500 Tekelci Vampire Karşı 500 Öncü İşçi Kurulu Gerek!

GÜNCEL
Cuma, 11 Ağustos 2006 (20 yıl 2 ay önce)

İstanbul Sanayi Odası Türkiye’nin 2005 yılındaki en büyük 500 sanayi vampirini açıkladı. 500 kapitalist işletmenin üretimden satış, brüt katma değer, ihracat, kar ve ücretli çalışan gibi verilerini içeren İSO araştırması, 2005 yılında işbirlikçi tekelci kapitalistlerin işgücü fiyatını alabildiğine bastırıp işçi sınıfının yaşam koşullarını açlık sınırına çekmesine rağmen kar oranlarının düştüğünü ve son kapitalistlerin 3 yıllık saadet devrinin durgunluk ve krize döndüğünü ortaya koyuyor. 2005 göstergelerinin yanı sıra Mayıs ayında patlak veren kriz verilerinin de yer aldığı araştırmada, temel sınai sektörlerin temsilcileri ile çeşitli illerin sanayi odası başkanları, krizden çıkış için devlete “direktif mahiyetinde tavsiye”lerde bulunuyorlar!

Sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşması

500 tekel listesinin ilk 10 sırasında Tüpraş, Ford, Toyota, Elektrik Üretim A.Ş., Arçelik, Ereğli Demir Çelik, OYAK-Renault, Vestel Elektronik, Tofaş ve Aygaz yer alıyor. İlk 50 firmanın faaliyet gösterdiği sektörler demir çelik, otomotiv, beyaz eşya, elektronik, plastik, ilaç, elektrik, kimya, cam, çimento ile eser miktarda tekstil ve gıda bulunuyor. İkinci 50 ise yine çelik, enerji, kimya, ağaç, ilaç, elektrik, gıda, çimento, kağıt, gazetecilik ile yine eser miktarda olmak üzere tekstil sektöründe faaliyet gösteriyor.

İSO-500′de ilk görülen kapitalist ekonomideki sermaye merkezileşmesi ve yoğunlaşmasıdır. Bunun en belirgin göstergesi, Tüpraş‘ı da gövdeye indiren Koç Holding’in durumudur. İSO araştırmasından sonra yayınlanan Businessweek araştırmasına göre Koç, orta düzey kapitalist ülkelerin şirketleri liginde “gelecekte dünya ligine damgasını vuracak” ilk 25 şirket arasına girerken, Fortune Global 500 listesinde 358. sırada yer alıyor. Koç, “ulusal bir başarı” olarak pazarlanan bu azami kar atağını işyerlerinde sağladığı azami egemenliğe borçlu! Bilindiği tekel azmanının son “eylemleri” arasında Nakliyat-İş’te örgütlenen İzmir Tansaş işçilerine gaz bombalı saldırıda bulunulması yer alıyor.

Sermaye merkezileşmesinin bir diğer göstergesi olarak, 500 içerisinde ilk 50 firmanın durumuna baktığımızda, bunların üretimden satışların yüzde 50,5′ini, ihracatın yüzde 55,2’sini gerçekleştirdiğini ve ücretli işgücünün yüzde 32,4′ünü sömürdüğünü görürüz. Bu işletmelerde çalışan işçi sayısı, ikinci 50 ve daha alt sıralardan farklı olarak binlerle ifade ediliyor -500 ila 16 bin 500 işçi.

Araştırma aynı zamanda emperyalist sermayenin etkinliğini de ortaya koyuyor. 136 emperyalist ortaklı kuruluş, üretimden satışların yüzde 33,3′ünü gerçekleştiriyor. Emperyalist sermaye girişi 2003 öncesine kadar yılda 1 milyar dolar düzeyinde iken, 2005′te doğrudan emperyalist sermaye yatırımları 9,7 milyar dolara fırladı. Bunun önemli bir bölümünü banka ve finans sektöründe (3,7 milyar dolar), telekomünikasyonda (3,2 milyar dolar) gerçekleştirilen yutmalar ile gayrımenkul gibi alanlardaki -her mahalleye bir Tower!- vantuzlar oluşturuyor.

Düşüş parantezi

İSO araştırması, kişi başına düşen milli gelirin 5000 dolara yükseldiği üfürülüp pembe tablolar çizilmeye devam edilen 2005′in 500 firma için de 2001′den bu yana en kötü yıl olduğunu gösteriyor. Gerçekte bu yöndeki eğilim 2004 başında ortaya çıkmış ve konfeksiyon-tekstil, deri gibi sektörlerde daha belirgin olmak üzere yıl boyunca devam etmişti.

Araştırma, 500 firmanın GSMH içindeki payının yüzde 13′e, toplam sanayi katma değer payının yüzde 51,1′e, imalat sanayi katma değer payının ise yüzde 59,1′e indiğini ortaya koyuyor. 2004 yılında yüzde 40,8 olan ihracat artış oranı, 2005′te yüzde 16,8′e, 2006′da ise yüzde 11,3′e geriledi. 500 firma içerisinde ihracat yapanların sayısı 416′dan 406′ya düştü.

Kar oranları ise yüzde 20,8 azaldı. 1992′de özel büyük sanayi için yüzde 31,6 olan kar oranları, 2001′de yüzde 15′e düşmüştü. Kapitalistler Türkiye’nin “dünya piyasalarına yüzde 20-25 net kazanç imkanı veren bir ülke” olmasıyla övünüyorlar. Ne var ki, işçi sınıfının felaketi olan ücretlerin işçinin fiziksel dayanma sınırını da aşacak şekilde bastırılması, kapitalizmin temel bir yasası olan kar oranlarının düşüş eğiliminin kendisini ortaya koymasını engelleyemedi!

Tekelci kapitalistler, bu durumu, yüksek faiz-ucuz dövizin sonucu olarak birçok sektörde ithalata yönelinmesi ile açıklıyorlar. Bunun bir olgu olmasının yanı sıra, ithalatın yüzde 85-90′ını hammadde, ara malı ve yatırım malları oluşturuyor. Bağımlı ülke olma özelliğiyle emperyalist işbölümünde Türkiye kapitalizmi, bu konumuna uygun olarak demir-çelik, beyaz eşya, konfeksiyon… gibi sektörlerde faaliyet gösteriyor. Tekellerin asıl gizlediği ise, durgunluğun artık 4-5 yıla inmiş kapitalist çevrimin bir parçası olarak yapısal olduğu… Aynı biçimde, kar oranlarındaki düşüş öne çıkarılarak özellikle ilk 50 açısından toplam kar kitlesindeki artış gizleniyor.

Sektörel farklılaşma

Araştırma, ekonomideki sektörel farklılaşmanın da altını çiziyor. Konfeksiyon-tekstil, deri gibi sektörler ilk 500 içerisinde hızla geri sıralara itiliyorlar. 2005′te konfeksiyonda üretim yüzde 12,5 azaldı, ihracat artışı yüzde 5,1′de kalırken, 2006′nın ilk 4 ayında yüzde 10,3 oranında düştü. Deride ise tesislerin yüzde 40′ı durdu, geri kalanlar düşük kapasiteyle çalışıyor. Üretimin yüzde 80′inin ihraç edildiği, üretim girdi maliyetlerinin yüzde 38 olduğu sektörün durumu, mutlak artıdeğer sömürüsünü köklemeyi esas alan -konfeksiyon gibi- deri patronlarının da saldırganlığını açıklıyor!

Üretimin lokomotif sektörleri olarak otomotiv, demir çelik, beyaz eşya, kimya ve plastik belirginleşiyor. Sermayenin organik bileşiminin yüksek olduğu bu sektörler de ihracat odaklı çalışıyorlar. İç pazarın alabildiğine bastırılması ile, ihracat odaklı çalışma, kapitalist ekonomi açısından ölüm-kalım sorunu olarak tanımlanıyor. Otomotiv, ihracatta ilk sırada gelmekle birlikte, ihracat artış hızındaki azalma bu sektör için de geçerli. 2004′te yüzde 56,3 olan ihracat artış oranı, 2005′te yüzde 11 düzeyinde gerçekleşti.

Artıdeğer sömürüsü şiddetlendi

İSO araştırması, 2005 yılında artıdeğer sömürüsünün şiddetlenmesinin de belgesi durumunda. Tekeller durgunluk ve kriz içerisinde şiddetlenen rekabet koşullarına nispi ve mutlak artıdeğer sömürüsünü yoğunlaştırarak “dayandılar”!

2005 karına göre, en az sayıda çalışanla en yüksek kar elde eden şirket Baymina Enerji oldu. Yüzde 95′i Belçikalı Suez Energy International’a ait şirket 49 işçisi ile geçen yıl 37.4 milyon YTL gibi yüksek bir kar elde etti. İşçi başına yaratılan artıdeğer miktarı 764 bin YTL civarında. Baymina, Ankara’da doğalgazdan elektrik enerjisi üretiyor. 2004′te en büyük 74′üncü sanayi kuruluşu olan şirket 2005 itibariyle 56′ncılığa yükseldi. İkinci sırada yer alan Dow Türkiye Kimya Sanayii’nde işçi başına yaratılan artıdeğer 464 bin YTL. Aynı listede 10. sırada bulunan Nuh Çimento ise, geçen yıl yaptığı yatırımla İSO 500 içinde 206.’lıktan 115. sıraya fırladı. Yaygın taşeron uygulaması ile istihdam sayılarını minimumda tutan çimento tekelleri, 2005′teki inşaat patlamasının kaymağını yiyorlar.

Kapitalistlerin “eylem sloganları”

Durgunluk ve krizi aşmanın bir yolu olarak kapitalistler daha az sayıda işçi çalıştırarak işçi başına düşen verimlililiğin -artıdeğer oranının- artırılmasını hedefliyorlar. Pratikte zaten uygulanan bölgesel asgari ücret uygulamasının yasalaştırılması, vergilerin ve enerji maliyetlerinin düşürülmesi de tekeller için “eylem sloganı” durumunda. Ankara Sanayi Odası, işyerlerinde zaten eser miktarda uygulanan sakat, hükümlü, “terör mağduru” gibi zorunlu istihdam biçimlerinin kaldırılmasını dayatıyor. Mutlak artıdeğer sömürüsü, KOBİ’lere doğru daha da şiddetlendirilmek üzere kar oranlarındaki düşme eğilimini frenlemenin bir aracı olarak sürekli devrede tutuluyor.

İşgücü fiyatının ve çalışma saatlerinin fiziksel sınırın altına çekilmesi yanı sıra ise, gerek ekonominin bütününde gerekse de sektörler düzeyinde tekelci kapitalistlerin devleti de kamçılayarak nispi artıdeğer sömürüsünü yoğunlaştıracak yöntemlere yöneliyorlar. Avrupa pazarının yarısını elinde tutan televizyon sektörünün yüzde 90′ı ithal girdi bağımlılığı örneğinde olduğu gibi, ara mal üretimindeki zayıflık ve teknolojik yetersizlik, ortak payda durumunda.

Sanayi Bakanı Ali Coşkun, devletin işbirlikçi tekelci kapitalistlerin “yükünü” omuzlayarak biyoteknoloji, gen, yazılım başta olmak üzere bilişim ve iletişim teknolojileri, yeni malzemeler, hava ve uzay, nükleer, deniz bilimi, temiz enerji, denizaltı kaynakları sektörlerini destekleyeceğini, 22 Teknoloji Geliştirme Bölgesi‘nin yenilerinin oluşturulacağını ve KOBİ’lerin AR-GE’ye teşvik edileceğini açıklıyor.

Tekellerin devlete direktifleri arasında ihtisas OSB’lerin kurulması, branş meslek okullarının artırılması, bilim ve teknoloji bakanlığının kurulması da var. Kimya sektöründe nispi artıdeğer sömürüsünün artırılması için AR-GE’nin harcamalar içindeki oranının yüzde 0,5′ten yüzde 2′ye çıkarılması hedefleniyor. Her bir sektörde ve büyük sanayi odasında “stratejik gelecek tasarımı projesi” oluşturuluyor, inovasyon vadileri… kuruluyor.

Tekeller kabus gibi!

Daha ilk aylarından görüldüğü üzere, 2006 yılı emekçi kitlelerin üzerine kabus gibi çökmüş durumda. 2001 krizinden sonra nispi canlanma ve sonra da hızlı bir yükseliş trendi yakalayan kapitalist ekonomi, şimdi yeni bir durgunluk eğilimi içerisinde. Nefesini inşaat sektöründeki büyüme, otomotiv ve beyaz eşya vb. ihracatı ile bir nebze açan tekelci kapitalistler, kar oranlarındaki düşüşü emekçilerin içerisinde bulunduğu yıkımı derinleştirerek aşmaya çalışacak. Bu, en karlısından en geridekine dek kapitalist işletmelerde aşırı çalışma, düşük ücret kamçısının çok daha şiddetleneceği, kölece çalışma-kölece yaşam kıskacının daha da sıkılacağı anlamına geliyor. İşçi sınıfı devrimcileri açısından anlamı ise, ağır işsizlik basıncı altındaki işçi sınıfının iç çözülme ve dağılmasına karşı kampanyanın tüm yönleriyle sıkı sıkıya kavranması ve yaşama geçirilmesi… Kitlelerin iliğini sömüren 500 vampirin karşısına 500 öncü işçi kurulu ile dikilinmeli!

Ufuk Çizgisi, 1 Ağustos 2006, Sayı: 43