Kadın’ın hikayesi…

Onlar yenilenlerden miras kalan umutsuzluk ve korkunun, bencilliğe ve umursamazlığa evrimleşmiş halini almışlardı

KADIN
Pazartesi, 19 Ağustos 2013 (13 yıl 2 ay önce)

Kadın 29 yaşındaydı. 29 yaşında ama bazen kendini 79 yaşında biri gibi yorgun ve bazen de yalnız hissediyordu. Sanki çevresindeki ufak çemberin dışındaki dünya- ki bazen bu çember bile boğuyordu onu- yabancı, yalnız, anlaşılmak isteyen ama kimsenin aynı isteği duyduğu halde, karşılık bulamadığı koca bir çöl gibiydi. Aslında çöl benzetmesi çok da doğru sayılmaz, belki de koca bir orman içinde kendi sesinden başkasını duymayan/ duyamayan bir sürü kuş olduğunu düşünürdü insanların. Yalnız, panik içinde, panikledikçe daha çok bağıran, bağırdıkça kendi sesinden başkasını duyamayan ve duyamadıkça da yalnızlaşan kuşlar…

Bir intihar haberi okumuştu zamanın birinde bir gazetede… Yine bir kadın kendini bırakmıştı boğazın karanlık sularına arkasında bir not bırakarak… “çok acı var dayanamıyorum…” Çok kısaydı not ama her aklına geldiğinde Kadın’ın içinde bir şey sarsılırdı, bir telin oynayıp çevresine titreşim yayması gibi… Minik dalgalar şeklinde bir şey titrerdi ama fazla da derinleşmesine izin vermemek gerekiyordu. Öyle yapmak gerektiğini düşünürdü içten içe hatta bilinçsizce. Derinleşirse dayanılmazdı. Ama ya öfke… Öfke duyuyordu herdaim. Zaten duyduğu öfke değil miydi onun hayatını geniş kalabalıkların hayatından farklı bir yere çeken. Öfkeydi bu ve öfke sağlıklıydı.
“Yine de” diye düşünürdü, “sağlıklı bir his bu”. İnsan olduğunu hissettiren, yaşamı anlamlı hale getiren. Onca acıyı içinde duyumsamak… Kara ütopya kitaplarının, mekanikleşmiş, bencil, dünyayı ve gerçeği algılamaktan o kadar uzaklaşmış ki körleşmiş olan anti-kahramanlarına benzemek en büyük korkusuydu çünkü. Bir yalana inanarak sahte bir tatmin sağlayan huzur ve mutluluk duygusuna karşı, acı veren gerçeğin karanlığını tercih ederdi.

Ama işte bu yalnızlık duygusu... Yalnızlık, çünkü geldiği kuşak -'80 kuşağı derler onun kuşağına-, çok talihsiz bir kuşak. Yenilgi yıllarının kuşağı. Hatta yenilgiden de beter, onlar bir savaşa hiç girmemişlerdi ki yenilsinler. Onlar yenilenlerden miras kalan umutsuzluk ve korkunun, bencilliğe ve umursamazlığa evrimleşmiş halini almışlardı. Neoliberalizm tüm bunların siyasal literatürdeki adıydı aslında. “Her koyun kendi bacağından asılır” lafını destur edinmek zorunda bırakılan bir kuşaktı.

“Bir savaşa girip yenilmek, hiç savaşmamaktan daha iyidir” diye de düşünürdü sıklıkla. Bazen bu düşündükleri kendi kulağına klişe gelir, gülerdi. Ne de olsa hafiflik onun ruhunda da kalıntılarını bırakmıştı. Bu zamana özgüdür acılar saniyelik yaşanır, mutlu anlar kısa sürede unutulur. Zaman o kadar hızlıdır ki hiçbir şeyin kalıcılaşmasına imkan vermez, her şey toz kadar, hava kadar hafif ve uçucu olmak zorundadır. Yoksa seni hantallaştırır, koşamazsın. Oysa bu zamanın buna tahammülü yoktur… İşte bu yüzden Kadın’ın da bir hikayesi yoktur aslında. Daha doğrusu yoktu… Şimdiye kadar.

Aslında kimse beklemiyordu… Kimsenin beklemediği anda sanki orman içinde kendi yalnızlığını haykıran ve melodisi olmayan bir bozuk senfoni yaratan kuşların hepsi bir gün birdenbire sustu. O kadar ani oldu ki sessizlik, sessizliğe en çok şaşıran da aslında, diğerlerinin acılarını duyumsamaya çalışanlar oldu.



Bir ülkenin, en büyük şehrinin meydanında bir şeyler oluyordu… Ne oluyordu orada? Kadın da şaşırdı bu sessizliğe, o zaten koşmuştu o meydana kendisi gibi olanlarla beraber. Ama azdı kendisi gibi olanlar ve o '80 kuşağı çocuğuydu, birlikte olan kalabalıkların yaratacağı gücü hiç duyumsama şansı da olmamıştı. Az olmaya alışmıştı ki alışmak kötüdür ve ne kadar aksini idda etse de bilinç altında, hep böyle olacakmış hissi hiç de zayıf değildi. Hatta nerede bir şey olsa koşmanın bir yerden sonra alışkanlıklar gibi mekanik bir şeye dönüşme tehlikesi de vardı onun gibiler için. Evet koşarlardı bir yere hep, başkaları için, çünkü buna inanırlardı içtenlikle, haklı olanın, ezilenin yanında olmak gerektiğine. Dünyanın tek kurtuluşunun bu olduğuna. Zaten en çok duydukları sözlerden biri de “dünyayı sen mi kurtaracaksın” olurdu çoğunlukla. Hayır o kurtaramazdı tek başına. Ama içinden şu geçerdi sık sık, “insanlığımı kurtarayım yeter, insan olduğumu unutmak istemiyorum”. Evet bu kadarına da razıydı aslında. İşte Kadın’ın halet-i ruhiyesi buydu. Ama işte o çıldırmış gibi bağıran kuşlar ülkesinin en büyük şehrinin en büyük meydanına dönersek… İşte o gün tüm sesler kesildi, kulaklar kabardı. Kimsenin beklemediği anda, kimsenin ummadığı kadar farklı bir şey oldu ve insanlar dinlemeye başladılar. O meydandan gelen sesleri dinlemeye başladılar. Ve dinledikçe kayıtsızlık, umursamazlık öldü. Çünkü dinlersen, gerçekten dinlersen kayıtsız kalamazsın.

Sessizlikte insanlar, yeniden insana benzemeye başladılar. Ve koştular. Ama bu sefer amaçsızca, bilinçsizce değil, yaşama sahip çıkmak için koştular. Ve bozuk senfoni orkestrası parçalandı. Kimsenin unutamayacağı kadar çok uyumlu olan bir müzik tarafından, direnişin, dayanışmanın ve mücadelenin müziği tarafından parçalandı.
Kadın 29 yaşında bir hikayeye sahip oldu. Milyonlarca insan gibi… Hikayesi olmayan milyonlarca insan…

Şimdi hala düşünüyor, “bu hikayenin en güzel tarafı ne?”… “Herhalde” diyor “en güzel tarafı kara ütopya kitaplarının karanlık insanlarına hala çok uzak olmamız. Dünya böyle gözüküyordu bir zamanlar. Belki hala öyle. Ama biz öyle değiliz. Henüz ve hala insanız. İnsan olmaktan da vazgeçmek istemiyoruz. Ve hatta bizi dönüştürmek istedikleri şeyden, bize yaşatmak istedikleri hayattan o kadar bıktık o kadar usandık ki, olması gerekeni benimsememiz ve kısa bir süre için de olsa yaşamamız hiç de zor olmadı. Onlar içimizdeki insanı ısrarla öldürmeye çalışırken ve biz sessiz kaldığımız süreçte, bu insanı inadına korumuş, beslemişiz. Sadece ortaya çıkarmak için beklemişiz. Ama şimdi ortaya çıktı ne olduğumuz ve ne olmak istediğimiz… hem de öyle bir güçle ortaya çıkardı ki, hepimizin bir hikayesi oldu”.

Kara kitaplardaki dünyalarda önce hikayelere saldırırlar, insanların ve toplumların hikayesine. Onu unutturmak, yok etmek, buharlaştırmak isterler. Ama bu kadar insanın ortak hikayesine kimse dokunamaz. Birlikte olmanın tadını alan kimse bir daha asla yalnız kalmaz.

[Gezi Direnişi için öyküler toplayan bir kitap için yazıldı]