Berlin'de Parlamento işgali

Avrupa'daki mülteci hareketini Almanya merkezli olarak örgütleyen farklı uluslardan mülteciler parlamentoyu işgal ettiler

DÜNYA
Cumartesi, 30 Kasım 2013 (12 yıl 10 ay önce)

Evet, bir yılı geçen mülteci direnişimiz artık bitirilmek isteniyor. Bunun için birçok taktik devreye sokuldu. Direnişimiz Almanya'nın her yerine yayılmakla kalmadı, artık Avrupa çapına yayılmaya başladı. Artık mülteciler, tıkıldıkları kamplarda sessizce, ezik bir bir şekilde beklemiyorlar sokağa çıkıyorlar, demokrasi ve özgürlük için mücadele yürütüyorlar. Karşı taraf için en tehlikelisi ise, artık mülteciler politik argümanlarla söz söylüyorlar, kendi iradelerini ortaya koyuyorlar.

Burjuva devleti ve onun ideolojik aygıtları, direnişimizi bitirmek için bilinen bölme taktiğini uzun süredir kullanıyor. Biz mülteciler arasındaki statü farklarını kullanarak bölmek istiyorlar. İlk bölme taktiği olarak, İtalya'nın Lampedusa adasından gelen mültecileri bizden ayırmayı denediler. Bu konuda başarılı oldular diyebiliriz. Lampedusa'dan gelmiş olan mültecilere, direniş alanımıza uzak bir yer olan Wedding'te bir apartman verdiler. Biz, heyet olarak Frankfurt'taki enternasyonal Blokupay Konferansı'na gittiğimiz sırada, Lampedusa'dan gelmiş olan mültecileri polisler, büyük bir otobüse doldurup bu apartmana götürdüler. Ancak apartman tüm insanları almadı çünkü bu apartman yalnızca seksen kişilikti. Dışarda kalan diğer mülteci arkadaşlar tekrar direniş alanımıza geri döndüler. Ayrıca evi gören arkadaşlar, bu evin direniş yerine çok uzak olduğunu ve oraya gidip gelmek için yol paralarının olmadığını, direnişe devam etmek istediklerini, basın konferansımızda beyan ettiler.

İnsanları apartmana taşıdıktan sonra, bilgilendirme çadırı dışındaki tüm çadırları sökeceklerdi. Polis operasyonuna karşı büyük bir tepki örgütlediğimiz için bu operasyon başarılı olmadı ve polis geri çekilmek durumunda kaldı.

Polis saldırısı geri püskürtüldükten sonra senatodaki yetkili olan, CDU partisinden Henkel, Kreuzberg Belediye Başkanı'na karşı bir ultimatom yazdı. Bu ultimatomda Oranienplatz'ın kaldırılmasını eğer bunu belediye başkanı yapmazsa yetkisini kullanarak kendisinin yapacağını yazdı. Oranienplaz'daki bilgilendirme çadırının dışındaki tüm çadırların kaldırılması için 16Aralık'a kadar süre tanıdı.

Polis saldırısının ertesi günü, belediye başkanı bizimle görüşmek istedi ve onunla görüşmek için direniş alanımıza gelme şartını öne sürdük o da bu şartı kabul etti ve direniş çadırlarımızda kendisiyle bir görüşme yaptık. Belediye başkanı Herman, bize durumla ilgili ve Henkel'in ultimatomu ile ilgili bilgi verdi.

Biz direnişçi mülteciler de kendi talep ve planlarımızı anlattık. Demokrasi ve özgürlük mücadelesi verdiğimizi, taleplerimizin karşılanmadığını dolayısıyla direniş ve işgal alanlarımızı terketmeyeceğimizi bildirdik. Bu konuşmalar sırasında bir mülteci arkadaşımız Yeşil Parti'yi eleştiren konuşmalar yaptı. Söz alan bir kadın arkadaşımız, polis operasyonunun olduğu gün Belediye başkanının kendisini aradığını ve 30 dakika içinde, bilgilendirme çadırı dışındaki tüm çadırların toplanacağını anlattı. Başka bir mülteci arkadaşımız da polis operasyonunun Yeşil Parti'nin ofisinden koordine edildiğini söyledi.

Tüm bu konuşmalarda belediye başkanı, benim kampın boşaltılmasının mültecilerin hem insani olarak ve hemde politik olarak daha kötü bir durum içine girmesine yol açacağı yönündeki açıklamalarımdan sonra, “Sen mülteci değilsin senin oturumun var bu nedenle rahat konuşuyorsun” deme gafletini gösterdi. Hemen mülteci kağıdımı gösterdim kendisine, zira daha önce de Yeşil Parti'nin milletvekilleri ve çalışanları da benzer sözler söylemişlerdi. Belediye başkanının yanında bulunan, aynı partiden milletvekili ve aynı zamanda avukat olan vekil benim kağıdımı inceledi ve bu nitelemenin doğru olmadığını görmüş oldular. Söyledikleri yalan yanlış haber onların aleyhine dönmüş oldu.

Belediye başkanı görüşmesinde yer alan tüm mülteciler, politik argümanlarla taleplerimizi ve neden direnişe devam etmek istediğimizi net bir dille efade ettiler. Bunun karşısında belediye başkanı, bizim politik taleplerimizi desteklediğini ifade etti ama bilgilendirme çadırı dışındaki çadırların dışındaki çadırların toplanması gerektiğini savunduğunu söyledi. Objektif olarak bu tutum bir çelişki oluşturuyor. Belediye başkanı ve partisi, hem bizim direnişimizi desteklediğini söylüyor ama diğer yandan bilgilendirme çadırı dışındaki çadırların toplanması gerektiğini savunarak senatonun beyan ettiği görüşle aynı görüşü savunmuş oluyor. Yeşil Parti, senato ile direniş arasında sıkışmış bir görünüm veriyor. Bizi karşısına almıyor ama senatonun baskısına karşı da aktif bir tutum belirleyemiyor. Ne bizi karşısına alıyor ne de senatoyu karşısına alıyor. Araf'a sıkışmış durumda.

Belediye başkanı ile yaptığımız görüşme bittikten sonra, Kreuzberg Parlamentosun'a karşı büyük yürüyüşümüz başladı. Oranienplatz'daki direniş yerimizde çok sayıda insan toplanmıştı. Bir süre alandaki ateşimizin başında ısındıktan sonra yürüyüşe başladık.
Parlamentoda milletvekillerinin gündemi bizim direniş yerlerimiz olan Oranienplatz ve işgal okuluydu. Parlamentosunun camdan kapılarına yaklaştığımızda polis önümüze barikat kurdu ve bizi binaya sokmak istemedi. Ancak kitle çok tepkili ve kararlıydı. Bir süre barikat ardında bekledikten sonra hep birlikte polis barikatına yüklenip barikatı kırdık ve parlamonta binasının içine akın ettik. Toplantının yapılacağı salonun kapıları kapalıydı ancak üstlerden ve duvarlardan sarkarak salonu işgal etmeyi başardık. Salonda megafonlar vardı ve gündem başlıklarıyla ilgili olarak milletvekillerinin hazırladığı evraklar vardı. Parlamentonun bürokratik görünümü bozulmuştu. Biz karayağız insanlar artık parlamentonun kürsüsünde ve sandalyelerinde oturuyorduk. Pankartlarımız parlamentonun her yerini süslemişti. En alttan gelen bizler, parlamentonun monoton ve bürokratik yapısını bozmuştuk.

Pankart ve sloganlarımız parlamento salonunda yankılanmaya devam ederken parlamenterler haber gönderdiler. Eğer salonu boşaltmazsak toplantının başlamayacağını söylediler. Biz de salonu boşaltmayacağımızı ve burada tartışılan konuların direkt muhatabı olduğumuzu, dolayısıyla bu tartışmalarda aktif söz hakkımızı kullanacağımız yanıtını verdik. Salonu terketmeyeceğimizi anlayan parlamenterler bir süre sonra salona geliverdiler.

Biz mülteciler bir heyet olarak masalarda oturmuştuk. Parlamenterler bunu parlamenterlere yapılan bir saygısızlık olarak görüyorlardı. Biz de bunun saygıyla bir ilişkisinin olmadığını, bize verilmeyen söz hakkının direkk olarak bizler tarafından kullanılmasıydı olan. Sadece parllamenterlerin ezberleri bozuluyordu ve buna tahammül edemiyorlardı. Bunlar hep başkalarının adına söz söyleme hakkına sahip olduklarını düşünüyorlar. En alttan gelen bizlerin de onlar kadar düşünebildiğimizi ve kendi sözümüzü kendimizin söyleyebileceğini hiç akıl edemiyorlar.



Kürsüdeki megafondan konuşmaya başladık. Elimize CDU'lu bir milletvekilinin hazırladığı yazı geçmişti. Bu metinde, işgal ettiğimiz okulda içki, şiddet gibi şeylerin olduğu yazılıydı. Bu yazıya cevap vererek başladık konuşmamıza. Almanya toplumunda alkol bağımlılığı, kadına karşı şiddet düzeyinin ne olduğuna dair resmi istatistikleri anlattık. Sonra da bizim işgal okulundaki oranlamayı anlattık. Bu metni yazan kişi bir göçmen. Buraya daha önce göç etmiş ve belli bir iş güç sahibi olan insanlar, şimdi buralarda ırkçı fikirlerin taşıyıcısı oluyorlar. Kraldan çok kralcı kesiliyorlar.

Bizler parlamenterleri anlayamıyorduk, parlamenterler de bizi anlayamıyorlardı. Buna karşı onlara bir teklifte bulunduk. Bizim birbirimizi anlayabilmek için, bir gün biz mülteciler parlamentoda kalalım, bir günlüğüne siz parlamenterler Oranienplatz'daki çadırlarda kalın ve ertesi gün tekrar buluşup konuşalım belki o zaman birbirimizi daha iyi anlarız dedik.

Kürsüden yaptığımız konuşmalar hep provoka edilmek istendi. Bize saygı dersi veren parlementerler, oturdukları sandalyelerden sözümüzü kesme girişiminde bulunuyorlardı: “Sen bir şey bilmiyorsun”, iki Türkiyeli kadın; “Sen bu eylemleri niye Türkiye'de yapmıyordun, sen mülteci değilsin” gibi sözlü sataşmalarda bulunuyorlardı. Her şeyi iyi bildiğini sanan bu hanımefendiler bizim Türkiye'de neler yapmaya cüret ettiğimizi bilseler olan akıllarını da yitireceklerdi. Daha sonra öğrendiler kendilerinin her şeyi iyi bilmediklerini, yalan yanlış bilgilerle ithamlarda bulunmanın doğru olmadığını, ama bundan ders çıkarırlar mı bilinmez.

O gün parlamentoda bizim gündemlerimizin tartışılması, yıllardır sokaklarda verdiğimiz direniş sayesindedir. Şimdi bu direniş alanlarını bitirmek demek, mücadele ile toplumun ve parlamentonun gözünün önüne serdiğimiz sorunları gene hasır altına itmek, görünmez kılmak demektir.

Kreuzberg Parlamentosu'nda yer alan partiler, direniş yerleri ile ilgili görüşlerini kürsüden ifade ettiler. CDU zaten mültecilerle burada birlikte olmak istemedi ve salonu topluca terkettiler. Salonda kalan diğer partilerin konu ile ilgili tutumları şöyle idi: Yeşiller ve SPD, bizim politik taleplerimizi desteklediklerini ancak Oranienplatz'daki direniş alanımızda bilgilendirme çadırı dışındaki çadırların sökülmesi gerektiğini söylediler. Die Linke ise direniş alanlarının nasıl bir biçim alacağına ve nasıl sürdürüleceğine mülteci direnişçilerin kendileri karar versin ve onların kararına saygı duyulsun, onlara çocuk muamelesi yapılmasın dediler. Pratin partisi de Die Linke'nin bu görüşüyle aynı görüşte olduklarını beyan ettiler.

Senato, 16 Aralık'a kadar süre verdi. Bu tarihten sonra Yeşiller devreden çıkıyor ve karar sadece Henkel'de kalıyor. Eğer bu tarihe kadar bilgilendirme çadırı dışındaki çadırlar sökülmezse müdehale seçeneği devreye sokulacak.

Medya yalanları



Parlamento işgali eylemimiz başarılı bir eylemdi. Hem sessizliği bozduk. Hem saldırıya karşı direnme irademizi tüm toplumun gözü önünde ortaya koyduk. Saldırıya karşı saldırıyla yanıt verdik. Devletin yönetim aygıtlarından olan medya gene bizim aleyhimizde bir sürü ipe sapa gelmez yalan haberler yazmaya devam etti. Özellikle benim fotoğraflarımı öne çıkararak, “sol radikal” olduğum yönünde haberler yaptılar. Benim mülteci olmadığımı yazdılar. Bu tip söylemleri Yeşiller'de birçok kez yetkili kişiler tarafından kendi ağızlarından sarfettiler. Yeşiller bugüne kadar bize verdikleri destek ile oluşturdukları olumlu imajı kendi elleriyle sildiler. Yeşiller homojen bir yapıya sahip değil, ifade ettikleri bu yalan yanlış haberler onlara kimler tarafından verildi, neden baltayı kendi ayaklarına salladılar anlamadık.

RBB televizyonu benim 20 yıllık bir radikal solcu olduğumu, kürsüden “ölüm ya da özgürlük” sloganı attığımı yazdı. Oysa bizim geçmişimiz biliniyor. Devrimci bir gazeteci yazar olduğumuz biliniyor. Devrimci söylem ve sloganlar dünyada yeni değil, bu tip sloganlar her zaman vardı ve var olmaya devam edecektir. Bunlar utanılacak şeyler değildir. “Zafer ya da ölüm” sloganını dilinden düşürmeyen Che Guevera'yı tüm dünya ezilen halkları sevgi ve saygıyla anıyorlar. Ama bu sloganların anlam ve içeriğini sistemin paralı medyası ya da vekilleri anlayamaz. Anlamalarına da gerek yok. Medya, hapiste 15 yıl delilsiz ve haksız bir şekilde tutulduğumu yazmadı. Bu konuyla ilgili Amnesty İnternasyonal ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kampanya ve kararlarını hiç yazmadılar. Çünkü medya kendilerini bu düzenin mahkemesi ve polisi gibi görüyor.

Medya, bizi destekleyenlerin sadece radikal gruplar olduğunu, bu destekçilerin kendi amaçları için biz mültecileri kullandığını yazdılar. Biz mülteciler her zaman söyledik, antikapitalist ve antifaşist olan herkesle birlikte sistem karşıtı mücadeleyi sürdürüyoruz. Bize karşı pragmatist yaklaşan NGO grupları var, parti ve diğer kurumlar var. Ama zaten onlar sokağa çıkıp bizimle birlikte direniş yapmıyorlar sadece bizim adımıza söz söylüyor, bizim adımıza kampanyalar düzenleyip paralar topluyorlar. Biz onların hepsini biliyoruz. Bizimle birlikte direniş yapan destekçilerimiz bizi kullanmıyorlar, tam tersine bizim direnişimizi sahipleniyorlar. Biz, gerçekleştirdiğimiz sokak direnişiyle destek kazanıyoruz. Parlamentoda partileri destekleyenlerden çok bizi destekleyenler vardı.

Daha sonraki gün, hakkımızda yalan haber yapan medya mensuplarıyla görüştük ve neden yalan haber yaptıklarını sorduk. Bize, “bilmiyorum bana öyle haber geldi” demekle yetindiler. Bu yalan haberlerin kaynağını ve nedenini biliyoruz. Yalana ihtiyaç duyanlar yapıyorlar bunları. Ama biz en alttakiler hile bilmeyiz. Meydana çıkar gerçekleri ifade ederiz. Çünkü bizim kaybedecek şeyimiz yok. Kaybedecek şeyleri olanlar yalana ihtiyaç duyarlar.

Üniversitede toplantı ve konser

Etrafımızı saran kuşatma ve yalan çemberi bizi durduramaz, mücadelemize devam ediyoruz. Ali Soloman Üniversitesi'nde, Hellersdorf Mülteci Kampı'ndan ve diğer mülteci kamplarından gelen mültciler ve öğrencilerle birlikte bir etkinlik gerçekleştirdik. Direnişimiz ve gelecek planlamalarımız hakkında konuşmalar yaptık.

Üniversitede gerçekleştirdiğimiz bu etkinlikte çok ilginç bir manzaraya tanık olduk. Bu tür bir toplantıya ilk defa katılan bir mülteci, Alman devletinin ve Avrupa'nın mülteci politikalarının haklı olduğunu savundu. Dünyada herkese yetecek kadar yiyecek olmadığını söyledi. Mültecilerin Avrupa'ya gelmek için bazı yalanlar söylediklerini söyledi. Bu arkadaş, sistemi ve devleti suçlamamak gerektiğini savunuyordu ve aslında suçlunun mülteciler olduğunu söylüyordu. Bunları söyleyen arkadaş 4 aydır Almanya'da mülteciymiş.

Biz direnişçi mülteciler, dünyadaki kıtlığın yiyecek yetersizliğinden değil, ürün bolluğundan kaynaklandığını ve tonlarca besin maddesinin çöpe atıldığını açıkladık. Savaşları anlattık, ırkçılık ve kolonyalizmin ne olduğunu anlattık ona. Ama bu manzara bir gerçeği açığa çıkarıyordu. Direnişte yer almış olan mültecilerle, direnişe katılma şansını yakalayamamış olan mültecilerin kavrayışları oldukça farklı. Demek ki gerçeklerin anlaşılabilmesi için direniş okulu çok büyük bir önem taşıyor. Bu manzaradan da anlaşıldığı gibi uzun erimli bir direniş ve mücadele, yaşamları ve fikirleri izole edilmiş olan mülteileri politikleştiriyor ve özgürlük mücadelesine katılmalarını sağlıyor.
Oranienplatz'ı yeniden inşa ediyoruz. Toplantılarımızı her gün saat 17:00'de yapmaya karar verdik. Havalar soğuk, meydanda ateş yakıp etrafında toplantı yapıyoruz. Hakkımızda yapılan yalan haberlere karşı bir basın bildirisi yazdık. İngilizce ve Almanya olarak bu bildiriyi dağıttık.

İşgal okulu ile ilgili olarak yetkili kişiyle her hafta toplantıya devam ediyoruz. Okulu yatma yeri olarak kullanmamızı istemiyorlar. Bu okulu proje evi haline getirmek istiyorlar. Biz de buna karşı işgal okulunu bizim işgal ettiğimizi ve politik taleplerimiz için bir mücadele merkezi haline getirme planımızı onlara anlatıyoruz. Diğer yandan okulun boşaltılması halinde buradaki yüzlerce mültecinin nereye gideceğini ve nasıl yaşayacağını soruyoruz kendilerine. Bizim de projelerimiz var. Halihazırda tiyatro, müzik, futbol grubumuz var. Kütüphane, dergi çıkarma projemiz var. İşgal okulunun gelecekte nasıl ve kimler tarafından kullanılacağına biz direnişçi mülteciler karar vermek istiyoruz. Tartışmalar devam ediyor. Henüz sonuçlanmış değil. Bazen yetkililer, eğer burayı polisin zorla boşaltmasını istemiyorsak bir çözüm bulmamız gerekir diyorlar. Kapalı bir tehdit savuruyorlar. Bu durumda yapılacak bellidir. Direnmek!

Yaşasın İnsanlaşma Ve Ortaklaşma Mücadelemiz!

30 Kasım 2013
Turgay Ulu
Berlin