Kim gitsin?

Dilovası'ndan kim gidecek? Kanser edenler mi, kanser olanlar mı? OSB'deki 167 fabrika mı, yerleşik 50 bin emekçi mi?

GÜNCEL
Cuma, 11 Ağustos 2006 (20 yıl 2 ay önce)

“Kanserovası”ndan kim gidecek?

Organize Sanayi Bölgesi’ndeki 167 fabrika mı; yoksa, yerleşik 50 bin emekçi mi?

Kanser edenler mi, kanser olanlar mı?

Sermaye birikimlerini 50 bin işçiyi öğüterek, 50 bin emekçiyi kanser ederek, ormanları talan ederek sağlayanlar mı?
Çoğunluğunu yurdundan sürgün Kürtlerin oluşturduğu, Kürt oldukları için bölgede iş verilmeyen, belediye hizmeti götürülmeyen, işsizlik ve yoksulluk nedeniyle bırakalım başka bir yere taşınmayı, doktora dahi gidemeyen, dededen toruna kuşaklar boyunca kansere yatırılmış emekçiler mi?

Emekçilere Sürgün, Sermayeye Teşvik

Çok önceden bilinmesine karşın, ancak zorda kalınca patlatılan zehirli varillerden sonra, zoraki kurulup bölgeye gelmek zorunda kalan TBMM Dilovası Araştırma Komisyonu, kanserin faturasını emekçilere kesti. Komisyona da verilen, Dilovası’nın “kanserovası”na dönüşümünü belgeleyen araştırmalara karşın; raporunda, “Sağlık kayıtları düzenli olarak tutulmalı, araştırmalar yaygınlaştırilmalı, bölge sakinlerine bioizleme yapılmalı, bu çalışmalar sonucunda bölgenin tıbbi afet bölgesi olup olmamasına karar verilmeli.” diyerek, halk sağlığı sorununun üzerinden değme atleti geride bırakacak denli atlayan komisyonun ‘çözüm önerisi’, sınıfsal meşrebine uygun olduğu gibi, bölgedeki sınıfsal ayrışmayı da ortaya koyuyordu:

Sermayeye teşvik, kredi ve muafiyet:
“Eski teknoloji nedeniyle çevre kirliliği yaratan sanayi kuruluşlarına ileri teknoloji yatırımlara yönelebilmeleri için yatırım kredi desteğiyle ithal makine ve techizata gümrük muafiyeti sağlanmalı. Çevreyle ilgili tüm yatırımları teşvik edilmeli; atıksu, hava ve katı atık bertaraf tesislerine ucuz enerji sağlanmalı; atıklarını usulüne uygun bertaraf eden kuruluşlara vergi teşvikleri getirilmeli.”
Emekçilere sürgün:
“Dilovası OSB içinde kalmasına rağmen, imar planında yerleşim alanı olarak lekelenmiş Yeni Yıldız Mahallesi ile imar planında orman ve 2B kapsamındaki orman alanında yerleşik Fatih Mahallesi’nin boşaltılması gerekmektedir.”

“Kimse ses etmedi”

Bir yanda Organize Sanayi Bölgesi var. Ormanı yiye yiye, zeytinlikleri, üzüm bağlarını düzleyerek, yerleşim bölgelerini kuşatarak sürekli büyüyor. Atık tesislerine ne hacet, bölgeye adını veren Dilderesi üzerinden tüm zehirli atıklarını Marmara Denizi‘ne boşaltıyor! Güzelim ormanı ise, sürekli küçültüyor; kalan kısmı ise, kimyasal madde tanklarının deposu olarak kullanıyor. Yönetiminde yer alan Kocaeli Valisi'nden MHP’li belediyeye kadar, devletle kaynaşmış halde emekçilerin üzerine yürüyor. Emekçileri yerleşim alanından söküp atmak için, belediye (ne su veriliyor, ne kanalizasyon yapılıyor) ve sağlık hizmeti götürmüyorlar. İstanbul’dan gelen 50 bin işçiyi öğüterek, kapısına dayandığı emekçi mahallelerine zehirini kusarak, önüne çıkan herşeyi yutup, sermaye birikimine dönüştürerek büyüyor.

Diğer yanda, yurdundan sürgün Kürt emekçilerin çoğunlukta olduğu emekçi mahalleleri var. İlk elde hedefe çakılan Yeni Yıldız ve Fatih‘in ardından, sırada Cumhuriyet ve Turgut Özal mahalleleri var.
“Önce sadece birkaç fabrika vardı. Sonra istila başladı. Çam ormanlarını yok ettiler, kimse ses etmedi. Sonra sıra bize geldi. Şimdi sessizce bizi öldürüyorlar.”
Dilovası’ndaki emekçi mahallelerinde yaşayan emekçilere, Kürt oldukları için, OSB’deki fabrikalarda iş verilmiyor. Emekçilerin ezici çoğunluğu işsiz. İstanbul’a gidiyor; boyacılık, hamallık, seyyar satıcılık, işportacılık yapmaya çalışıyorlar. İstanbul’dan gelen işçiler, akın akın DYO, Çolakoğlu, Diler Demir, İzocam, Lever vb. fabrikalara girerken, onlara gıptayla karışık öfkeyle bakıyorlar.

Tek geçim kapıları, küçük kızları. 6-12 yaşındaki kızlar, “depo” adı verilen, tabelası bile olmayan izbe, karanlık, toz içindeki çorap atelyelerine veriliyorlar. Patronlarının Dilovası’nda oturmadığı atölyeler, Kürt emekçilerin işsizlik ve yoksulluktan kırılmasını fırsat bilip, habire çoğaltilıyor.

“Mecburuz” diyor analar, “herkesin kocası, oğlu boşta”; “Mecburum” diyor 13 yaşında, 2 yıldır çorap işçiliği yapan küçük kız.

“Kirletenler gitsin”

[foto]ok.png[/foto] “Biz kirletmedik, kirletenler gitsin!”
[foto]ok.png[/foto] “Biz değil; bizi öldürenler, çevreyi mahvedenler gitsin!”
[foto]ok.png[/foto] “Zehir nedeniyle kansere, başka hastalıklara yakalananlarımızın tedavileri OSB’deki sanayiciler tarafından üstlenilsin!”
[foto]ok.png[/foto] “Sağlık taraması yapılsın, tam teşekküllü bir hastane açılsın!”


Sessizce öldürülenler, kapılarına dayanan yeni bir sürgün karşısında taleplerini böyle dile getiriyorlar. Sermaye ve devletinin gücü, kuşatması ve saldırısı karşısında, güçsüz, dağınık ve belli bir direngenlikle birlikte yenik gözüküyorlar. Gerçekte ise, taleplerini, OSB’de sömürülen, gıpta ve öfkeyle baktıkları 50 bin işçinin sınıfsal talepleriyle birleştirdiklerinde, işçilerin kolektif gücüyle bütünleştiklerinde, “Kanserovası”nı OSB sermayedarlarına, valiye, belediyeye dar edecekler.

İşte bunun için; OSB işçileri,
[foto]logo.png[/foto] işgüvencesini olduğu kadar, Dilovası’ndaki Kürt emekçiler için de iş talebini de;
[foto]logo.png[/foto] işçi sağlığı ve iş güvenliğini olduğu kadar, zehirli atıkların engellenmesi ve temizlenmesi talebini de;
[foto]logo.png[/foto] kendilerininkini olduğu kadar, Kürt emekçilerin yerleşim talebini de;
[foto]logo.png[/foto] Dilovası’ndan Ortadoğu’ya halkların mücadele kardeşliği talebini de savunup, yükseltmeli.

İşte bunun için; Dilovası’nda hedefe çakılan Kürt emekçileri;
[foto]logo.png[/foto] kansere yakalananların olduğu kadar, OSB işçilerinin de sağlık sorun ve tedavilerinin OSB kapitalistleri tarafından karşılanması talebini de;
[foto]logo.png[/foto] halklara özgürlük kadar, emekçilere özgürlük talebini de savunup yükseltmeli.

İşte o zaman, kimin geçici ve gidici, kiminse kalıcı olacağı ortaya çıkacak!

Ufuk Çizgisi, 1 Ağustos 2006, Sayı: 43