Çıkışsız değiliz VIII

Özgürleşmesi asıl olarak kadının iradi çabası, zorlu savaşı ve bitmek tükenmek bilmez mücadelesiyle olur

KADIN
Pazartesi, 20 Mayıs 2013 (13 yıl 5 ay önce)

Elbette ki örgütlü mücadele her iki cinsin kendilerini yeniden üretmeleri, özgürleşmeleri açısından en ileri toplumsal ilişkileri ifade eder. Kadın da erkek de sınıf mücadelesi saflarında geçmişin kendilerine kazandırdığı olumlulukları komünist bir senteze kavuşturarak daha ileri bir düzleme taşırlar. Kadın olanlarımız o içgörü, sezgi, soğukkanlılık ve pragmatist değil daha bütünlüklü bakabilme özelliklerini sınıf mücadelesinin ihtiyaçları temelinde daha bilinçli bir erdeme dönüştürürler. Erkek olanlarımızsa çözümcülüklerini, sosyal cesaret ve özgüvenlerini komünist bir temelde yeniden üretirler. Bu iki cinsin hasletleri birbirini tamamlayacak ve aşacak bir senteze ulaştığındaysa sonuç olağanüstü bir farklılaşma olur.

Fakat genellikle gerçek böyle değildir. Kadın erkekle kıyaslandığında gözle görülür düzeyde daha yavaş ilerler. Mücadele saflarına katılması ne kadar zorlu ve sancılı olmuşsa, o saflarda kendisini çok yönlü gelişim içinde bütünsel bir tamamlanmışlığa erdirmesi de bir o kadar sancılı ve ağır ilerler (istisnalar elbette ki mevcut).

Bu noktada durup düşünmek gerekir! Keza örgütsel ortamlarımızda iki cins arasındaki eşitsizliğin şu ya da bu şekilde sürüyor olması sorunun sürdüğünün kanıtıdır. Bu noktanın en önemli sebeplerinden biri genellikle kadının özgürleşmekte eski prangalarını kırma cesaretini gösterememesi, aslında bir noktada mücadele içinde de o toplumsal rollere uyum sağlamış olmasıdır. Bu kimi zaman o prangaların farkında bile olmamak şeklinde de yansır. Pranga olanın olması gereken olarak doğallaştırılması şeklinde…

Fakat bu terazinin diğer tarafında da, erkek devrimci ve komünistlerin kadının mücadele sınırları konusunda bilerek ya da bilmeyerek kafalarında çizdikleri sınırlar vardır. Çoğu zaman bu sınırlar çok siliktir. Aslında kadının yaşamda daha özgür ve daha tamamlanmış olması konusunda atabileceği fakat atmadığı, belki de farkında olmadığı o sınırlarıyla barışıklık sözkonusu olur. Bir yoldaş olarak onu daha ileri bir noktaya çekmenin ya da birlikte daha ileri bir noktaya yürümenin emeği, çabası harcanmaz. Bu barışıklığın altını kazıdığınızda karşınıza basbayağı bir erkek egemen yaklaşım çıkar.

Özellikle birliktelikteliklerde bu çok daha belirgin görülür. Eşlerden kadın olan devrimci yaşamı giderek rutinleştirir ve aslına yerinde saymaya başlar. Oysa müthiş yetenekleri, iç zenginlikleri vardır. Kimi zaman bunların farkında bile olmaz. Erkek olan genelde bunları dışardan bir gözle görür. Fakat hayatı her şeyiyle paylaştığı mücadele arkadaşını daha ileri bir sıçrama yapması için zorlamak yerine, onun o noktada kalmasını tercih edercesine özel bir çaba ve emeğe yönelmez. Kadın olan devrimci eş erkek olan devrimci eş için giderek dinlendiği, kendisini sağalttığı bir liman olmaya başlar. Hatta öyle ki onun devrimci ve komünist gelişimi erkek hayat arkadaşının gündeminden giderek silinir!

Aslında bu durum sadece eşi olan kadın yoldaşıyla değil diğer kadın yoldaşlarıyla kurduğu ilişkide de özünde aynı biçimde yansır. Erkek yoldaşların kadın yoldaşlarla kurduğu ilişkide bir beklentisizlik bile hüküm sürebilir. Bu yaklaşımın da altını kazıdığınızda aslında karşınıza erkek egemen yaklaşımın ta kendisi çıkar. Kadından beklentilerin toplumsal cinsiyet rollerinin o kahrolası ölçütleri içinden alabildiğine alt sınıra çekildiğini görürsünüz. Özünde kadını aşağılama yaklaşımını. Komünistlerin eşitlerarası ilişki içerisinden içerik kazanan yoldaşlığı her şeyden önce birbirine saygıyı gerektirir. Saygının en somut göstergesi de beklenti ve taleplerimizde ifade kazanır.

Makarenko’nun dediği gibi, “İnsana yöneltilen bu taleplerde ve ona saygıda farklı iki şeyin birbirine bağlanması sözkonusu değildir, tersine bir ve aynı şey: Tek bir kişiye yöneltilen taleplerimiz, onun yeteneklerine ve olanaklarına saygıyı da ifade eder; saygımızda aynı zamanda ona yönelttiğimiz talepler de kendini gösterir. Bu saygı dışsal, toplumun dışında olan bir şey değildir. O, ortak çabamıza, ortak çalışmamıza katılmış olan yoldaşlara, etkinlik içinde olan insanlara saygıdır.”

Bu dediklerimizden kadının özgürleşmesinin erkeğin yaklaşımlarına bağlı olduğu sonucu çıkarılmasın. Bu asla böyle değildir. Kadının özgürleşmesi asıl olarak kadının iradi çabası, zorlu savaşı ve bitmek tükenmek bilmez mücadelesiyle olur. Kendisine kadın rollerine ve erkekteki erkek egemen yaklaşıma karşı! Komünistleşmede daha bilinçli bir çabada yani bilinç ve tutkunun harmanında! “Bir kişi, ancak belleğini insanlığın yükselttiği tüm değerlerle zenginleştirdiği taktirde komünist olabilir.” (Lenin) özlü sözüne uygun bilinçli bir yaşamda! [Sürecek]

* Kolektif olarak biz bu konularda tarihimiz boyunca daha ileri noktalarda olmuşuz. Fakat bu ileriliklerimiz de aslında görelidir.

[Alınteri'nin Mayıs 2013 tarihli sayısından alınmıştır]