Perşembe, 13 Temmuz 2006 (20 yıl 3 ay önce)
İsrail, Gazze'den sonra Hizbullah'ın iki askerini kaçırdığı bahanesiyle Lübnan'a karşı da askeri harekat başlattı. İsrail ordusu Lübnan sınırlarına girdi; karadan, havadan ve denizden yoğun bombardıman başlattı. Başkent Beyrut'taki uluslararası havalimanı ile birlikte iki de askeri üs vuruldu. İsrail savaş gemileri Lübnan karasularına girdi.
Lübnan güneyine yönelik İsrail hava saldırısı gece boyunca sürdü. Siyonist İsrail Lübnan'a girmeden önce enerji tesisleri ile stratejik köprü ve yolları vurmuştu. Gece ise İsrail savaş uçakları, tarafından Sur, Nebatiye ve Zehrani kentlerindeki 150 hedefe füze saldırıları yapıldığı İsrail ordu radyosu tarafından duyruldu. “Hizbullah mevzileri” adı altında Şii köyleri de bombalandı. Dün bir köprünün vurulması sırasında 2 sivilin ölüm haberinin geldiği Lübnan'da geceki saldırılarda ise televizyon kanallarına göre 10'u çocuk 52 sivil Lübnanlı yaşamını yitirdi. Hava saldırılarına Hizbullah tarafından İsrail'in kuzeyindeki yerleşim birimlerine Katyuşa roketleri atılarak cevap verilmeye çalışıldı. Nahariya kentinde bir İsrailli sivil öldü.
Bu sabah 06:30 sularında ise Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki uluslararası havalimanı İsrail savaş uçakları ve helikopterleri tarafından vuruldu. Saldırı sonucunda havalimanı tamamen kapatıldı. Havaalanının çevresinde yer alan kimi hedeflerde bombalandı.
Ayrıca, Lübnan'ın tüm limanları “Hizbullah'ın silah nakliyatı için kullanıldığı” öne sürülerek, ablukaya alındı. İsrail savaş gemileri Lübnan açıklarında demirledi.
Hizbullah yanlısı El Manar televizyonu da İsrail tarafından vuruldu.
En son Bekaa Vadisi'ndeki Lübnan Askeri Hava Üssü ile ülkenin kuzeydeki küçük bir askeri havaalanı vuruldu.
Uluslararası havaalanı, limanlar, televizyon kanalı.... Siyonist işgalciler Lübnan'ı dış dünyaya kapattı.
[foto]lubnan-isgal2.jpg[/foto]
LÜBNAN, İŞGAL, HİZBULLAH
2000 Mayısı'na kadar
20 yıl boyunca İsrail işgali altında kalan Lübnan'ın güney bölgeleri yeniden işgal altına alınıyor.
İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz, İsrail'in yirmi altı yıl önce güney Lübnan'ı işgaline atıfla,
"Gerekirse yirmi altı yıl geriye gitmeye hazırız" diye konuşarak Siyonist işgalin kalıcılığını ortaya koydu. Dün İsrail Başbakanı tarafından Hizbullah eyleminin savaş nedeni olduğu söylenmişti.
Hizbullah, Siyonist işgalin ardından
İran'ın desteği ile
1982 yılında bir grup Şii din adamı tarafından kuruldu. Siyonist işgale karşı kurulan örgütün bir diğer amacı da, Lübnan'ı İran tarzı bir İslam toplumu yapmaktı. Ancak daha sonra bu hedeften vazgeçildi.
Örgütün ün salmasını sağlayan ilk eylemleri ülkede bulunan yabancıların kaçırılıp rehin alınması oldu. 1982'de kurulan Hizbullah
1983 yılında Beyrut'taki Amerikan ordusunun karargahına düzenlediği bombalı saldırıda
241 deniz piyadesini öldürdü. Saldırının ardından Amerikalılar Beyrut'tan çekildi.
Kuruluşunun hemen ardından İsrail'in Lübnan'dan çıkarılması amacıyla mücadeleye başlayan örgüt, özellikle askeri kanadı
İslami Direniş sayesinde 2000 yılının Mayıs ayında bu hedefine ulaştı.
Bekaa Vadisi'nde konuşlanan İslami Direniş yaklaşık 2 bin İranlı Devrim Muhafızları'ndan oluşuyordu. Devrim Muhafızları, Tahran yönetimi tarafından direnişe yardımcı olmak amacıyla gönderilmişti.
İsrail'in ülkeden çekilmesinin ardından Hizbullah'ın silahlı güçlerinin Lübnan ordusuna entegre olması ve faaliyetlerini siyasi ve sosyal konulara odaklaması yolunda yoğun çabalar yapıldı. İsrail'e karşı mücadelesi nedeniyle çoğu Lübnanlı'nın saygısını kazanan ve parlamentoda büyük bir güç olan Hizbullah tüm bunlara karşın silahlı kanadını feshetmedi. Yalnızca Lübnan için değil, bölge için bir direniş örgütü olduğunu savundu.
Partinin söylemlerinde İsrail'in yıkılması hedefine sık sık vurgu yapılıyor. Örgüt, Filistinin işgal altında bir İslam toprağı olduğunu, İsrail'in varolma hakkı bulunmadığını savunuyor.
İslami Direniş hala İsrail - Lübnan sınırında faal durumda. Gerilim daha çok
Şeba Çiftlikleri olarak bilinen bölgede yaşanıyor. Hizbullah, Şeba Çiftlikleri'nin Lübnan'ın olduğunu savunuyor ve İsrail'in işgali altında olduğunu söylüyor. İsrail işgalini kabul etse de Şeba Çiftlikleri'nin sınırın Suriye tarafında,
Golan Tepeleri'nin bir parçası olduğu iddiasını öne atıyor. Golan Tepeleri de,
1967 yılından bu yana İsrail işgali altında.
Hizbullah uzun süre de
Suriye'nin desteğini aldı. Şam yönetiminin Lübnan'daki çıkarlarını koruduğu, Suriye'nin Golan Tepeleri'ni işgal eden İsrail'e karşı kullandığı ileri sürülüyordu.
Ancak
2005 yılında Lübnan eski Başbakanı
Refik Hariri'yi hedef alan suikastın ardından ortaya çıkan krizin sonunda Suriye, Lübnan'da bulunan yaklaşık
14 bin askerini geri çekmek zorunda kaldı.
SİYONİST İŞGALLERİN ARDINDA YATAN
Lübnan özelinden baktığımızda ilk göze çarpan ülkedeki hegemonya boşluğu ve mücadelesi oluyor. İsrail'in ve son dönemde de emperyalistlerin provokasyonuyla Suriye ordusunun da Lübnan'dan çekilmek zorunda kalmasının ardından Amerikan yanlısı olarak nitelendirilebilecek bir hükümet kuruldu. Fakat Suriye'nin ve Hizbullah üzerinden İran'ın ülkedeki siyasal nüfuzu da devam ediyor.
ABD ve
Fransız emperyalistleri arasında da Lübnan üzerinde çekişme sürüyor.
Hizbullah'ın saldırısı aynı zamanda
İran'ın, İsrail'in Gazze'deki soykırım harekatına bölge halklarının tepkisini de gözeterek ABD ve İsrail'e karşı elini güçlendirmeye dönük bir hamlesidir. Buradan bakınca Siyonist işgal bir yanıyla da ABD'nin, İsrail üzerinden yeni bir cephe açarak bölgede kendi hegemonya alanını genişletmeyi, Lübnan'daki Hizbullah üzerinden İran'ın nüfuzunu kırmayı ve aynı zamanda İran'ın (ve Suriye'nin) bölgedeki kollarını kopartmayı hedeflediği bir harekattır. İran'a dönük tecrit harekatı olarak da tanımlanabilinir. İşgalin bir diğer hedefi de İran ve Arap ülkelerine gözdağıdır.
Fakat Gazze işgali ile birlikte düşündüğümüzde işgallerin arka planı için daha geniş bir konjonktür üzerinden düşünmemiz gerekiyor. Bu noktada emperyalist ABD'nin
Irak ve
Afganistan'da giderek sıkışması ve Rusya'nın eski arka bahçesi üzerinde yeniden söz sahibi olmaya başlaması, İran üzerinde görünürde şimdilik bir uzlaşma havası yaşansa da emperyalist saldırı hedefinden vazgeçilememesi fakat bunu tek başına yapamayacak olan ABD'nin emperyalist kamp üzerinde bir işgal birliği kuramaması vb. gibi etkenleri de düşünmemiz gerekiyor.
ÖFKENİN HEDEFİNDE
Filistin ve Lübnan halkları üzerindeki katliamlara duyulan öfkenin hedefinde yer alması gereken tabii ki İsrail Siyonizmi ve Amerikan emperyalizmidir. Fakat burada son dönemde imzalanan anlaşmaların bir tarafı ve İsrail ordusu ile yapılan ortaklıklar üzerinden bir diğer işgal ortağı olarak
Türkiye devleti de hedefte yer almalıdır. İşbirlikçi Türkiye devleti uzlaştırmacı görünümü altında İran'a ve Filistin halkına karşı emperyalizmin taşeron papaz rolünü oynuyor.
Ve buna karşı da, halkların tarihsel duygudaşlık ve dayanışması içinde ABD ve İsrail'e karşı öfkesi var. Bu öfke örneğin daha yakın zamanda ciddi bir şekilde kitlelerin gözünde yıpranmış ve tabanı daralmış Saadet Partisi'nin organize ettiği 100 bin kişilik mitingre kendisini gösteriyor. Bu öfke hem ABD'nin istediği tarzda AKP'nin yıpratılmasında kullanılıyor hem de böylece düzen içi kanallara akıtılıp eritilmeye çalışılıyor. Bu öfke ve tepki birikimini devrimci, anti-emperyalist kanallara aktılması komünist ve devrimcilerin sorumluluğundadır.
İntifada tüm bölgede işbirlikçileri de hedefine katıp yayılmadıkça bu işgal ve katliamlar sürecektir.