17 Ağustos 1999: Felaket kapitalizmdir!

GÜNCEL
Çarşamba, 16 Ağustos 2006 (20 yıl 2 ay önce)

7 yıl önce 16 Ağustos'u 17 Ağustos'a bağlayan gece saat 03.02'de yaşadık Marmara depremini. Yerin 17 kilometre altında, aletsel büyüklüğü 7.4 olarak açıklanan 45 saniyelik sarsıntının arkasından iki haykırış çakıldı beynimize: "Sesimi duyan var mı?" ve "Devlet nerede?"

"Yüzyılın felaketi" değil yüzyılın kapitalizmidir emekçilerin yaşadığı. On yılların faşizmidir. Kan ve yalan imparatorluğudur. Sonsuz dehşet düzeni! Hücre tipi yaşam, mezarda emeklilik ve mezarda konuttur. Ve artık hala "Devlet nerede?" diye soran varsa, buna verilecek yanıt da "mezarda devlet"tir!

Aşağıdaki yazıyı 7 Eylül 1999 tarihli Alınteri gazetesinden özetleyerek aktarıyoruz:


17 Ağustos Marmara depremi, büyük bir suç ve şuçlular şebekesini ortaya çıkarmışdır.

SUÇ:
Cinayet, yaralama, yıkıcılık, yağmacılık, hırsızlık, insanlık düşmanlığı. Depremde 40 bin kişiyi öldürmek, onbinlerce kişiyi yaralamak, yüzbinlerce kişiyi evsiz bırakmak. Sağ kalanlarımızın ailelerinin alınterleriyle ilmek ilmek ördükleri yaşamlarını, geçmişini ve geleceğini, umutlarını, özlemlerini, hayallerini ellerinden almak. Sokağa atılan emekçileri insanlık dışı koşullarda "yaşamaya" mecbur etmek, sosyal bir yıkım ve felaket yaratmak. Emekçilerin yıkımlarını ranta çevirmek.

Suçlu: İşbirlikçi tekelci burjuvazi
Onyıllardır, kanımızı-iliğimizi son damlasına kadar emek için, "daha fazla kar, en fazla kar" histerik çığlıklarıyla üzerimizde tepindiler. Ücretli kölelik düzeni kapitalizmin "azami kar" temel yasası gereği hayatımızı hiçe saydılar. İzmit, Gebze, Gölcük, Adapazarı ve İstanbul'un 1. dereceden deprem bölgesi olduğunu bildikleri halde Türkiye sanayisinin yüzde 45'ini buraya kurdular, dolayısıyla nüfusun yüzde 25'ini buraya yığdılar. Bölge fay hattındaymış, zemin bataklıkmış kimin umrunda? Toprak ucuzdu, bölge Avrupa pazarına yakındı, demiryolu-karayolu-havayolu-denizyolu burada birleşiyordu ya, yeter de artardı bile. Koçlar-Sabancılar burada semirdikçe semirsindi. Semirdiler! 40 bin kişinin kanını emerek daha da semirdiler. Yetmedi! Bizim felaketimizi ranta tahvil ettiler. Devletlerine verdikleri kredi faizlerini bir günde 11 puan yükselttiler. Aradaki fark, Dünya Bankası'nın açtığı deprem kredisine eşittir. Ve bu para, depremde zarar görenler yerine Koçların Sabancıların cebine indi. Bizler için başlatılan yardım kampanyaları onların bankalarına akıyor ve onlara günde 1 trilyon faiz karı bırakıyor. Ayrıca o paralar borsada, repoda işletiliyor, bir vurgun da buradan vuruluyor! İşbirlikçi tekelci burjuvazi deprem anından itibaren ağzından salyalar akıtarak ellerini ovuşturmaktadır. Bizim başımıza yıkılan evimiz, parçalanan eşyalarımız onlar için inşaat sekterönün canlanması, beyaz eşya, prefabrik baraka, çadır, mobilya, elektronik alet, giyim, araba vs. satışların artması demektir! Ücretli kölelik düzeninin, devletin ve kurumlarının, hükümetin sahibi ve kahreden acımızı-gözyaşımızı kar kapısı haline getiren işbirlikçi tekelci burjuvazi, birinci dereceden suçludur!

Suçlu: Türkiye Cumhuriyeti Devleti
Bu depremle bir kez daha gördük ki, bu devlet biz emekçilerin değil, tekelci kapitalistlerin devletidir. Onların sınıfsal çıkarlarını korumak üzere bizi sömürmek, ezmek, baskı altına almak için kurulmuştur... Devlet, binlerce emekçinin hayatına mal olacağını bildiği halde Körfez'de sanayi yapılaşmasının, çarpık kentleşmenin, çok katlı binaların kurulmasının önünü açmıştır, teşvik etmiştir. Bununla da kalmamış, can kaybını azaltabilecek erken uyarı sistemini kurmamıştır. Deprem, bağıra bağıra "geliyorum" demesine rağmen, can güvenliğimiz için hiçbir önlem almamıştır. Felaketin bu boyutlara ulaşmasına neden olmuştur. Depremden sonra devlet felç geçirmiş, yıkım bölgelerine uzanamamıştır. Çünkü o, emekçilere saldırı aygıtı olarak örgütlenmiştir. "Devletin şevkatli kolları" edebiyatı, boğazımıza yapışmış, durmaksızın sıkan kollardan başka bir şey değildir. Devlet, depremin ilk dakikasında öldürdüklerinin dışında, onbinlercesini enkaz altından çıkarmadığı için katildir! Suçludur!

Suçlu: Ordu
Modern teknolojiyle donanmışlığıyla, yeniden yapılanmasıyla, yere göğe sığdırılamadığı gücüyle böbürlenen ordu, sadece öldürmeye yaradığını, komşu ülkelerin ve Türkiye-Kürdistan'ın emekçi halklarını ezmek için dişine kadar silahlanıp örgütlendiğini kanıtlamıştır. Yıllardır sırtımıza kene gibi yapışan ordu, elindeki maddi, teknolojik ve insan gücü olanaklarını biz emekçilerin canını kurtarmak üzere sefer etmediği, seferber etmek bir yana, kılını bile kıpırdatmadığı için suçludur, Gölcük'teki binlerce emekçiyi bir kenara bırakıp kendi amiralinin, subayının yardımına yöneldiği için suçludur. Depremle hayatı yıkılan bize bir faydasının dokunmadığı yetmiyormuş gibi askerini "Düzeni sağlıyoruz" adı altında üzerimizde sürdüğü, yardıma koşan devrimci-demokratları işkenceden geçirdiği için suçludur!

Suçlu: Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel
"Takdir-i İlahi", "Depremden davacı olun...", "Fevkalade üzgünüm..." diyor faşist Demirel. "Takdir-i İlahi"ymiş! Neden! Marmara Bölgesi 1969'da, senin Başbakanlığın döneminde sermayeye peşkeş çekilmedi mi? Fay hattını üretim ve yatırım merkezi, yerleşim bölgesi haline getiren sen değil misin? Koç'un Ford montaj fabrikalarını, Sabancı'nın lastik fabrikalarını, İPRAŞ'ı kurduktan sonra "Çoban Sülü"lükten "Sayın Demirel"liğe terfi eden sen değil misin? Sen katilsin! Sen yağmacısın! Sen soyguncusun! Suçlusun!

Suçlu: DSP-MHP-ANAP Hükümeti
"2000'li yılların hükümeti" olarak pazarlanan faşist hükümet katillerin hükümeti olduğunu kanıtladı. Bugünümüzü ve geleceğimizi karartan mezarda emeklilik ve tahkim yasalarını bir günde çıkaran, hızla uygulamaya koyan hükümet, iki gün boyunca hareketsiz kaldı. TÜSİAD ve MGK'nın hükümti deprem anında ve sonrasında onbinlercemizin ölmesini, yaralı ve sağ kurtulanlarımızın yeni felaketlere sürüklenmesinin sorumlusudur. Hazır bekleyen kurtarma ekiplerine izni geciktirerek onları bekletti, gelenleri enkaza ulaştırmadı.

Bayındırlık ve İskan Bakanı Koray Aydın (MHP): İşbaşına geldiği andan itibaren faşist kadrolaşma derdine düştü. Yapılaşmayı denetlemek, can güvenliğine uyguna hale getirmek bir yana, faşist katil mütahitlerin önünü açtı. Suçludur!

Özelleştirme Bakanı Enis Öksüz (MHP): Özelleştirmenin anayasaya girmesi sırasında zorlanmayan faşist bakan, deprem sonrasında kapanan şehirler arası trafiği açmakta, kitlenen telefon görüşmelerini çözmekte taş kesildi. İletişim ve ulaşım sorunu yüzünden deprem bölgesine ulaşılamadı, kurtarılabilecek olanlarımız da göz göre göre öldürüldü. Suçludur!

Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Cumhur Ersümer (ANAP): Tüpraş'ı yüksek fiyatlara peşkeş çekebilmek için allayıp pullamış, ama yangın tehlikesine karşı önlem almamıştır. Trilyonluk rafineri bir elektrik kesintisi yüzünden günlerce ölüm saçmıştır. Tüpraş'ın patlama tehlikesi karşısında Körfez'in boşaltılmasını, böylece enkaz altındaki kardeşlerimizin ölüme terkedilmesinin sorumlusudur. Suçludur!

İçişleri Bakanı Sadettin Tantan (ANAP): Polisliğe ayakçılıktan başlayıp işkenceciliğe, belediye başkanlığına ve İçişleri Bakanlığı'na terfi eden Tantan, ilgili bakanlıklar ve kurumlar arasında organizasyonu sağlamama, bölgeye iş makinaları ve kurtarma ekipleri vs. göndermemenin sorumlusudur. İçişleri Bakanlığı'na bağlı Emniyet Genel Müdürlüğü tüm birimleriyle bütün illerde örgütlüyken ve bünyesinde onbinlerce polis barındırırken, Sivil Savunma Genel Müdürlüğü sadece üç ilde örgütlüdür ve 106 kişilik kadrosu vardır. İçişleri Bakanlığı suçludur!

Sağlık Bakanı Osman Durmuş (MHP): İlk günden itibaren ırkçı-kafatasçılığını sergileyen bu faşist yurtiçinden, özellikle yurtdışından akan gönüllü kurtarma ekiplerini engellemiştir. "Türk kanı bozulmasın" diye Ermenistan'ın kan bağışını, "Ezeli düşman" olduğu için Yunanistan'ın soğutma gemisini, "Hristiyan" olduğu için Kızılhaç'ın yardımını red etmiştir. Fazlasıyla ihtiyaç olduğu halde "tıbbi yardıma ihtiyacımız yok" bu ırkçı faşist suçludur!

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk (DSP): Enkazlardan delillerin toplanmasını engellemiş enkazları alel acele kaldırtmıştır. Böylece büyük çoğunluğu inşaat hatalarından kaynaklanan kayıpların üstünü örtmüş, yapmacı-hırsız-katil mütahitlerin koruyucu meleği olmuştur. Suçludur!
...........
.......
...

Hiçbir burjuva mahkemesi, çocuğu enkaz altında kalan bir annenin, "Bu binayı yapanı bana verin kendi ellerimle parçalayayım, ciğerini kedilere vereyim. Gerçi onun ciğeri kediye bile verilmez, hayvanı öldürür!" cümlesiyle ifade ettiği öfkesine derman olamaz. Susurluk adaleti bizim acılarımızı dindiremez. Herbirinin cezalarını tek tek kendi ellerimizle verelim. Elimizdeki tek güç örgütlülüğümüzdür. Halk komitelerinde örgütlenelim. Depremde yakınlarını kaybedenlerden oluşturacağımız halk mahkemelerini kuralım ve bütün suçluları halkın mahkemelerinde kendi adaletimizle yargılayalım. Acılarımız ancak o zaman hafifleyecektir.