Halk isyanlarına sahne olan ülkeler, son 30 yılın neoliberal saldırı dalgasının en ağır yaşandığı ülkeler arasında
21. yüzyılda halk isyanlarının yeni etabı Türkiye ile açıldı. Türkiyeli komünistler ve devrimciler olarak bundan ne kadar gurur duysak azdır!
Dünyanın öbür ucundaki Brezilya tam bir hafta sonra kendi isyanını başlattı. Brezilya halkı, mücadelesini başlatırken “Aşk bitti, burası Türkiye oluyor” dedi. Türkiye demek isyan demekti artık! Uzun yıllardır nice bedeller uğruna kavgasını verdiğimiz Taksim, isyanın adı oldu.
Ayaklanmalar yüzyılı!
Emperyalist kapitalizmin kriz dinamiklerinin uzun yıllara yayılan katlanmış birikiminin yansımaları ve sonuçları, en çok halk hareketlerinin patlak vermiş olduğu ülkelerde görüldü. Bu tek tek ülkelerdeki halk isyanlarının patlak vermesiyle, kapitalizmin krizi arasında zamansal-mekansal olarak her zaman birebir örtüşme olduğu anlamında değil, ama bir arka plana işaret etmesi yönüyle böyledir.
Halk isyanlarına sahne olan ülkelerin, son 30 yılın neoliberal saldırı dalgasının en ağır yaşandığı ülkeler arasında yer alıyorlar oluşu bu anlamda tesadüfi değildir. 2008 kriz periyodundan düze çıkmak şöyle dursun, ABD’nin aldığı geçici önlemlerle geçiştirildiği sanılan yapısal bunalımın daha sonra dünyanın geri kalanını da doğrudan içine almasıyla bunun faturasının işçi ve emekçi kitlelere en ağır koşullarda dayatıldığı ülkelerdir bunlar. İşsizliğin tavan yaptığı, gençliğin geleceksizliğe mahkum edildiği, toplumların varlığını sürdürebilmesi için gerekli asgari koşulların bile işçi ve emekçilerin ellerinden alınmaya çalışıldığı ülkeler…
Öte yandan bu ülkelerin son yılların dünya çapında bir siyasal gericilik yoğunlaşmasına, burjuva devletin kendini merkezi düzeyde yeniden tahkim etme çabalarına, faşist baskı ve devlet terörünün yaygınlaşmasına sahne olduğu da biliniyor. 11 Eylül saldırısıyla başlayan bu süreç aynı zamanda Afganistan ve Irak’a yönelik haksız savaş ve işgallerle başlayan yeni bir saldırganlık dönemi olarak da şekillendi.
Önceki etapta hareket Mısır ve Tunus’la başlamış ve emperyalist kapitalizmin genel bunalımının derinleşmesiyle emperyalist metropolleri de içine alacak şekilde, tüm dünyayı etkilemişti. Şimdi yeni etabı açan Türkiye’deki ayaklanma esinleyici gücünü tüm dünyaya dalga dalga yaydı.
Gelinen aşamada emperyalist-kapitalizmin genel bunalımı daha da derinleştiği gibi, bu, emperyalistler arası rekabeti de arttırarak ilerliyor. Tarihin yeni sayfasında halk isyanları, ayaklanmalar, büyük halk hareketleri derinleşen yapısal-toplumsal bunalımın, emperyalist saldırganlık ve savaş politikasının katlanarak yoğunlaşacağı koşullarda ortaya çıkıyor.
Birbirinden esinlenen halk isyanları dalgası

Brezilya: Brezilya’da eylemler otobüs ücretlerine yapılan zamma duyulan öfkeyle başladı. Ancak, Türkiye’deki gibi bir halk isyanına dönüştü. Brezilya’da polis şiddetinin yaşandığı gün direnişçiler, “Burası artık Türkiye” dediler. Nasıl Türkiye’de Gezi Parkı’nın yeniden düzenlenmesi ülke çapında bir halk ayaklanmasını tetiklediyse, Brezilya’da da birçok kentte otobüs ücretlerinin 1,50 Brezilya Real’inden 1,60’a yükselmesi, bir isyanın başlama fişeği oldu. Kendine Movimento Passe Livre (Serbest Geçiş Hareketi) diyen bir hareket, Brezilya işçi sınıfının en güçlü olduğu kent olan, aynı zamanda bütün Latin Amerika’nın en büyük şehri olan Sao Paulo’da bu zamma karşı mücadele bayrağını açtı. Polisin şiddetli saldırısı hareketin, geri çekilmek şöyle dursun, hızla güç kazanmasına, taleplerinin çeşitlenmesine, coğrafi olarak yayılmasına yol açtı. 21 Haziran gününe gelindiğinde, ülkede 2 milyon kişi sokağa çıkıyordu (bir milyonu ülkenin ikinci büyük kenti Rio de Janeiro’da olmak üzere).
Brezilya’da patlak veren isyan hükümete 18 Haziran’da geri adım attırdı ve birçok şehirde otobüs ücretlerini düşürecekleri açıklamasını yaptırdı. Ancak eylemcilerin taşıdıkları dövizde yazdıkları gibi, “Halk uyandı“. Artık eylemler otobüs zammı meselesinden çıkmış, hükümetin politikalarının toptan reddedilişine dönüşmüştü.
Brezilya’da daha sonra, en büyük 5 sendikanın çağrısıyla “Ulusal Mücadele Günü” ilan edilen 11 Temmuz’da genel grev gerçekleştirildi.

Bulgaristan: Bulgaristan da Haziran ayında başlayıp haftalarca süren halk isyanına tanık oldu. İsyanın fitilini ateşleyen, burjuva politikacıların, medya patronlarının ve devletin bulaştığı yolsuzluklar oldu. Başkent Sofya’da kitleler parlamento binasını kuşattı. “Mafya”, “İstifa” sloganları atan eylemciler, milletvekillerini taşıyan bir otobüsün binadan ayrılmasına engel oldu. Parlamento önünde hükümet ve tüm siyasi partilere karşı sloganlar atan göstericiler, polisin yerleştirdiği bariyerler önünde kollarını zincirle bağlayarak, “Özgürlük istiyoruz” sloganı attı.
Bulgaristan, aylardır politik bir krizin içinde yaşıyordu. Şu anda iktidarda bulunan “sosyalistlerin” liderliğindeki koalisyon hükümeti geçen Mayıs ayındaki erken seçimle işbaşına gelmişti. Gösteriler medya patronu Delyan Peevski’nin istihbarat kurumunun başına getirilmesiyle başlamıştı. Başbakan Plamen Oreşarkski daha sonra bu atamayı geri alıp, özür dilemişti. Buna karşın, protesto eylemleri devam etti.
Yunanistan: Yunanistan‘da Temmuz ayında yine genel grev vardı. Eylem, “kurtarma” paketi gereği alınan “tasarruf” tedbirlerinin 15 bin kamu çalışanının işten atılmasının gündeme gelmesiyle başladı. Hükümet cephesi ise işten çıkarmaların “geçici” olduğunu ve kamu çalışanlarının daha sonra başka yerlerde istihdam edileceklerini öne sürerek gerginliği azaltmaya çalıştı. Ülkenin en büyük iki sendikası olan özel sektördeki Yunan İşçileri Genel Konfederasyonu (GSEE) ile Memurlar Konfederasyonu (ADEDY) ise grev gerçekleştirdi. Bu, 20 Şubat, 1 Mayıs ve 13 Haziran’dan sonra Yunanistan’da 2013 yılında yapılan 4. genel grev. GSEE tarafından yapılan açıklamada, “İşçileri tüketen ve ekonomiyi daha da büyük bir durgunluğa sokan politikalara son vermek için mücadelemiz sürüyor. Yanlış tercihler yapıp çıkmaz sokaklara dalarak Yunan halkını yoksulluğa ve umutsuzluğa mahkûm edenlere karşı ayağa kalkacağız” denildi.

Yunanistan’da işçi düşmanı Samaras Hükümeti, Troyka’nın emirlerini uygulamaya devam ediyor. Her geçen gün uygulamaya konan kesinti dalgalarının sonuncusu ise geçtiğimiz Haziran ayında devlet televizyonu ERT’nin kapatılma kararı oldu. 2014’e kadar kamu giderlerinde 11,5 milyar avroluk kesintiyi hedefleyen hükümet, işçi sınıfına gözdağı vermek için 2 bin 700 ERT çalışanını işsiz bırakacak karara imza attı. Koalisyon hükümetinde çatlaklara sebep olan bu karar ise çoktan taşmış olan bardağı devirdi ve ERT işçileri kanalı işgal ederek, ERT’nin yönetimini ele geçirdi. ERT işçileri Gezi direnişi boyunca Taksim ile dayanışma mesajları yayınlamıştı.
Tunus: Tunus‘ta 25 Temmuz’da genel grev yapıldı. İşçi sendikasının, muhalif lider Muhammed el Brahimi’nin öldürülmesini protesto için başlattığı eylem ülkeyi felç etti. Solcu muhalif milletvekillerinden Muhammed Brahimi’nin öldürülmesi üzerine sendikanın ilan ettiği genel grev sırasında Tunus’taki devlet daireleri tamamen boşaldı, havaalanlarındaki birçok uçuş iptal edildi.
Buradan öteye...
Bu iş burada bitmeyecek! Mücadele devam edecek! Yeni isyan ve ayaklanma dalgalarına tanık olacağız. Tüm dikkatimizi ve enerjimizi, bu hareketlerin en zayıf noktasına, devrimci önderlikteki zayıflığın giderilmesine odaklamalıyız. Seri, dinamik ve çok yönlü hazırlığa girişmeye!
[Alınteri gazetesinin Ağustos 2013 tarihli sayısından alınmıştır]