırların, suyun peşindeki kadınlar. Her büyük sarsıntıda en derin yaralar, en büyük acılar kadınlara düşer! Van’da da öyle oldu. Sayısız kadın, korkunç travmalarıyla yaşama tutunmaya çalışırken, ağır yaşam koşulları altında daha da ezildi, yıkıldı.

Van Depremi'nin üzerinden tam tamına bir yıl geçti. Acısı, kayıpları belleğimizde.

Alınteri'nin Kasım sayısında yer verdiğimiz “Deprem, kadınlar” başlıklı makaleyi yayınlıyoruz:

Deprem, kadınlar (*)
Van halkı geçen yıl bu zamanlarda depremle gündemimize girdi. Bine yakın insan ölmüş, binlercesinin yaşamı da kabusa dönüşmüştü.

O günleri hatırlarsınız, Van halkının acıları karşısında insanın kanını donduracak şoven histeriyi de hatırlarsınız! O “Oh olmuş!”ları, “Kürtler mi? Allah cezalarını verdi!” demeleri… Hem de bu histerik sayıklamaları yanıbaşımızdaki insanlardan duymuş, irkilmiştik. Ancak bir trajedi böylesine “politikleşerek” insanlık belleğine derin çentikler atabilirdi!

O trajedinin politikaya ve gerçek anlamda ranta tahvili bitmedi. Yardımların devletin Kürdü olmayı kabul edenlere gitmesinden tutalım da, bu sınırlar dışında kalan Kürtlerden gelen yardımları engellenmesine kadar aklımıza gelebilecek pekçok yönüyle burjuva politikanın sayısız kirli hesabına tahvil edilip durdu!

Bir trajedi bu kadar yağmalanır! Son olarak bu yıldönümünde Tayyip Erdoğan ve neredeyse tüm kabinesi Erciş’e sökün etti binlerce polis ve her yerlerinden sırıtan samimiyetsizlikleri eşliğinde… Erciş’i yeniden yarattıkları, konut sorununu çözdükleri, 110 bin TL’ye mal olan konutları lütfederek 75 bin TL’ye sattıkları, masallarını anlattılar! Yalanı, en usta aktöre taş çıkartacak bir soğukkanlılıkla söyleyecek kadar ustalaştıklarını bir kere daha kanıtlayarak! Öyle ki, binlerce insanın kaldığı çadır ya da konteynır denizi tüm gerçekliğiyle ortada duruyordu! 110 bin TL’ye mal olduğu söylenen konutlar da taş çatlasa 56 bin TL’ye mal olmuştu aslında! Ve açılışları yapılsa da yoksul halkın ulaşmasının neredeyse mümkün olmadığı o TOKİ evlerinin elektrik, su, kanalizasyon gibi sorunları henüz çözülmemişti! Tek gerçek vardı o da TOKİ eliyle müteahhitler için dev bir rant alanının açıldığı!..

Evet, bir trajedi bu kadar yağmalanır! Biliyoruz ki her büyük sarsıntıda en derin yaralar, en büyük acılar kadınlara düşer! Van’da da öyle oldu. Sayısız kadın, korkunç travmalarıyla yaşama tutunmaya çalışırken, ağır yaşam koşulları altında daha bir ezildi, yıkıldı! Deprem halkı, ille de kadınlar bu acıların ortasında dinsel gericiliğin o bilinen söylevleriyle abluka altına alınmaya çalışıldı. Çadır kentler bir “misyoner” sürüsünce çevrelendi, içeriye halkın gerçek sorunlarına derman olacakların girmesinin engellenmesi pahasına! Açlık, soğuk, her türlü hijyenden yoksunluk, ilaçsızlık, aklımıza gelebilecek her türlü doğal ihtiyaçtan yoksun olan bu halk, ille de kadınlar bu gerici misyonerler eliyle yeniden “sömürgeleştirilmeye” çalışıldı! Yardımlar, destekler “taraftarlara” giderken; “misyonerlik”te sınır konulmuyordu nedense.



İşe bakın ki dinden, ahlaktan bahseden bu zevatın ve bizzat kolluk güçlerinin gözü önünde ve onlar tarafından kadın ve kız çocuklarına yönelik taciz ve tecavüz girişimleri yaşanıyordu! İşe bakın ki “güvenlik ağı” eşliğinde fuhuş örgütleniyordu!

Burjuvazinin evrensel ahlakı burada da tüm çıplaklığıyla hükmünü sürdürüyordu. Biz bu ahlakı Bosna ya da diğer felaketlerin yaşandığı yerlere sökün eden BM komutanlarının oralarda yaptıklarından da biliyoruz. Ama “felaket” Kürdistan’da yaşanınca işin içine başka politik hesapların girdiğinin de bir o kadar farkındayız. Orada sadece para kazanmak, rant sağlamak değil; düşman gibi görülen bir halkın canevinden vurularak çürütülmesi amacı devreye giriyor! Orada her şey, insanın ruhu, bedeni bu dondurucu gerçek içinden anlam kazanıyor!

Van depreminin üzerinden bir yıl geçti evet ama insanlığın üzerine binlerce yıllık molozlar yığılıyor, farkında mıyız? Bu ikiyüzlülüğe, bu rantiyeciliğe, talancılığa, yalancılığa daha ne kadar izin vereceğiz? Daha ne kadar seyredeceğiz? “Van’ı yeniden yarattık” diyenlerin yüzüne gerçeğin çıplaklığıyla sıktığımız yumrukları indirmedikçe bu alçaklık da bitmeyecek!

(*) Bu yazı BDP’li Belediyelere bağlı olarak faaliyet yürüten VAKASUM çalışanı Sosyolog Ceyhan Timur’un ANF’deki anlatımları üzerine yazıldı.
[Alınteri'nin Kasım 2012 tarihli sayısından alınmıştır]