Üretime çekilen kadının zincirlerini sorgulamasının tümüyle ortadan kaldırılması mümkün değildir
Geçtiğimiz günlerde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ve Borusan Holding işbirliğiyle sanayide kadın istihdamını arttırmak amacıyla “Annemin İşi Benim Geleceğim” adlı bir kreş projesi başlatıldı! Projeyle, Borusan Holding 10 ildeki (çoğu Kürt ili) 10 OSB’de “Borusan Neşe Fabrikaları” ismiyle kreşler açacak. Bakan Nihat Ergün’ün ifadesiyle bu sayede, “10 bin 25 kadının, 0-6 yaş grubundaki 6 bin 260 çocuğu bu hizmetten yararlanma imkanına sahip olacak”!
Milyonlarca kadının çalıştığı bir ülkede sadece 10 bin kadını kapsayan bir projenin çapını aşacak şekilde şişirilmesini geçiyoruz. Çünkü bu noktada sayıya değil, eğilime bakmak gerekir diyoruz. Eğilim belli: Burjuvazi, ucuzun da ucuzu olan kadın emeğini daha kitlesel ölçeklerde istihdam etmekte kararlı. Bunun için gerekirse binlerce kreş de açar! O vahşi sömürüye dayanan tatlı karların yanında bunun sözü mü olur!
Fakat onun asıl derdi kadını hem annelik ve diğer geleneksel rollerini sarsmadan üretime çekmek, hem de yine o geleneksel rollerini kapitalizmle uyumlu bir bütünleşme içinden yeniden üretmek!
Kısacası Fatma Şahin‘in sözleriyle, “Kadın hangi alandaysa yanında annelik sıfatını da atbaşı götürmeli”.
Bu sözler, Tayyib’in “Üç de yetmez beş çocuk doğurun!” buyruğunun kapitalist üretimin ihtiyaçlarına uyarlanmış tam tercümesidir! Zaten önümüzdeki aylarda hızla yasalaşacak olan Ulusal İstihdam Stratejisi Planı da bu konuyu ruhuna uygun biçimde formüle etmemiş miydi? Kadın mümkünse evin dışına çıkmadan işi eve taşımalı, değilse de yarı zamanlı-telefon çağrısı üzerine gideceği işlerde çalışmalıydı! Böylece, burjuva aile kurumunun bekçiliğini, emeğin yeniden üretimi için gerekli “görevlerini”, ek olarak da aile bütçesine katkısını yapmış olacak! Dışarı çıkması gerekse de en fazla 4 saatliğine çıkıp sonraki zamanını evine ayıracağı bir istihdam modeli bu!
Fatma Şahin’in aynı törende söylediği, “Yarı zamanlı çalışmanın sosyal güvenlik ayağını da çalışma bakanlığı ile çalışıyoruz. Onu da başardığımız zaman kadının hem kapasitesini kullanıp işinde verimli çalışacağı, hem de çocuğuna evinde bakacağı bir sistemi hayata geçireceğiz” sözleri bunun açık ifadesidir.
Tam zamanlı çalışmadan vazgeçemezler!
Burjuvazinin derdi kadın için o çok önemli aile kurumunu sarsmayacak sömürü modelleri bulmak! Fakat kapitalist üretimin doğası buna elvermiyor. Tatlı karlar için devasa kadın kitlelerini büyük ölçeklerde ve tam zamanlı, hatta uzun mesailerle üretime çekmek zorunda! Hele hele Kürdistan ya da son yıllarda genişleyen ikinci sanayi “üsleri” (Afyon gibi) açısından bu olmazsa olmaz! Çünkü buralarda kadın emeği ülke ölçütlerinin de gerisinde bir eşitsizlikle ücretlendiriliyor. Burjuvazinin stratejik hedeflerini düşündüğümüzde, ucuzun da ucuzu olan kadın emeğinin istihdamının nasıl bir anlam taşıdığı da anlaşılacaktır.
Stratejik hedefleri?
Türkiye’yi -özelde de Kürdistan’ı-, Ortadoğu’ya-Afrika ve Asya’nın bazı bölgelerine ihracat yapacak bir üretim üssü haline getirmek. Aynı şekilde emperyalist sermayenin yatırım ve üretim üslerinden birine dönüştürmek. Ekonomik-siyasal-kültürel… açılardan şahlanmış bir bölge gücü haline gelmek. Bunun için Suriye politikasında olduğu gibi emperyalist efendilerinin kırmızı çizgilerine de fazlaca dokunmadan “yayılmak”! Stratejik konumunu bu “yayılmanın” anahtarı olarak kullanmak.
İşte ekonomide yapacağı atak, bu hesaplar içine oturuyor. Bu hesaplarda yol almasıysa, üretim maliyetlerini en alt sınıra çekmesine yani sömürüyü en vahşi biçimlerde sürdürmesine bağlı. Kadın emeğinin kitlesel biçimde üretime çekilme ihtiyacı bundandır. Bu ihtiyaç kadın emek gücünün, kimi emek yoğun sektörlerde tam zamanlı ve uzun mesaili istihdamını gerektiriyor.
Bu noktada, emeğin yeniden üretiminin bir parçası olan çocukların yani geleceğin proleterlerinin doğurulması-büyütülmesi, kadının peşini bırakmayacak şekilde ona zincirlenmeli! Kısacası, “Neşe fabrikaları”yla atılan adımın önümüzdeki dönemde büyümesini beklemek gerek. Ne de olsa Fatma Şahin’in de dediği gibi “Kadın hangi alandaysa yanında annelik sıfatını da atbaşı götürmeli”!
Kreş fikri bu bütünlük içinde anlam kazanıyor ve önümüzdeki dönemde de benzer adımların çoğalacağı anlaşılıyor. Fakat kapitalist üretimin doğası kendi mezarını da kazarak ilerlemek olduğu için ne yaparsa yapsın üretime çekilen kadının nispi özgürleşmesini, zincirlerini sorgulamasını tümüyle ortadan kaldırması mümkün değildir. Kreşlerle anneliği işyerine taşısalar da bu böyle.
Biz de emekçi kadınların kölelik zincirlerini kırmakta bir adım olan üretime katılmalarının önünü açacak, o bunaltıcı rollerden nispeten uzaklaşıp soluk alabilmelerini sağlayacak kreş talebine sahip çıkacağız! Hem de burjuvazinin hesaplarını tersine çevirecek bir kadın hareketinin önemli taleplerinden biri yaparak…
[Alınteri'nin Ocak 2013 tarihli sayısından alınmıştır]