Çocuklar ne ister?

Çikolata ve oyuncak diyenler bilemedi: Başlarını sokacak bir ev ve babalarına da iş ister!

GÜNCEL
Salı, 27 Haziran 2006 (20 yıl 4 ay önce)

Adana'da 5 kişilik, Konya'da ise 6 kişilik iki aile sokakta kaldılar.

35 yaşındaki baba Tarık, 32 yaşındaki anne Bahar ile 8 yaşındaki Çağla, 7 yaşındaki Gamze ve daha 7 aylık Samet'ten oluşan Oturur ailesi, Adana'da D-400 Karayolu üzerindeki Celal Bayar Köprülü Kavşağı'nın altında yaşıyor.

çocuk

Babanın ayakkabı boyacısı olduğu Oturur ailesi, ilk olarak geçen yıl köprü altına sığındı. O zaman şehirde tanınmış bir iş merkezinin sahibi, ailenin babasına reklam amacıyla iş verdi. Fakat 2 ay sonra da kapının önüne koydu. Babanın iş bulması üzerine aileye, anne Bahar Oturur'un kardeşi, oturduğu evin kapılarını açtı. Babanın tekrar işsiz kalması üzerine aile, evin 2 milyarı bulan su ve elektirik borcunu ödeyemediği için akrabalarının yanından kovularak tekrar köprü altına sığınmak zorunda kaldı. Baba Tarık Oturur durumu şöyle özetliyor:

“O zaman reklam amaçlı işe almışlar. Yine işsiz kaldım, nafakamı ayakkabı boyayarak çıkarıyordum. Ama elektrik ve su borçları yüzünden perişan oldum. Kayınbiraderimle aynı evde oturuyorduk. Ben üzerime düşen borcu verdiğim halde borçlu çıkarıldım. Yeniden köprü altına geldik. Bir iş bulana kadar burada yaşayacağız. Tek korkumuz geceleri etrafta dolaşan balici ve hırsızlar. Bu yüzden uykuya hasret kaldım. Ama ben dayanırım. Bu manzaraya seyirci kalanlar utansın."

Konya'nın Meram İlçesi'ne bağlı Alakova Mahallesi'ndeki bir çiflikte çobanlık yapan Necati Akbulak, bel fıtığı hastalığı dolayısıyla çalışamaz duruma gelince bir gün içinde hem işten kovuldu hem de lojman olarak kullandıkları yerden.

çocuk evsiz

Baba Necati, anne Serap ile çocukları Muhammet, Hamza, Songül ve Dilek'ten oluşan Akbulak ailesi eşyalarının atıldığı boş bir arazide yaşamaya çalışıyorlar. Baba Necati Akbulak durumu şöyle özetliyor:

“Bir kişinin yanında çoban olarak çalışıyordum. Hastalığım nedeniyle çalışamaz hale geldim, işten ayrıldım. Bunun üzerine ev bulmamız beklenmedi, lojman olarak kullandığımız evden, işten ayrıldığım gün çıkartıldık. Biz boş bir arazide eşyalarımızın arasında yaşamaya başladık. Hastalığım nedeniyle ağır iş yapamıyorum, kolay bir iş olursa çalışırım. Çocuklarımın sefil olmasına dayanamıyorum. Kötü bir mobiletim var. Çocuklarım ya onun içinde ya da yere serdiğimiz battaniyede yatıyor. Onların hastalanmasından korkuyorum."

Anne Serap Akbulak'da kendileriyle dalga geçilmemesini isteyerek şunları dile getirdi: “Zor durumda olduğumuz için yardım istiyoruz. Yetkililerin sesimizi duymasını ve bize yardımcı olmasını diliyorum. Çocuklarım zor durumda. Komşular yemek getirirse karnımız doyuyor, onun haricinde ne su, ne de tuvalet ihtiyacımızı karşılayacak bir yer bulabiliyoruz."

Güneşin altında oyun oynayan çocuklar ise oyuncak, çikolata filan istemiyorlar; tek istedikleri başlarını sokabilecekleri bir ev ile babalarına bir iş...

Kapitalizmin çözücü gücü iş başında, akrabalık ilişkilerinden insanlık ilişkilerine kadar herşey çözülüyor. Aynı zamanda bu iki ailenin kendi içinde de bir çözülme yaşanıyor: Anne babalar köle sahiplerine, çocuklar kölelere dönüşüyor...

Onlar hepimizin sessizliğinin sonucunu yaşıyorlar. Utanç onların değil hepimizin utancı...