Pazar, 13 Ocak 2013 (13 yıl 9 ay önce)
Emperyalizmin Ortadoğu’ya “Demokrasi (!) Getirme” Projesinde Sıra İran’a Geliyor
Leyla Dehgani
2009 yılı yazında yapılan hileli Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra İran’da çıkan, önderliğini “
İslami reformist” (Ilımlı İslamcı)
Mir Hüseyin Musevi’nin yaptığı ve başkentte yaşayan halkın büyük bir kesiminin Ilımlı İslam’a desteğini değil, İslam Cumhuriyeti rejimine tümden karşı çıkışını meydanlardan haykırdığı ayaklanmadan 3 yıl, meşru ve sınıfsal taleplerle başlayan ve daha sonra emperyalizmin/ “
Ilımlı İslam”ın çıkarlarına doğru evrilen Arap İsyanlarının üzerinden ise 2 yıl geçiyor.
Bugüne bakıldığında İran’daki “
Yeşil Devrim” denemesinin sonuçsuz kalarak ülkedeki radikal muhalefetin ılımlı vs. radikal İslam ikileminde boğulmasına yol açtığını görüyoruz. Arap coğrafyasında ise “
Bahar”ın yerini karakış aldı:
Tunus’ta halkın devrimi
Müslüman Kardeşler tarafından çalınır ve
Mısır’da karşıdevrime karşı yükselen isyan sesi bastırılırken,
Suriye’de İslamcı “Özgür Suriye Ordusu” kan dökmeye devam ediyor.
Bu konjonktürde özellikle de Suriye üzerinde, AKP’nin Türkiye’sine emperyalistler tarafından biçilen rol büyük: AKP’nin en başından beri
Ortadoğu ve Arap ülkeleriyle ilgili verdiği demeçler ve yaptığı demagojilerin yanı sıra İran’a karşı
Malatya’da kurulan Kürecik Füze Kalkanı ve son olarak NATO/Almanya tarafından Suriye’ye (ve dahası İran’a) karşı Türkiye’ye verilen
Patriot füzeleri bunun son kanıtı. Türkiye halklarının, Suriye ve İran’a karşı -olası bir savaş durumunda Türkiye’yi emperyalizmin dikensiz gül bahçesine çevirmek umuduyla- kışkırtılmak istendiği çok açık. Ülkenin sol/sosyalist hareketi ise (“
Yetmez ama evet” tayfasını sosyalizmin dışında tutmak gerekirse) genel olarak bu çabaya karşı tutarlı ve onurlu bir tavır sergiliyor. Bu tavır her ne kadar kimi hareketlerce Baas ve komünist-katili İslamcı İran rejimine desteği beraberinde getiriyor olsa da, bu yanlış tutum hareketin genel olarak takındığı tavrın görece olumlu olduğu gerçeğini ortadan kaldırmıyor.
Zira Türkiyeli yoldaşlarda anti-emperyalist ve yurtsever damar hala güçlü olsa da, İran için aynısını söylemek ne yazık ki mümkün değil: Öyle ki, sürgünde faaliyet gösteren ve hatta tarihinde büyük anti-emperyalist direniş örnekleri bulunan kimi hareket ve partiler (bunun en önemli örneği “
İslami Marksist” olarak bilinen ve
Ali Şeriati’nin ideolojisinden etkilenerek kurulan Halkın Mücahitleri örgütüdür, onun dışında
Mansur Hikmet geleneğine ait bazı partilerden de bahsetmek de mümkün)
ABD ve
NATO’nun İran’a saldırma ihtimalini teorik olarak desteklemekle kalmayıp emperyalizmin İran’la ilgili gelecek planlarında aktif rol almaktalar.
Kasım ayında ABD ve Avrupa başkentlerinde, İran’ın geleceğini (emperyalistlerin çıkarlarına göre) tayin etmek adına İranlı muhaliflerin de katıldığı dört konferans düzenlendi:
Washington’da “
İranlı-Amerikanların Ulusal Şurası”nın desteğiyle düzenlenen “İ
ran 2013: Diplomasiyi Mümkün Kılmak”,
Paris’te
Halkın Mücahitleri örgütünün genel sekreteri
Meryem Rajavi ve
ABD Ordusu'ndan generallerin de katılımıyla gerçekleşen “
İran’da Değişimin Ajandası 2013″,
Prag’da “
Demokrasinin Gelişimi için Birlik” tarafından düzenlenen Konferans ve Londra’da (eski Sovyet ülkelerini “
demokratikleştirme” projelerini kurgulayan ve daha önce 2001′de “
Irak’ın Geleceği Projesi”ni de başlatan)
Legatum Enstitüsü tarafından düzenlenen “İran’ın Geleceği Projesi”nde ABD emperyalizminin İran’a dair çeşitli planları bizzat
Obama ve
Bush döneminde
Beyaz Saray'ın yakın çevresinde bulunan siyasetçiler tarafından açıkça konuşulup tartışıldı:
Washington’daki konferansta Obama kabinesine yakın isimler, sıcak savaş yerine (sosyalistlerin ve yoksul İran halklarının birinci düşmanı olan)
İslam Cumhuriyeti rejimini ortadan kaldırmayıp onun dış politikasını değiştirerek Türkiye gibi Müslüman bir ABD müttefiği haline getirmenin ABD'nin çıkarları açısından en yararlı alternatif olduğunu söylerken, Paris’te -Cumhuriyetçi kanadın en faşist isimlerinden, bir dönem Bush’un BM’de temsilciliğini yapmış olan-
John Bollton ve eski
New York Belediye Başkanı Rudolf Giuliani bir “
askeri müdahele”yle yapılacak rejim değişikliğini savunarak “
Halkın Mücahitleri” örgütünü “
Özgür ve demokratik bir İran için en büyük umut” olarak nitelendirdiler. Prag’da yapılan konferansta ise Halkın Mücahitleri örgütünün temsilcisi yerine ABD kuklası eski
Şah Rejiminin ve
Humeyni döneminde (yani İslam rejiminin ülkedeki sosyalist nesli katlettiği ve recm, zorunlu tesettür vb. kadın düşmanı yasaları geçirdiği dönemde) 8 yıl Başbakanlık yaptığı halde bugün “
muhalif reformist lider” olarak lanse edilen Mir Hüseyin Musevi’nin temsilcilerinin yanı sıra
İran Kürdistan Demokrat Partisi (İKDP),
Komeleh (bu isimi kullanan iki örgütten
İran Komünist Partisi'ne bağlı olmayıp milliyetçi bir politika içeren fraksiyon) ve
İran Kürt Kadınlar Birliği temsilcileri katılımcı olarak yeraldı ve “
İran’ın Geleceği”ne dair planlarını sundular.
İran’ın geleceğinin NATO ve ABD planları çerçevesinde tartışıldığı konferanslar aslında
Türkiye’ye de sıçradı: 3 Ocak'ta -haftalardır Patriot füzelerine,
AKP’ye ve onun Suriye’ye yönelik emperyalist politikalarına karşı protestolarla gündemde olan-
ODTÜ’de
Uluslararası İlişkiler Bölümü'nün AKP üyesi Başkanı
Hüseyin Bağcı’nın davetlisi olarak İşletme Fakültesi'ne gelen
Almanya Büyükelçisi Eberhard Pohl, “
Almanya’nın Dış Politikası” konulu sunumunda İran’a da değindi ve “
önümüzdeki gelişmelerin ışığında Patriot füzelerinin sadece Suriye’ye değil, İran tehlikesine karşı da bir güvenlik önlemi olabileceğini” söyledi. NATO’nun Büyükelçisi ODTÜ’ye her ne kadar herhangi bir duyuru veya afişleme olmadan (okulun boşalmaya başladığı final dönemi arifesinde) adeta gizlenerek gelse de, konuşmasının sonunda -konferanstan tesadüfen haberdar olup orada bulunan-
İranlı sosyalist bir kadın öğrencinin sözlü protestosuyla karşılaşmaktan kurtulamadı.
1979′da Şah’ın kovulduğu devrim ve ardından İslamcıların yaptığı karşı-devrimle beraber İran’ın bir önceki sosyalist nesli toplu idam ve infazlarla katledilmiş olsa da, hala sürgünde faaliyet yürüten anti-emperyalist sosyalist partiler ve -az da olsa- genç devrimci komünistlerin varlığından söz etmek mümkün. İran’ın geleceğini tayin etmek ne katliamcı faşist İslam Cumhuriyetinin ne NATO ve ABD’nin ne de ABD güdümündeki reformcu-milliyetçi-ılımlı İslamcı sözde “
muhaliflerin” tekelinde! Bu anlamda gerek ABD ve Avrupa, gerekse de Türkiye’deki anti-emperyalist hareketin ve sosyalistlerin ABD ve NATO karşısında İslam Cumhuriyeti rejimine “
düşmanımın düşmanı dostumdur” politikasıyla yaklaşmayıp İranlı yoldaşlarına kulak vermesi önemli! Zira İran’ın işçileri, ılımlı İslam’a ve ABD demokrasisine taviz vermeyen radikal kadınları, yoksulları ve ezilen halklarının kurtuluş umudu olacak sosyalizmin sesi her ne kadar kısık çıksa da, asla susmadı ve susmayacak!
Kaynak:
İKP-MLM yayın örgütü Haqiqat, sayı: 61: http://peykeiran.com/Content.aspx?ID=56791
Alman Büyükelçiye ODTÜde Protesto, http://www.etha.com.tr/Haber/2013/01/03/genclik/alman-buyukelciye-odtude-protesto/
Gizli konferansta sosyalist protesto, /?p=17780