Elleri arkadan kelepçeliyken bacağından vuruldu önce; parmağını kımıldatınca omuzundan dağladılar, doğrulmaya çalışırken kafasından yedi kurşunu. Onlar giysilerini keserlerken can çekişiyordu. Öldü sonra… 23 yaşının genç ömrünü Adalet Bakanlığı‘nın kaldırımlarında bıraktı; çiçekçilerin korkulu bakışlarında, yayaların kayıtsız gündelik devinimlerinde, yoldaşlarının “Eyüp Beyaz’lar Ölmez!” haykırışlarında bıraktı.
Adı iki yıldır “canlı bomba” reklamıyla deşifre edilen Eyüp Beyaz, 1 Temmuz 2005'te bir feda eylemi gerçekleştirmek üzere girmeye çalıştığı Adalet Bakanlığı girişinde kuşkulanılarak durdurulmuş, kaçmaya çalışırken ayağından vurulmuş, sözde üzerine sarılı bombayı patlatacağı düşünüldüğü için öldürülmüştü. Elleri arkadan kelepçeliydi ama avucunun içinde düzeneği harekete geçirecek butonu tuttuğu söyleniyordu! Üzerindeki korkuyu hala atamadığı ekrandan taşan 19 Aralıklar'ın Adalet Bakanı Cemil Çiçek, “Polisin başka çaresi yoktu!” ‘timsah gözyaşları’nın ardından “Devlete uzanan eller kırılır!” diye uluyordu.
“Katletme çaresizliğindekileri” mahkeme de korudu. Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada polisler beraat etti.
Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Temel Haklar Federasyonu, kararın, polisin katletme özgürlüğünü bir kez daha gözler önüne serdiğini ve yeni infazların önünü açtığını vurguladı. Açıklamada şöyle denildi:
“Tüm Türkiye'nin şahit olduğu, an an izlediği bu infaz, mahkeme kararında 'meşru müdafa' olarak değerlendirilmiştir. Oysa bilindiği gibi Eyüp Beyaz infaz edildiğinde elleri arkadan kelepçeliydi. Böyle bir durumda nasıl meşru müdafadan, güvenlikten bahsedilebilinir. Elleri arkadan kelepçeli bir insanı tüm Türkiye'nin önünde açıkça katletmişlerdir.”