Türkiye'nin emperyalist saldırganlıktaki konumu “Orta Asya ve Güney Kafkasya’ya yönelik vizyonlar”da dile getirildi
YAŞANACAK DÜNYA
Dünya Ekonomik Forumu, ‘Orta Asya ve Güney Kafkasya’ gündemiyle Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de toplandı.
Forum, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kırgızistan Başbakan Yardımcısı Djoomart Otorbaev, Kazakistan Başbakan Yardımcısı Baklytzhan Sagintayev ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın katıldığı “Orta Asya ve Güney Kafkasya’ya yönelik vizyonlar” paneliyle açıldı.
Paneldeki konuşmasında Yıldız, Orta Asya ve Kafkaslar'daki jeopolitik denklemlerden bağımsız düşünülemeyecek olan Ortadoğu’da Türkiye’nin emperyalist saldırganlığın yanında neden saf tuttuğunu özetlemiş sanki:
Ekonomiler globalleşti ve ülkeler ulusallaşan politikalarını bir araya getirdiği kadar işbirliği yapabilecek… Bölge, siyasi istikrarını sürdürebilen ülkelerle güçlenecek ve enerjiyi barışın gerekçesi olarak kullandığı zaman ilerleyecek… Türkiye Karadeniz’de Rusya Federasyonu ile Güney Akımı projesini, Azerbaycan’la TANAP’ı (Trans Anadolu Doğal Gaz Boru Hattı Projesi) geliştirdi. Siyasi yorumlardan uzak bir şekilde İran’la doğalgaz anlaşması yaptı. Yine Irak’la da petrol ve doğalgazla alakalı işbirliğini sürdürdü. Suriye rejimini tasvip etmiyoruz fakat ihtiyaçları halinde elektrik veriyoruz. Yine aynı şekilde Güney Kıbrıs Rum Kesimine de ihtiyaç duyduklarında elektrik veriyoruz. Bölgeye olan katkımızın sürdürülebilir siyasi istikrarla daha da arttığını görüyoruz…Tüketim noktası Avrupa ile üretim noktası Asya arasında ciddi bir köprüyüz… AB üyesi ülkelerin 2035 yılı projeksiyonlarında TANAP gibi 4 tane daha ayrı projeye ihtiyaçları olacak. Yani hem kaynak çeşitlendirme hem doğalgaz tedarikiyle alakalı Hazar’daki kaynakların, Türkmenistan’ı da içine katarak söylüyorum, Azerbaycan’la beraber mutlaka o noktalara doğru aktarılması gerekiyor…Bu tür fırsatların mutlaka Türkiye lehine, bölge lehine geliştirilmesi için uğraşacak… Uluslarararası sermaye her zaman olduğu gibi istikrarı sever. Zemini, hukuku sağlam ülkeleri sever. Türkiye bütün bu dengeleri dikkate alarak büyümesine devam ediyor.Avrasya’dan Uzakdoğu’ya petrol ve doğalgaz koridorlarının oluşturulması konularında Rusya ile Çin arasında bağıtlanmaya çalışılan anlaşmalar, işbirliğini arttırma yönelimleri ve bu ilişkilenmede İran’ın yakın ittifak olarak konumlanması potansiyeli; bu hattın tam orta yerinde (ve hemen İran’ın burnunun dibindeki) Afganistan’da süren emperyalist işgalin henüz ABD eksenli kamp açısından kesin bir sonuca bağlanamamış olması durumu; Rusya’nın konumunu güçlendirecek tarzda tam ters istikamette Avrasya’daki enerji kaynaklarının Rusya üzerinden Avrupa’ya aktarılması yönünde arada bir gündemleştirilen projeler; ters kutupta Orta Asya, Güney Kafkaslar ve Ortadoğu’daki petrol ve doğalgazın Rusya’yı büyük oranda devredışı bırakacak projelerle taşınması yönünde atılan adımlar ve bütün bu griftleşen ve envai çeşit çelişkili haller alan enerji yolları üzerinde hakimiyet kurma projelerinin oluşturduğu tablonun yanında, Suriye’ye yönelik emperyalist saldırganlık, İran’ın hedefe çakılarak bölgedeki yangının büyütülmeye çalışılması; İsrail-Filistin sorununun yeniden gündemleştirilmesi; PKK ile masaya oturulması gibi olgu ve gelişmeler...
Birbirleriyle ticaret ve işbirliği yapmaları durumunda, büyük bir ekonomik büyüme fırsatı sunacak Kafkasya ve Asya bölgesine bakıyoruz. Geleneksel İpek Yolu'nda ticari bariyerler ve sınırlar inşa ediyoruz. Ben bir yönetici olarak daha fazlasını yapmak için fırsat olduğunu düşünüyorum. Büyüme, diyalog ve politikalarla daha da canlandırılabilir.Yapacak bir şeyiniz yok. Bu da kapitalizmin özsel çelişkilerinin sonucu! Bir yandan üretimin, dağıtımın, ulaşımın uluslararası düzeyde toplumsallaşması olgusu belirginlik kazanırken, diğer yandan kapitalist emperyalizmin yeryüzünü ekonomik-politik bakımdan sürekli olarak parçalayan yeniden parçalayan çelişkileri hükmünü yürütüyor. Yayılmacı kapitalizm her seferinde bu sınırlara toslamaya mahkumdur.