1973 Ford Grevi

“Türk grevi”, “Yasadışı grev”, "Türklerin Ford’da terörü" gibi isimlerle anılan grev 24-30 Ağustos arasında patlak verir

DÜNYA
Pazartesi, 26 Ağustos 2013 (13 yıl 2 ay önce)

Köln Ford Fabrikası'nda 1973 yılında yapılan ve “Türk grevi”, “Yasadışı grev” (Wilde Streik) -o dönem burjuva basında yer aldığı biçimiyle- "Türklerin Ford’da terörü "(Türken terrör bei Ford) gibi isimlerle anılan grev 24-30 Ağustos arasında patlak verir.

Bu grev, fabrikada göçmen işçilerin, özelde onların ağırlığını oluşturan Türk, Kürt kökenli işçilerin sınıfsal mücadelede ilk sert kapışması, Ford tekeli tarihinde ise ikinci büyük grevdir. Ford grevinin sınıf mücadelesi tarihinde yerini almasını sağlayan bir başka özellik ise o güne dek sendikal mücadeleden dahi uzak duran göçmen işçilerin Almanya’da çok uzun yıllardan sonra ilk yasadışı grev ve işgali gerçekleştirmiş olmasıdır. Bu grevin arka planında 2. Dünya Savaşı sonrası Almanya‘ya getirilen kalifiye olmayan işçi gücü içerisinde önemli bir sayısal gücü oluşturan Türkiye’li işçilerin mücadelesi vardır.

Ford 1955'te İtalya‘dan, 1960'ta İspanya ve Yunanistan’dan, 1961'de Türkiye‘den, 1963'te Fas, 1963'te Portekiz, 1965‘te Tunus, 1968‘de ise Yugoslavya‘dan getirdiği işçileri çalıştırmaya başlar. Türkiye’den gelen işçilerin çoğu mesleksiz ve özellikle de kırsal bölgelerden gelmişlerdi. Amaçları Almanya’da yaşamak değil, biraz para biriktirerek ülkelerine geri dönmektir. Bu nedenle en düşük ücretle en ağır ve pis işlerde çalışmaya itiraz etmezler.

1965 yılına gelindiğinde Ford’daki Türkiyeli işçi sayısı 6 bin 277 kişiye ulaşırken, 1973′lerde iki katına çıkar. Ford bu tarihlerde aynı zamanda işyeriyle ilgili sorunların konuşulması adı altında toplantılar yapmaya başlar. Üç dilin konuşulduğu (Almanca, Türkçe, İtalyanca) ilk etapta anadiliyle konuşma bir avantaj gibi görünse de, giderek çalışanların birbirini tanımasını, sorunların ortaklaştırılmasını, işçiler arasında dayanışma ve kaynaşmayı engelleyen bir işlevi görür. Zaten amaç da budur!

Kısmi ileri yanlar




Ford Otomobil Fabrikası’nda çalışanların ve göçmen işçilerin üretimdeki konumlanması diğer fabrikalardan farklı değildir. Bu fabrikalarda '70’li yılların ortalarına kadar çalışanların yüzde 40’ı basit el işine dayalı otomatik bantta veya makine başında çalışanlardan oluşmaktadır. Fabrikada Türkiyeliler istisnasız bu tarz işlerde -yani kalifiye olmayan işlerde- çalışmaktadır. Düşük ücret, ağır iş yükü, sosyal ilişkiye imkan sağlamaması kalifiye olmayan bu tür işlerin belirgin karakteridir. Almanların sadece yüzde 10’unun dahil olduğu bu gruba Türkiyeli işçilerin hemen hemen hepsi dahildir. Fabrika çalışanlarının diğer yüzde 60’ı ise kalifiye işçi, büro elemanı ve üst yöneticilerdir. Yüksek ücret alan ve işyerinde yükselme imkanına sahip olan bu grup işçiler, sadece Almanlardan oluşmaktadır. Genellikle sendika ve işyeri temsilcileri de bu kesimden seçilmektedirler.

1970′lere gelinceye kadar, savaşın ve Hitler faşizminin toplum üzerindeki tahribatları sonucu sendikal mücadele ve örgütlenme uzun bir zaman alır. IG Metall Sendikası’nın Ford Fabrikası'nda örgütlülük düzeyi 1959 yılında henüz yüzde 5'lerdedir. Ülke çapında haftalık çalışma saatlerinin düşürülmesine karşı IG Metall önderliğinde yürütülen mücadele sonucu 1956'da 45 saat, 1957'de (Schleswig-Holstein Eyaleti’nde 16 hafta süren grevler sonucu 1959'dan başlayarak geçerli olmak üzere) 44 saatlik iş haftasını kazanmıştır. Bugün uygulanan haftalık 35 saatlik çalışma hakkı ise uzun mücadeleler sonucu ancak 1995 yılında kazanılabilmiştir.

Büyük fabrikalar için göçmen işçi çalıştırmanın en önemli avantajı, kriz dönemlerinde göçmen işçileri işten çıkarmanın kolay, onların rahatlıkla ulaşılabilen bir ucuz işgücü kaynağı olmasıdır. Çalışma yaşamında bu ikincil konuma rağmen, o dönem sendikalar önderliğinde yürütülen mücadeleler sonucu göçmen işçilerin çalışma yaşamındaki konumlanışı diğer alanlarla karşılaştırıldığında çok daha ileri bir durumdadır. Toplumda sosyal ve politik katılımdan tamamen dışlanmış olmalarına rağmen çalışma yaşamında bir dizi konuda yerli işçilerle eşit haklara sahiptirler.

İşçi temsilciliği Ford’da en kapsamlı işyeri toplusözleşmesini ise 1962 yılında yapmıştır. Gece vardiyası, yıpranma, bant ve benzeri zamların kazanıldığı toplusözleşmenin ardından, 1963 yılında Ford, İşverenler Birliği’ne üye olmuştur.

Almanya’da grev dalgası


<br />

İşte 1973 Ford grevi, Ford Fabrikası'ndaki sorunlar ve o dönemin konjonktürüne bağlı sorunların birleşmesi sonucu patlak vermiştir.

1973 yılı, kapitalizmin “Petrol krizi” adı altında yaklaşmakta olan büyük krizin işçilerin yaşamlarındaki doğrudan etkileri hayat pahalılığı ve enflasyonun yüzde 8’e ulaştığı bir yıldır. Bir yıl önce yapılan toplu iş sözleşmeleriyle alınan zamlar erimiştir. Sendikalar yeni toplusözleşme ve ücret artışı taleplerinde bulunmaktadır. İşverenlerin geniş bir kesiminin bu taleplerini bastırmaya çalışması sonucu Almanya çapında grev dalgası yükselmektedir. Az sayıda olsa da bazı işyerlerinde sendikaların talepleri kabul edilmiştir.

Ford Fabrikası'nda ise en önemli sorun işyerindeki yaz tatilinin 4 hafta olması ve bu sürenin uzatılamamasıdır. Göçmen işçiler 4 haftalık izin süresinin ülkelerine arabayla gidip gelmeleri için yeterli olmadığını ileri sürmektedirler. Yazın 6 haftalık bir izin kullanmak istemektedirler. Bu talepleri fabrika yöneticileri tarafından kabul edilmemiştir. 1973 yılı yaz tatilinde Türkiye’ye gidenlerin bir kısmı doktor raporu alarak iznin bitim süresinden bir veya iki hafta sonra işbaşı yapmışlardır. İşveren bu raporları kabul etmeyerek tatil bitiminde işbaşı yapmayan bütün işçilere çıkış vermeye başlar. Otomatik bantta çalışan işçi sayısının azalması sonucu, burada çalışanların iş yükünün artması da fabrikada öfkeyi artırır.



İşçilerin iki istemi vardır. İşten çıkarılan 500 civarında Türkiyeli işçinin işe alınması ve herkesin saat ücretinin 1 Mark artırılmasıdır. Bu taleplerinin sendika tarafından desteklenmemesi ve işverence kabul edilmemesi sonucu Türkiyeli işçiler toplu olarak iş bırakmaya başlar. 24 Ağustos Cuma günü grev başlar, hafta sonu kısmen çalışanlar olur, ama Pazartesi günü bütün Ford Fabrikası'nda üretim durmuştur.

Grevin örgütlemesinde aktif olan çok az sayıda Alman işçinin dışında Almanlardan katılan olmaz. Fabrika Türkiyeli işçiler tarafından işgal edilir. Bütün Türkiyeli işçiler toplu olarak hareket etmektedirler. Fabrika kapıları kapatılır, fabrika içinde yürüyüşler yapılır, şarkılar söylenir, halaylar çekilir. Sendika ve işyeri temsilcileri grevi desteklemezler ve işverenle anlaşarak grevi bir an önce bitirmek için aktif faaliyet gösterirler. İşçiler kendi sözcülerini seçerler ve işverenle görüşmeye gönderirler.

Bu temsilciler işyerinde bekleyen fabrikayı işgal etmiş olan işçilere yaptıkları görüşmeleri, işverenin kabul ettiği maddeleri aktarırlar. İki temel talep -işten çıkarılan bütün işçilerin geri alınması ve herkes için saat ücretine bir Mark zam yapılması- kabul edilinceye kadar greve devam kararı işçilerin hemen hemen tamamının katılımıyla alınır. İşverenin çağrısı üzerine Türk Konsolosluğu'ndan temsilciler gelir, işçilerden greve son vermeleri istenir, bu da kabul görmez. Cuma günü işverenin dışardan getirdiği grev kırıcıları tarafından işyerinde yürüyüş yapan grevcilere sopalarla saldırı olur, polis de grev komitesinde olan ve grevi yürüten öncü işçilerin önemli bir kısmını gözaltına alır. Grev böylece sona erdirilir. Çok fazla işçinin -sayısı tespit edilememiştir- işine son verilir. Bazıları da sınırdışı edilir.

Günümüzde aynı gerekçeler




1973’teki kapitalizmin krizine rağmen, 1975'te Ford, günde 820 adet araba üretmektedir. 1969 yılında 234 milyon Mark olan karını 1973 yılında 255 milyon Mark’a çıkarmıştır. Fakat 1973 Ocak ayından 1974 Ocak ayına kadar bir yılda toplam 8 bin 632 kişiyi işten çıkarmış ve 500 bin işgünü kısa çalışma uygulamıştır. 35 yıl önce yaşanan bu durumun günümüzde yaşananlarla pekçok benzerliği bulunmaktadır.

Bugün uzun mücadeleler sonucu elde edilmiş haklar adım adım tırpanlanarak yok edilmeye çalışılıyor. Sendikal mücadelede eksen kayması yaşanıyor. Çalışanların toplusözleşmeyle aldığı zamları işyeri iç antlaşmalarıyla geri almaya çalışan, “işverenin rekabet gücünü” düşünerek işçiden alıp işverene verecek kadar geriye giden sendikal ihanet, sorunu katmerli hale getiriyor. Aynı firma içerisinde ve aynı işte ama farklı ücretle çalışmak zorunda bırakılan “kiralık işçilik” yakıcı bir sorun olarak varlığını sürdürüyor. Ford’un bölüm bölüm taşeron firmalara devri sonucu, ucuz işgücü olan taşeron işçilerin sayısı artıyor.

Bütün bunlara karşın bugün Ford’da “Haftalık 30 saatlik işgünü”, “Kiralık işçiliğin son bulması” “Taşeron firmalarda güvencesiz çalışma”, ERA Sözleşmesi adı altında işçileri kategorilendiren bireysel sözleşmeler, düne kadar doğal hak olarak kazanılmış olan ödemelerin bugün her an geri alınabilecek sadakalara dönüştürülmesine karşı mücadele sürüyor. 1973 Ford direnişi ruhu bu anlamıyla yaşıyor.