Salı, 15 Ocak 2013 (13 yıl 9 ay önce)
YAŞANACAK DÜNYA
Yine ruhları parçalayan, gururu örseleyen hayvanlık!
Parçalanmış ruhu, örselenmiş gururu, sarsılmış özgüveniyle yaşamaya mahkum edilen tecavüze uğrayan kadınlarımız...
Çoğu yaşamına kendi elleriyle son verir. Bir kısmı ruhsal çöküntüden kurtulamaz.
Hindistan‘da, dünyayı ayağa kaldıran toplu tecavüz olayının üzerinden henüz bir ay geçmişken benzer bir olayla bir kez daha insanlık yerlerde süründü. Aynı şekilde bir yolcu otobüsünde bir genç kadın yedi kişinin tecavüzüne uğradı.
Polis, otobüs şoförü ile muavinin otobüsü ıssız bir yere çektikten sonra kadını yakınlardaki bir binaya getirerek beş arkadaşıyla birlikte tecavüz ettiklerini söylüyor. Olayın, tecavüze maruz kalan kadının ertesi gün otobüs şoförü tarafından köyüne bırakılmasının ardından ortaya çıktığı belirtilirken, altı zanlının gözaltına alındığı bildirildi.
Hindistan’da 16 Aralık‘ta 23 yaşındaki tıp öğrencisi bir genç kadın otobüste toplu tecavüze uğramış, demir çubuklarla ölesiye dövüldükten sonra otobüsten atılmıştı. Ağır yaralanan genç kadın tedavi gördüğü hastanede yaşamını yitirmişti. Olay Hintli kadınların haftalarca devam eden sokak gösterileri düzenlemelerine yol açmıştı.
Kadınlara yönelik şiddetin en yaygın olduğu ülke olan Hindistan’da
her 20 dakikada bir kadının tecavüze maruz kaldığı söyleniyor; tabii resmi rakamlara göre... Hindistan’da geçtiğimiz yıl
256 bin 329 şiddet olayı meydana gelmiş. Bunlardan 229 bini kadına yönelik şiddet olaylarını oluşturuyor. Kadınların büyük bir bölümünün şikayette bulunmadığı hesaplanarak gerçek rakamın bunun 4 katının üzerinde olduğu belirtiliyor.
Mültecilik ve tecavüz
Avrupa‘da iltica talebinde bulunan, savaş bölgelerinden gelen, arasında Türkiye Kürdistanı‘nda olmak üzere tecavüze uğrayan çok sayıda kadın var.
Sığınma arayışına yol açan kovuşturma genellikle cinsel saldırı ve işkence biçimindedir. Örneğin,
Kenya mülteci kamplarında tecavüze uğradıklarını bildiren
Somalili kadınların nerdeyse yarısı iltica etmelerinin öncelikli nedeninin tecavüze uğramaları olduğunu bildirmişlerdir. Bu tür saldırı mağdurları bu yaşantılarından söz etmezler, çünkü pekçok kültürde yaftalanmakta ve hatalı görülmektedirler.
İltica yolculuğu sırasında kadın ve kız çocuğu mülteciler istismar, tecavüz, kaçırılma ve öldürülme tehdidi altındadır. Erkek yakınlarından ayrılarak küçük çocuklarıyla yolculuk edenler özellikle cinsel saldırıya daha da açıktırlar. Ancak, bu durumda da şiddetin düzeyi artmıştır, tecavüzden sonra gemideki bütün yolcular öldürülmeye başlanmıştır (
Forbes Martin 1991). Kadın mülteciler sınırdaki hapishanelerde tutularak tecavüz edildiklerini, zorla fahişelik yaptırıldığını (
Executive Committee of the High Commissioner’s Programme, 12 October 1993) bildirmişlerdir.
Kamplara ulaştıklarında, cinsel saldırı ve tecavüz korkusu sürer. Kamplarda güvenlik genellikle yetersizdir. Kimi saldırganlar ise mülteci erkeklerdir, ancak bu kanıtlanamaz, çünkü bu saldırganlar hemen hiç yakalanmaz. (
Africa Watch 1993)
Kadınlar cinsel ilişki karşılığı koruma önerenler tarafından da istismar edilirler. Çocuğu olan kadınlar bu saldırılara daha fazla maruz kalmaktadır. Kadının cinsel birlikteliğine karşılık çocuğun rehin alındığına ilişkin bildirilen örnekler vardır. Kadının yasal sığınmacı olabilmesini sağlayan belgelerin yanında olmaması da cinsel ve başka istismara açık hale getiriyor.
Fahişeliğe zorlanma, özellikle yanlarında erkek olmayan kadın ya da genç kız mülteciler için giderek artan bir sorundur. Bu durum mülteciliğin olduğu bütün ülkelerde vardır.
Acı önce kelimelere dökülür sonra imgelere karışır
Tecavüze uğrayan kadınları dinlerken acı kelimelere dönüşür, imgelere karışır, bambaşka şeyler olurlar. Sizinle paylaşmayı, arkasından geniş topluluklarla paylaşmayı kabul edenler, sanki kendileri yaşamamış gibi, beyinlerinden kazıma istemi ile anlatırlar.
Cezaevlerinde yatanlarımız bilir, tecavüze uğrayan kadınlarımız, bunu yapan insan olmayan işkenceci yaratıklar hakkında “
suç duyurusunda” bulunmaya ikna etmek dahi çok zordur. O düşmanın karşısında şahin kesilen kadınlarımız, çoğu kez de böyle bir olaydan dolayı kamuoyunun gündemine gelmek istemezler, yaralarının yeniden kanamasını, bunu herkesin duymasını istemezler. Ta ki birileri cesaretle ortaya atılıp bunu bir mücadele aracına dönüştürünce bu alanda da cesaretlendi kadınlarımız.
Savaş ve tecavüz
Savaşlarda tecavüz bir saldırı olarak kullanılır. Sadece cinsel bir saldırı olarak değil, baskı ve teslim almayı hedefleyen bir işkence yöntemi olarak en etkili olacağını düşündükleri alçakça araçlardan birisidir. Bundandır kadınlara toplu tecavüz denildiğinde akla ilk gelen savaşlar olur. Çünkü savaşlarda kadınlar sadece eşini oğlunu kaybetmez. Savaş ganimetidir adeta, tecavüz edilir, öldürülür, ruhu paramparça edilmeye çalışılır. Kürdistan’da yıllardır süren savaşta yüzlerce kadına tecavüz edildi.
Buralarda salt cinsel bir saldırı değildir tecavüz, politik bir baskı ve teslim alma yöntemidir. Özsaygısını kaybettirme, kimliksizleştirme kişiliksizleştirme çabasıdır. Kadın şahsında bir toplumu bitirme amaçlanır. Tecavüz, her savaşta saldırganların kullandığı en etkili ve en derin iz bırakan silahtır.
Bu kadar mı? Bir de bunun “resmi” olanı vardır. Erken yaşta evlendirilen, çeşitli toplumsal korku ve kaygılarla eşinden ayrılamayan ve “
evlilik” etiketi altında yıllarca eşinin tecavüzüyle yaşamak zorunda kalan kadınlarımız...
Egemen ideoloji yeniden üretir
“
Her şeyi de getirip egemenlere, egemen ideolojiye bağlamayın tecavüzcüler basbayağı da sapık işte” itirazlarını sıkça duyarız. Fakat gerçek budur, burjuva ideolojinin kendini tekrar tekrar üreterek sistemini nasıl meşrulaştırıldığına, erkek egemen ideolojinin ve cinsiyetçiliğin nasıl yeniden üretildiğine tanık olduğumuz şeylerden biridir tecavüz. Kadın bedenini meta olarak algılayan zihniyetlerin bunu yeniden yeniden ürettiğine tek tek yaşanmışlıklarda tanık olmadık mı?
Örneğin, Türkiye’deki N.Ç olayı. N.Ç davasının ahlaksız ve hukuksuzca bitirilmesine öfkemiz dinmemişken ardından otuzdört kişinin cinsel taciz ve tecavüzüne uğrayan 14 yaşındaki Ö.C davasıyla insanlık bir kez daha yerlerde sürünmedi mi? Kadın bedeni üzerinden tüm toplum hizaya getirilmek, tepkiler susturulmak istenmedi mi?
Öyleyse, tecavüze karşı mücadele nasıl sadece tecavüzcülere tepkiyle sınırlandırılabilir. Kapitalizmin yarattığı ahlaki çöküntü düşünüldüğünde, sistemin dönen çarklarından birine karşı mücadeleyi, sistemin kendisine karşı mücadeleden ve onu yeniden üreten burjuva ideolojisinden nasıl ayrıksı düşünebiliriz?!