Kod adı 'Jolanta'

"Din, etnisite ve milliyete dayalı savaşlar devam ediyor. Dünya hâlâ bir kan gölünden farksız"

KADIN
Cuma, 8 Mart 2013 (13 yıl 7 ay önce)

Unutulmuş bir cesur yürek: Irena Sendler

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü vesilesiyle herkes dünya tarihinde yer etmiş cesur ve militan kadınları hatırlıyor ve onların mücadelesini kendisine örnek alıyor. Ancak öyle kadınlar var ki, zulümden ve esaretten kurtardıkları insanlık tarafından on yıllarca unutulabiliyorlar.

Bir kadın düşünün ki, her gün bir çocuğu kurtarmak adına dünya tarihine zulmüyle geçmiş Nazi Almanya’sıyla alay edercesine mücadele etsin, onunla vicdanının da verdiği güçle savaşsın. Herkesin Yahudileri parmakla ‘vebalı’ gösterir gibi şikayet ettiği, sırf ayrı bir ırk ve dinden diye harcamaya hazır olduğu bir savaşta, O, ‘nasıl bir insanı daha yaşatabilirim?’ kaygısıyla yaşasın.

Sözünü ettiğimiz kadın Irena Sendlerowa (Sendler), ömrünü binlerce Yahudi çocuğu kurtarmaya ve onlara mutluluk vermeye adayan cesur bir kadın. ABD’nin Kansas kentinden dört üniversite öğrencisinin onu yeniden keşfetmesine kadar on yıllarca geri planda kalmayı yeğleyen bir kadın kahraman.

Dinine ve ırkına göre değil, kalbine göre insan
15 Şubat 1910’da doğan Polonyalı sosyalist kadın militan Irena Sendler, Polonya’nın başkenti Varşova’nın işçi semti olarak bilinen Otvock’da büyüdü. Doktor olan babası Stanislaw Krzyzanowski yoksul ailelere yönelik sosyal faaliyetleri ile ön plana çıkıyordu. Babasının tedavi ettiği Varşovalılar arasında çok sayıda Yahudi bulunuyordu ve Irena bu insanları ziyaret ederek, daha yakından tanımaya çalışıyordu.

Polonya Sosyalist Partisi üyesi olan Stanislaw Krzyzanowski, kızına insanları sadece ‘iyi ya da kötü’ olarak görmemesini ve hiç bir şekilde din, ırk ve milliyet ayrımı yapmaması gerektiğini öğütlemişti. Katolik bir aileden gelen Irena böylece daha küçük bir çocukken antisemitizmin öğrenmişti.

Babası 1917’de tifüsten ölen Irena, Varşova Üniversitesi’nde okur ve Demokratik Gençlik Solcu Birliği’ne üye olur. Eğitim hayatı boyunca toplumun sorunlarına duyarsız kalmayan Irena, özellikle Yahudi üniversite öğrencilerinin dışlanmasına ve diskrimine edilmesine karşı birçok eyleme katılır.

Varşova Gettosu
Irena Sendler’i bir ömür boyu sakat bırakacak, ama binlerce hayatı kurtarmasıyla sonuçlanan zorlu mücadelesi 1939’da başlar. Nazi Almanya’sı ordularının Polonya’yı işgali ile 1 Eylül 1939’da başlayan İkinci Dünya Savaşı sonrasında, birçok şehirde olduğu gibi Varşova’da da yüzbinlerce Yahudi ‘getto’ denilen semtlerde toplatılır. Varşova Getto’su için ise 12 Ekim 1940’da Yahudiler Kefaret Günü (Yom Kippur) olarak bilinen bayramı seçilmiştir. 350 ila 400 bin kişilik Yahudi nüfus kent alanının sadece yüzde 8-10’luk bir kesimine tekabül eden bir alanda yaşamak zorunda bırakılır. Etrafı 18 kilometrelik bir duvarla çevrilen gettodan artık sadece ölülerin çıkmasına izin verilecektir.

Alman gizli polis teşkilatı Gestapo’nun da sıkı denetim altında tuttuğu gettonun yönetimi Nazilerce oluşturulan Yahudi Konseyi (Judenrat), denetimi ise Yahudi Güvenlik Birimi (Jüdischer Ordnungsdienst) tarafından sağlanır.

Kimi zaman bir odada 7-8 kişinin kaldığı gettoda, gıda, hijyen ve kışla birlikte soğuğun da etkisiyle hastalıklar ve ölümlerin gelmesi çok sürmez. Gettolardaki yaşamdan en çok etkilenenler de tabii ki çocuklardır. Irena Sendler’in mücadelesi ise Varşova Gettosu daha kurulmadan başlar ve gettonun kahredici ortamında daha da hızlanır.

Savaşın başlaması ile işgal altındaki Varşova’da belediyenin Sosyal Yardım Dairesi’nde çalışmaya başlayan Irena Sendler, birlikte çalıştığı arkadaşlarıyla birlikte gettodaki Yahudi çocukları kurtarmak için akla hayale gelmeyecek yöntemler geliştirir. Getto’da çıkan tifüs salgınını fırsat bilen Irena ve arkadaşları, özellikle bebek ve küçük yaştaki çocukları kurtarmayı hedeflerler.

Çocuklar için inanılmaz bir mücadele
Yahudi çocukların kaçırılması için getto duvarında açılan gizli delikten kaçışların yanı sıra, salgın bahanesiyle içeri sokulan itfaiye ve ambulanslarla da kaçışlar organize edilir. Kimi zaman çöp bidonlarında, kimi zaman da büyük bir paket içinde kaçırılır çocuklar.

Irena’nın özellikle bebek veya çok küçük yaştaki çocukları çöp kutusu ve paket içinde kaçırdığında aldığı önlem de oldukça ustacadır.

Bebeklerin ağlama seslerinin askerlerce duyulmaması için Irena’nın kamyonetinde sürekli bir köpek bulunuyordu ve onu askerleri görür görmez havlaması için eğitmişti. Böylelikle Gettonun giriş ve çıkışlarında kontrol yapan Alman askerleri, çocukların ağlamalarından çok köpeğin havlama seslerini duyuyorlardı.

Getto’dan çıkardığı Yahudi çocukları için 2-3 bin arası sahte kimlik belgesi hazırlayan Irena ve arkadaşları, bu çocukları genellikle Varşova’daki veya kent dışındaki Katolik Polonyalı ailelere veya yetimhanelere yerleştirdiler. Getto’dan kurtarılan çocukların savaş sonrasında ailelerine kavuşabilmeleri için de iyi bir metod uygulanmıştı. Kurtardığı çocukların isim ve soy isimleri ile ailelerine ait bilgileri sigara kâğıtlarına not eden Irena, bu kağıtları daha sonra oldukça iyi sakladığı bir kavanozun içine koymuştu.

Bu yöntem ise Irena Sendler’in 2000’li yıllarda hayatını konu alan araştırmaları yapan Kansaslı (ABD) dört üniversite öğrencisi tarafından hazırlanan Life in a jar- Kavanozdaki Hayat adlı tiyatro oyununa başlık olur.

Kod adı 'Jolanta'
Bu arada Londra’da sürgünde bulunan Polonya Hükümeti tarafından gettolardaki Yahudi ve diğer halklara yardım için gizli birimler de kurulur. Yahudilere destek vermek için Eylül 1942’de kurulan ‘Zegota’ adlı kuruluşa üye olanlardan biri de, ‘Jolanta’ kod adlı Irena Sendler olur. Irena, Aralık 1942’de ise Zegota tarafından Varşova Belediyesi’ndeki sosyal yardım dairesinde çocuk servisine sorumlu olarak atar.

Zegota tarafından sosyal yardım dairesine aktarılan gizli fonlar da Yahudi çocukların kurtarılması için kullanılır ve tabii ki bu paralar Gestapo’nun da dikkatini çeker. 4 yıl boyunca en az 2 bin 500 çocuğun kurtarılmasına yardımcı olan Irena’nın çabaları, 20 Ekim 1943’de Gestapo tarafından yakalanması ile son bulur.

Hayatını karartan işkencelere rağmen sır vermedi
Gestapo tarafından yapılan sorguda Irena’ya bin bir türlü işkence yapılır ve Yahudi çocukların nasıl kaçırıldığı ve nerelere saklandığını itiraf etmesi istenir. İşkencelere direnen Irena’nın kolları ve bacakları kırılır ki, hayatının geri kalan 65 yılını da sakat olarak geçirecektir.

Ancak, Gestapo Irena’dan ne dava arkadaşları ile ilgili bilgi alabilir, ne de kurtardığı çocuklarla ilgili. Naziler tarafından ölüm cezasına çarptırılan Irena’nın hayatı, tutulduğu cezaevinin gardiyanlarına verilen rüşvet ile son anda kaçırılmasıyla kurtarılır. Savaşın bittiği 1945 yılına kadar da Zegota’ya bağlı Yahudi çocukları kurtarma birimini yönetmeye devam eder.

Irena Sendler’in Varşova Gettosu’ndaki insanlık mücadelesi sadece Polonya hükümeti ve Yahudiler tarafından hatırlanır. Savaş sonrasında sakladığı sigara kağıdı dolu kavanozu ve diğer listeleri Polonya Yahudi Komitesi’ne teslim eder. Bu sayede Irena ve ekibinin kurtardığı çocuklardan yaklaşık 2 bini tespit edilir ve bir kısmı ailelerine kavuşur.

80’inden sonra yeniden hatırlanan bir kahraman
İsrail’de kurulan savaş mağdurları müzesi Yad Vashem tarafından 1965 yılında ‘Uluslararası Dürüst’ ödülüne layık görülen Irena Sendler, 1991 yılında İsrail onursal vatandaşlığı, 2003 yılında da Polonya’daki en yüksek ödül olan Beyaz Kartal Nişanı’na layık görülür. Aynı yıl Papa II. Jean Paul tarafından onore edilen Irena Sendler, 2007 yılında da çocuklara mutluluk ve gülümseme için çalışanlara verilen ‘Gülümseme Nişanı’nı alır. Aynı yıl Polonya Senatosu tarafından ‘Ulusal Kahraman’ olarak onurlandırılır.

Nobel'e hayat kurtaran değil karartanlar layık görüldü
2007 yılında, Polonya Senatosu’nun Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterdiği Sendler’in yerine, yıllarca ABD’nin politikalarının perde arkası yürütücüsü olan, ama daha sonraları küresel ısınma üzerine çalışmaları ile imaj yapan Başkan Yardımcısı Al Gore layık görülür.

Savaş öncesi evlendiği Mieczyław Sendler’den savaş sonrasında boşanan Irena, daha sonra kendisi gibi bir militan olan Stefan Zgrzembski ile evlenir ve üç çocuğu olur. Amerikalı 4 üniversite öğrencisi kız tarafından yeniden hatırlanana kadar sakin bir hayat geçiren Irena Sendler, 12 Mayıs 2008’de 98 yaşında hayata veda eder.

Irena Sendler’in savaş dönemi çalışmalarını konu alan Life in a Jar (Kavanozdaki Hayatlar) tiyatro gösterimi ABD’de iki yüzden fazla kez gösterilir. 2005 yılında Anna Mieszkowska tarafından yazılan The Mother of the Holocaust Children (Holokost Çocuklarının Annesi) adlı kitap, 2009 yılında sinemaya uyarlanır. Başrolünü Anna Paquin’in oynadığı Cesur Yürek-Irena Sendler (The Courageous Heart of Irena Sendler) adlı film ile ölümünden sonra adını tüm dünyaya duyurdu.

Mutluydu ama...
Hayatının üçte ikisini sakat olarak geçirmesine neden olan nihai amacını ise her zaman dolu dolu yaşadı Irena Sendler. Daha önce genç bir kadın iken kurtardığı çocuklarca yalnız bırakılmayan Irena Sendler’in tüm unutulmuşluğuna rağmen tek amacı kurtardığı çocukların gülüşlerini görebilmekti. Zaten onu onca yıl hayatta tutan da bu amacını engel olamadığı milyonlarca ölüme rağmen gerçekleştirmiş olmanın verdiği mutluluk olsa gerek.

Irena Sendler’in belki de en çok üzen şey, bir daha yaşanmaması için karşı çıktığı zulümlerin hiç bitmemesi oldu.

Hayattayken söylediği bu sözler onun hem mutluluk hem de hüznünü yansıtıyor: “II. Dünya Savaşı’nın ardından insanlığın bir şeylerin farkına vardığını, olanların bir daha asla tekrarlanmayacağını düşünmüştük. Oysa hiçbir şey anlaşılmış değil. Din, etnisite ve milliyete dayalı savaşlar devam ediyor. Dünya hâlâ bir kan gölünden farksız. Fakat her şey başka türlü olabilir; yeter ki sevgi, tevazu ve hoşgörü bizimle olsun.”

Bedran Deniz, ANF