Zidane pişman değil

Kariyer ve başarı uğruna her rezilliğe "eyvallah" diyenlere inat Materazzi'nin kalbine indi kafa

GÜNCEL
Perşembe, 13 Temmuz 2006 (20 yıl 3 ay önce)

Nike'ın 100 milyon dolara varan yatırımlar yaptığı herkesin favorisi Brezilya'nın, futbol tarzı hiç de Brezilyalı olmayan bir teknik direktör ile sponsor firma ve reklam anlaşmalarının yönlendirdiği bir kadro anlayışının sonucu sahneyi terk edişi, futbolun nicedir bir “show business” (şov işi) olduğunun farkında olan Almanya'nın yeni esnek stadyumları, sahadaki futbolun tüm sıkıcılığına rağmen 100'lerce kamera ve oyunu öyküleştiren bir yönetmenlikle yaptıkları yayınlar ve “show business”ın merkezi ABD'den transfer ettikleri Klinsman'ın Alman futbolunun imajını düzeltecek oyun anlayışı, devşirme futbolcu sayısındaki artış ve hatta İtalya'nın hücumcu kanat bekleri, defansın göbeğinde bu işin de estetik olabileceğini gösteren Cannavaro ve topu kullanmayı da bilen defansif orta sahasıyla İtalya ve şike skandalı... hepsi bir hareketle geride kaldı.

Aslında Zidane, onu gündeme iyice yerleştiren kafasından önce gündeme oturmuştu. Futbolu bırakmak üzere Dünya Kupası'na gelen Zidane, patlama beklenen tüm yıldızların kaydığı bir kupanın esas öyküsü oluverdi. Tüm “umut vadeden gençler”, kendilerine biçilen rolün ve cilalamanın altında ezildiler. Portekiz'in Ronaldo'su, Arjantin'in Messi'si, Hollanda'nın Roben'i tüm artistik yeteneklerini dökmediler değil sahaya. Ama işlevsiz kalan yetenekleri, işlevi esas alan ve çoğunlukla gol yememeyi düşünen vasat oyunla birlikte “kötü bir Dünya Kupası daha” diyerek geride kaldı. Zidane'ı neyin onlardan ayırdığını ise Real Madrid'in eski yıldızı ve eski genel menajeri Valdano tanımlıyor: “Maradona başka, Zidane başkadır. Maradona'ya bir top yeter, Zidane'a ise bir topun yanında 10'da oyuncu gerekir.”

Zidane, çoğu kendisi gibi Paris varoşlarından gelme arkadaşlarıyla finale kadar yükseldi. Daha önce, henüz gençken almışlardı bu kupayı ve ardından Avrupa'nın en elit takımlarında devam ettirdiler “profesyonel” futbol yaşamlarını. Ama bu o takımın da sihrini bozmuştu. Kupa'nın hemen öncesinde faşist Le Pen gelirse biz oynamayız diyerek gittikleri 2002'deki hüsranın ardından Zidane “takım olamayan bir takımla vakit kaybedemem” diyerek bırakmıştı Fransız Milli Takımı'nı. Oysa şimdi ağırlaşmış da olsalar, en azından gruplardan sonra bir takım gibi oynamaya başlamışlardı. Ve finalde favori görülen İtalya'ya baskın çıktılar. 105'inci dakikada ancak Buffon tarafından çıkarılacak Zidane'ın attığı kafa şutu gol olsaydı kupayı da alacaklardı. 110'ununcu dakikada artık herkesin bildiği ve herşeyi tersine çeviren o olay oldu, Zidane kendisine “terörist” diyen ve sürekli küfreden Materrazi'nin kalbinin üstüne attı bu sefer kafayı ve kırmızı kartla noktaladı futbol hayatını.

Zidane olayın ardından Dünya Kupası'na bakmadan stadyumu terkederken, stadyumun tribünlerinden Materazzi topu her ayağına aldığında ıslık yükseldi. Ne dediğini duymamışlardı ama önemi de yoktu. Olanı anlayacak kadar izlemişlerdi “endüstriyel futbol”u. İtalya penaltılarla kazandığında bile, Zidane'ın takım arkadaşları kadar alkış alamadılar.

Materazzi, bu hareketten önce de internette kendisinden neden nefret edildiğine dair forumlar ve klipler bulunan sözcüğün “İtalyanca” anlamıyla(!) “profesyonel” bir futbolcu. Karşısındakini oyundan düşürmek için hakemin görmeyeceği anda her şeyi yapan, temel uzmanlığı bu olan, endüstriyel futbolun ürettiği ve örneklerine oranla kendi alanında kalifiye sayılacak bir futbolcu. Ancak bu kupada aldatma, çirkef ve hile bu dümdüz oyuncu tipiyle sınırlı değil. İtalya daha önce sanat şahaseri bir kendini yere bırakmayla tur atladığında, kimseler garipsememişti. Portekiz, teknik becerileri az sayılmayacak oyuncularının bu becerilerinden hileli atlayışlarla faydanlanmayı oyun esası haline getirdi elenene kadar. Aslına bakılırsa; “Biz oyunun saf, masalsı halini seviyorduk, Materazzi bize modern futbolun 'realitesini' ve gereklerini gösterdi.” (Bağış Erten, Radikal, 13 Temmuz 2006) Endüstriyel futbol, kapitalist bir sektör haline gelmiş “üst düzey” futbol bunu gerektiriyordu ve Materazzi işini yapıyordu.

Zidane'ın kafası en başta işte bu oyunaydı ve alkışı da bu nedenle aldı. O kafanın neye atıldığını lafı fazla uzatmadan şöyle özetleyebiliriz kanımızca: Yerleşik ölçülere göre kariyer ve başarı uğruna her rezilliğe “eyvallah” deme ilkesizliğine / belkemiksizliğine atılmış bir kafadır o. Kendisi bile olamayan -asıl kimliksizleştirme burada yaşanır-, duyguları ve refleksleri körelmiş; daha da önemlisi, “sonuç”tan başka hiçbir şeyi gözü görmeyen ilkesizliğe atılan bir kafadır o. “Başlarım sizin kupanıza da, kariyerinize de! Beni ben olmaktan çıkmaya zorlayan idol ölçülerinize de…” diyen bir vuruş vardır o kafada.

Burjuva basın bu olaydan “çirkin veda” diye söz ediyor çoğunlukla. Zidane ise olaydan üç gün sonra en sonunda bir açıklama yaptı. Kendisine sürekli küfredildiğine değinen Zidane “Üzgünüm ama pişman değilim” diyor. Daha önceleri bir röportajında “kavga etme eğiliminde olduğunu” ve bu eğiliminin “gençlik yıllarından geldiğini” belirtmişti. Marsilya'da göçmenlerin hapsedildiği belediye evlerinde geçirdiği gençlik yıllarından. Ve Materrazzi haddinden fazla hatırlattı geldiği yeri.

“SİYASİ BİR ZAFER!”

Endüstriyel futbolun Mussolini hayranı Materazzi tipi oyunculara duyduğu ihtiyaç bitmeyecek. Sırf bunun için bile çok yerinde ve asla pişman olunmayacak bir harekettir Zidane'ın attığı kafa. Ama orada da bitmiyor. Kapitalizm yalnızca futbola hükmetmiyor, siyasete de hükmediyor. Polonyalı bir Avrupa Parlamento üyesi Avrupa'nın değerlerini korumak için Franco, Mussolini tipi politikacılara olan ihtiyacı seslendiriyor yüksek sesle. İtalya'nın eski Cumhurbaşkanı Senatör Francesco Cossiga, Materazzi'nin hakaretlerini, kendi deyimiyle “hadise”yi “faşizm döneminde ekilmiş trajik ırkçı duyguların derinlerdeki mevcudiyeti”ne bağlıyor. İtalya Senatosu Başkan Yardımcısı faşist Roberto Calderoli, İtalya'nın Dünya Kupası'nı almasından sonra, “Fransa, zenciler ve Müslümanlarla dolu bir takım. Aralarında komünistler de var. Tüm bunları mağlup etmiş olmak, aynı zamanda siyasi bir zaferdir" diyor.


Calderoli'nin ırkçı ve faşist çıkışının ardınan bu sefer Senato Başkanı Marini diplomatik bir düzeltme hamlesiyle özür diledi. Ancak Calderoli, Avrupa'da yükselen ve İtalya'da Dünya Kupası kutlamaları esnasında Yahudi mahallerine Nazi işareti çizilerek kendini gösteren ırkçılık konusunda o kadar özgüvenliydi ki durmadı:
“Ben, Fransız Milli Takımı’nın zenciler, Müslümanlar ve Komünistlerden oluşuyor dedim. Bu, açık ve de nesnel bir gerçektir. Kullandığım üç nitelemeye, olumlu veya olumsuz bir sıfat eklemedim. Şimdi bana kızanlar, alınanlar, skandalla suçlayanlar, özür dilememi isteyenler, tüm bunları ne sıfatla yapıyorlar? Yarası olup da gocunanlar mı var? Fransa, -benim hiç de övünç duyamayacağım- sömürgeci geçmişi nedeniyle çeşitlilik taşıyan bir milli takıma sahip olabilir. Oyun alanında zencilerin çoğunlukta kılacak denli bir etnik çeşitlilik midir bu? Bir Avrupa takımında 11 oyuncudan 7’sinin zenci olduğunu görmekten dolayı birileri şaşırmış ise bunda benim suçum ne? Barthez, Fransa ulusal marşı yerine sosyalist enternasyonal marşını söylemiş ise benim suçum nedir? Biri, Mekke’yi Beytüllahim’e tercih ediyorsa, bu da benim kabahatim değil. Dediklerimden dolayı utanç duymam gerektiğine düşünmüyorum. Utanç duyması gereken bir taraf varsa o da, Fransa adına, Pisa kulesi sanki Paris’teymiş gibi garip bir takım çıkarmış olanlardır.”
Faşist Calderoni ne kadar çığırırsa çığırsın, final gerçekte 110. dakikada bitti ve kazanan onurunu çiğnetmeyen bir futbolcu oldu. Yarın onu bu sefer de bu tutumuyla reklam yapacaklar ya da araç olarak olarak kulanacaklar liberal burjuva politikacılar da değiştirmez bu sonucu. Aslında bugünlerde adı şikeyle geçen bazı İtalyan oyuncularla birlikte şikenin merkezindeki FİAT’ın Juventus’unda 3 sene top koşturmuş, sonra rekor bir transferle, Le Pen’e karşı tavrından dolayı ona sempati duyanları epey hayal kırıklığına uğratarak hem Franco’nun mirası hem de “show business”ın önde gideni olan Real Madrid’e transfer olmuştu Zidane. Anormal bir durumda yoktur, toplumsal dengeler değişmedikçe göçmenleri ve diğer en alttakileri devşiren burjuvazi, onlardan milli takım da çıkaracaktır, “star” da yapacak, ordularına da katacaktır (Gelecekte kendilerini vurma riskini de alarak tabii). Buradan bakıldığında Zidane’ın kariyerine koyabileceği belki de en güzel final oldu, pişman olması gerekmediği gibi üzülmesi de gerekmez. Esas, yükselen faşizm, ırkçılık ve ayrımcılık karşısında, tıpkı sahadaki oyuncular gibi kuralsız bir rekabete sürüklenen Avrupa’lı işçi ve emekçiler aynı duruşu sergilemezlerse pişman olacaklar.