İlkokul sıralarında pompaladıkları “Bir Türk dünyaya bedeldir” sözünün gerçekliğini devletin istatistik kurumu ortaya koydu. Yapılan araştırmaya göre bu söz bir yalan, gerçek ise 1 Türk'ün ancak 1 Lüksemburglunun sekizde biri edebiliyor olması.
Ekonomik bunalımla tırmanan yoksulluk ve işsizlik batağı artık devlet kuruluşu olan Türkiye İstatistik Kurumu'nun araştırmalarından bile taşıyor.
TÜİK, “Satınalma Gücü Paritesiyle Kişi Başına Gayrisafi Yurtiçi Hasıla 2005 Yılı Geçici Sonuçlarını” açıkladı. Araştırmada baz alınan faktör, yurtiçi hasılanın nüfus, parite, enflasyon gibi temel dinamiklerin şekillendirdiği satın alma gücü, temel ihtiyaç mal ve hizmetlere endekslenerek hesaplanıyor.
2005 yılına ait araştırmanın geçici sonuçlarına göre Türkiye Avrupa'nın en yoksul ikinci ülkesi. Türkiye 31 puan ile, 26 puanla son sırada yer alan Makedonya'nın üstünde bulunuyor. (Burada araştırmanın ekonomideki son sarsıtının yani ücretlerdeki yüzde 20'lik erimenin öncesine ait olduğunu göz önünde tutmak gerekiyor.)
Araştırmaya göre en zengin ülke kara para üssü Lüksemburg oldu. Lüksemburg'un “satınalma gücü paritesiyle kişi başına gayrisafi yurtiçi hasılası” Türkiye'nin tam 8 katı. Yani, 8 Türk ancak 1 Lüksemburglu edebiliyor.
Azman otomotiv tekeli MAN, Almanya'daki işçisine saat başı 27.6 Euro, Türkiye'dekine 6-7 Euro ödüyor.
Türkiye'deki metal işçilerinin bu tabloya isyan etmeyip hala şükür zihniyetini yaşatabilmesi MAN'in Hindistan'daki bir işçiye saat başı 0.7 Euro ödediğini hissetmesinden değil, faşist Türk Metal'in ve dinci gerici ideolojilerin boyunduruğu altında kalmasından kaynaklanıyor. Ancak MAN, Hindistan'a daha yeni yeni yönelmeye başladı. Yani uzun vadede Hindistan işçi sınıfının içinde bulunduğu sefalet Türkiye'de işsizliğe sebep olacağı gibi doğal olarak ücretleri de aşağı bastıracaktır.
Sorun ortak, düşman ortak o halde insanca yaşanacak ücret talebi noktasında çözüm de ortak bir noktada duruyor: Devrimci sınıf sendikacılığı temelinde örgütlenme ve devrimci sınıf savaşımı ile enternasyonal mücadele.