Kapitalist cezaevi ve imaj

ABD'de cezaevindekilerin ve şartlı salıverilenlerin sayısı toplam işgücünün yüzde 5’ine tekabül eden 7 milyonu aşmış

DÜNYA
Pazartesi, 10 Aralık 2012 (13 yıl 10 ay önce)

Başlıkta metafor yok! Bayağı, bildiğimiz cezaevlerinin bildiğimiz kapitalist şirketlere devrinden söz ediyorum. Bu durumun, özellikle eleştiriler arttıkça şirketlerin halk nezdindeki mamul itibarını zedeleyeceği kesindi. Nitekim, giderek öyle de oldu. Dolayısıyla, bu işlere bulaşanların önde gelenlerinden Sodexo imajını tazeleme ihtiyacı duyacaktı. Duydu da. Konumuz budur.

‘İşler’ bu raddeye varırken bizzat kapitalizmin kendisi bir cezaevi haline geliyor, Debord’un 1960’larda gözlemlediğinin de ötesinde bir imaj kümesine dönüşüyordu. İçinde yüzdüğümüz küresel kapitalizm çoğumuzun hissettiği üzere bir tür cezaevi-imaj almaşığı. Bu yüzden de başlığımız metafor-ötesidir. Edebi bir numara olarak algılanmasın.

Bu meseleye ilgim 10 yıl öncesine dayanır ABD’nde çalıştığım üniversite, kafeteryasını taşeron bir şirkete devretmeye karar vermişti. Devir yüzünden başta öğrenci çalışanlar olmak üzere işçilerin yüzde 30’u işlerinden olmak üzereydi. “Ne oluyoruz, yahu?” diye öğrencilerin çoğu ayaklandı. Kurcalamaya başladık, “kim niye gidiyor, kim niye geliyor” dedik. Üniversite yönetiminden malum argümanlar geldi: “maliyet yüksekti,” “etkin ve verimli değildi kafeterya” vs. Bildiğimiz harcıalem, banal zevzeklik yani. Bu arada taşeron şirketin Sodexho olduğunu da öğrendik. Bu yeni bilgi vesilesiyle öğrencilerle birlikte Sodexho’yu tanımaya karar verdik.

New York, Madison Avenue’den reklamcı, halkla ilişkilerci guruların hazırladığı internette gezen yıllık raporların, şirketin cilalı imajının ötesine geçince rezalet ortaya çıktı. Hepimizi yedirmekten, içirmekten başka bir şey düşünmeyen (!) bu masum şirket aynı zamanda Amerikan hapishanelerinin gaddar işletmecisi imiş. Cezaevlerinin yanı sıra başka üniversitelerde de taşeronluklar üstlenmiş, herkes ayağa kalkmış. Kampanyalar çoktan başlamış, şirket de savunmaya, imaj tazelemeye geçmiş bile.

Biraz araştırdım, bu imaj tazeleme gayreti şirketin adını “düzeltmeye” kadar varmış: 2008’de Sodexho’nun “h”sini, otellerdeki faaliyetlere fazlasıyla vurgu yaptığı, şirketin son yıllardaki çok yönelimli (cezaevlerini kastediyor olmalılar!) yatırımlarını yansıtmadığı gerekçesiyle kaldırıvermişler. 40 yıllık, yarım milyon çalışanlı, 17 milyar dolar yıllık kazançlı çokuluslu Sodexho bir anda adım-hatasız-olsun-hassasiyeti sonucu Sodexo oluvermiş!



Adım-hatasız-olsun hassasiyeti’ne her fırsatta verdiğim bir başka tipik örnek de USS’in (United States Steel) USX’e dönüşmesidir. Demir çelik sektörünü terkedip otelciliğe, petrol sevkiyatçılığına soyunan şirket, adındaki demir çelik anlamına gelen son “S”den rahatsız olup, neresinin karlı olacağını bilemediği için bilinmeyen o sektör anlamına gelen “X”i tercih etmişti. Demek, imaj tazelemenin maddi temeli de varmış!

Bugünün ABD’ne bakıyoruz ve öğreniyoruz ki, cezaevindekilerin ve şartlı salıverilenlerin sayısı toplam işgücünün yüzde 5’ine tekabül eden 7 milyonu aşmış! Hapishaneler insan almıyor, taşıyor. Bu insanları bizzat içeri atan devletin kendisi cezaevlerini yönetemiyor, özelleştiriyor, taşeron şirketlere havale ediyor. York Üniversitesi’nden Jonathan Nitzan bu gelişmeleri devletin, kapitalizm sıkıştıkça gücü merkezileştiren eğilimine bağlıyor (http://tinyurl.com/b3tfrog).

Malum kapitalizmin eğilimleri çelişkilidir. Varılan durumun vehameti, gayri insani koşullar Kaliforniya Eyalet Üst Mahkemesi’ni harekete geçiriyor. Ve Mahkeme geçen yıl Mayıs ayında, Kaliforniya hapishanelerindeki 140,000 dolaylarındaki mahkumdan 40,000 kadarının salıverilmesine karar veriyor. Gerekçe de, cezaevi koşullarının mahkumların anayasal haklarınının ihlaline varacak kadar bozulmuş olması!

Ahmet Tonak, BirGün, 10 Aralık 2012