"Emekçi kadınlar bu mide guruldamalarını daha ne kadar dinleyeceğiz? Bilmeliyiz ki burjuvalar için sadece kötü bir namedir"
Emperyalist-kapitalist düzen sadece emeğimizden çaldıkları ile yetinmemektedir. Hayatımızın her alanına el atmaktan çekinmemekte, yüzsüzce bize dair kararlar almaktadır. Sorumsuz yaşamları, sorunsuz olsun istemektedirler. Aç olan karınlarımızın gurultusu onlar için estetik olmayan bir namedir ancak...
Patronlar binbir çaba ile emeğimizden daha fazla nasıl çalabileceklerine kafa yormaktadırlar. Kazanımlarımızı törpülemek hatta yoketmek üzerine toplantı üzerine toplantı yapmaktadırlar. Siyasi güçlerine emir üstüne emir vermektedirler kölece yaşamı meşrulaştırmak için. Biraz kaldırdık mı başımızı Demokles'in kılıcı gibi önce biz kadınlar koyuluruz kapının önüne sonra sınıf kardeşlerimiz olan erkekler...
Ev yaşımından cinsel yaşantımıza, iş yaşamından sosyal yaşantımıza kadar herşeye el atmışlardır. Bu yetmezmiş gibi bize dair kararlar almaktadırlar düşüncemiz sorulmadan. Bizleri kaç çocuk sahibi olacağımızdan tutunda çocuğu nasıl doğuracağımıza varana kadar buyruk vererek, hiç yerine koymaktadırlar. Tüm bunları bizim iyiliğimiz gibi de göstermektede üstlerine yok.
Çalışan kadınlarımız ev ile iş arasında sıkışıp kalmışlardır. İşte sadece iş yükü olsa katlanılır belki ama 'saçı uzun aklı kısa' olan bizler cinsel kimliğimizle baskıya uğrar dururuz. Bir oh çekeriz biten iş gününün ardından. Ama bu rahatlık kısa sürmektedir. Aceleyle günlük yapılacak alışveriş arkasından evde ki işlerin peşine düşmek için adımlarımız kendiliğinden sıklaşmaktadır. Ev işleri bir yandan, aile bireylerinin annelik, eş vs olarak beklentileri, dinlenmesi bir yandan vakit alır. Yatağa atarız kendimizi ve düş görmekten, hayal kurmaktan uzak derin uykunun kollarında buluruz bir anda...
Ev kadınları ise soluklanma olarak gördükleri beyaz kutuya yani TV'ye dalmaktadırlar. Çoğalan kanallar sayesinde gündüz kuşağı kadın programlarıyla geçmektedir. Kapı önündeki sohbetlerin çoğu dedikodu yerine bu kadın programların yarattığı sahte gündemlerle ilgilidir. Ev gezmeleri bile TV'ye göre düzenlenmekte hatta ev işleri bunlara göre yapılmaktadır. Günün bitiminde gelen aile bireyleri ile yapılan kısa ve genelde yüzeysel sohbetlerin ardından o renkli dünya denilen TV dizlerine dalınmaktadır.
Farkına varılmadan dünyamız giderek küçülmektedir. Düşüncelerimiz, hayallerimiz ve herşeyden önce umutlarımız yok olmaktadır. Bize dair ne varsa kendimize yabancılaşmaktadır birer birer...
Bunları okuyan okura farklı gelmez yazılanlar. Ancak yeni okuyanlar için tokat gibi iner her kelime yüzlerine.
Arkasından sorarlar ne yapmalıyızı. İşte bunun cevabı olabilmektir mesele... Mesela sendikada ve hayatın her alanında örgütlenmelerin önünü açabilmektir. Kaçımız annesini, ablasını, kardeşini ve eşini yüreklendirmektedir? Hayatın her alanında olan kadınlarımız konuştuğunda kaçımız yürekten dinlemektedir? Oysa en çok onların midesi açlıktan guruldamaktadır. Çünkü yiyeceğin en fazlası ve en güzeli ailenin diğer bireylerine ayrılır.
Emekçi kadınlar! Bu mide guruldamalarını daha ne kadar dinleyeceğiz? Bilmeliyiz ki burjuvalar için sadece kötü bir namedir. Bizler alanlara, sokaklara çıkıp en doğal taleplerimizi haykırmadıkça teslimiyet yaşanacaktır!
Kadın olmadan devrim olmaz, devrim olmadan kadın kurtulmaz!
Bir Alınteri okuru