“Şimdi insanca yaşamak için insanca çalışmanın” türküsünü söylemenin zamanıdır!
Tekstil işinde bir dokuma fabrikasında çalışan kadın için her zamanki gibi bir sabahtı o sabah da. Her sabahın alacakaranlığında kalkan kadın çocuklarını daha uyurken evde bırakır ve işe giderdi. Gün karanlıkken çalmaya başlayan fabrikanın çanları, ancak gün yine karardığında biter, kadın tabir-i caizse günyüzü görmeden çalışırdı. Karanlıkta büyük dokuma fabrikasındaki dokuma tezgahının başına geçen kadın, kendisi gibi diğer kadın işçilerle beraber yine karanlıkta evin yolunu tutardı.
En büyük derdi çocuklarını görememekti kadının. Aldığı çok düşük ücretle çocuklarını ve kendisini doyurmaya çalışırken, ruhlarının aç kaldığını ve yaşam sevincinin bu fabrikanın dokuma tezgahlarında öğütüldüğünü ta içinde hissediyordu. Zaten bir kuru ekmek de soluk benizli çocukların yüzlerine renk getirmeye yetmiyordu. İşte böyle ruhları bir kuru ekmeğe solan hatta bir kuru ekmek karşılığında hayatlarını çalan bu çalışma sistemine isyan, yüzlerce dokuma tezgahının başındaki kadının içinde büyüdü, büyüdü… Ta ki kadınların içten çığlıkları birleşip koskoca ve görkemli bir ezgiye dönüşerek, öğütücü makinaların sesini bastırana kadar!
'Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına
Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz
Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa
Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları
İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden
Bu ekmek ve gül türküleri
Ve yineliyoruz hep bir ağızdan
‘Ekmek ve gül! Ekmek ve gül!' (*)
New York’lu tekstil işçisi kadınların 8 Mart 1857′de insanca yaşamak için söyledikleri türkü bugün dokuma tezgahlarının, baskının, eşitsizliğin ve sömürünün olduğu her alandan yayılarak bizlere kadar geldi! Bugün de aşırı çalışmaktan çocuklarını bile göremeyen; asgarinin asgarisi ücretler için tüm hayatını bir çarkın içinde kaybeden; evde, işte sömürülen, taciz edilen, aşağılanan, öldürülen ama emeğiyle koca bir dünyayı vareden biz kadınların dilinde şimdi bu direniş türküsü!
İnsanca yaşamak ve insanca çalışmak için greve giden kadın dokuma işçilerinin kararlılığından korkan patronlar, fabrika içindeki kadınların üstüne kapıları kilitleyip fabrikayı da ateşe verdiler. 128 kadın işçi yanarak hayatını kaybetti.
1857′de kadınları diri diri yakan düşman bugün de karşımızda! Sırtımızdan zenginleşen patron, haklarımızı gaspeden burjuvazi, bizim yoksulluğumuzu çaresizliğe dönüştürerek bizi insanlıktan çıkaran sistem olarak karşımızda!
Aynı işi yaptığımız erkek işçi arkadaşlarımızdan daha düşük ücretler vererek, ilk olarak hep bizi işten atarak, bedenimizi cinsel bir metaya dönüştürüp üzerinden rant elde ederek ve aynı anda bizi kadın olmaktan dahi utanır hale getirerek karşımızda bu düşman! Peki biz neredeyiz?
8 Mart işte bu yüzden emekçi kadınların direniş türküsüdür! Hangi milletten olursak olalım hangi dili konuşursak konuşalım, hepimiz bu türkünün yakıcılığını ta içimizde hissederiz; çünkü yaşadıklarımız dünyanın her kara parçasında benzerdir ve özlemlerimiz, insanca yaşama arzumuz da…
8 Mart’ta yanarak ölen kadın tekstil işçilerinin direngen çığlıklarını boğmaya çalışanlara, bizim tarihimizi bize unutturmaya çalışanlara inat, türkümüze sahip çıkalım; 1857′de başlatılan bu direnişi büyütelim!
* Şiir: James OPPENHEIM
Alınteri
Mart 2013
Bildirinin PDF halini indirmek için tıkla