ANF- İran ordusu geçtiğimiz hafta yine Kürdistan dağlarını top ateşine tutmuştu. Dağ başında iki gazeteci arkadaşımla birlikte, elimizde kamera ve fotoğraf makineleri ile patlamaların geldiği alanlara doğru yürüyorduk.
Saat sabahın 9’unu geçiyordu. Havan topları ve katuşa füzelerinin sesleri yaklaşıyordu. Araziden dumanlar yükseliyordu. Gözlerimiz yol boyunca ilerleyen köylülere ilişiyor. Sararmış otların arasından güneş yanığından toprak rengi olmuş tenlerinden ağustos terleri dökülerek hızlı adımlarla yürüyorlardı. Yanlarına yaklaştığımızda sayılarının ne kadar çok olduğunu, çocukların ise daha çok olduklarını görüyoruz. Korumasız ve savunmasız çocuklar ve kadınlar gözlerinde korku ile atılan toplardan ve füzelerden kaçıyorlardı. Küçük vadilerdeki küçük kayalıkların altlarına gizlenmeye çalışıyorlardı.
Susamışlardı. 8 yaşındaki çocuklar küçük avuçları ile 5 yaşındaki kardeşlerine su veriyordu. Korkuyorlardı… 6 yaşındaki çocuklar küçük sırtlarında 3 yaşındaki kardeşlerini taşıyordu. Yorulmuşlardı… Gençler yaşlıları, gelinler dedelerini taşıyordu.
[foto]bombalardankacanlar2.jpg[/foto]
Gözyaşlarını gizliyorlardı birbirlerinin. Anneler sığınacak yer arıyordu çocuklarına. Arabaları ile kaçanlar da onlarla birikiyordu. Giderek çoğalıyordu sayıları. Çocuklar ağlaşıyordu. O kadar çoklardı ki bu dağ başında… O kadar güzel ve masumdular ki… O kadar çok korkuyorlardı ki… Her karesi Kürde karşı açılmış bir savaşı hatırlatıyordu. Bir çocuğun gözünde Halepçe vardı… Bir diğerinin gözünde Dersim 38 isyanının acısının güncelleşmiş hali… Bir diğerinde Cizre ve Kızıltepe Serhildanı’nda her yaştan Kürde sıkılmış kurşunlar… Qamışlo’da Suriye ordusunun yağması. Ve şimdi İran’ın Kürdistan dağlarına düşen topları…
Biz bu kareleri fotoğraflayıp kameraya almak için çabalarken, kaya altlarında, taşlık arazide onlarca çocuk, kadın, yaşlı yaylaya çıkmış Kürdü görüyorduk. Birbirimize bakıp ağlamaklı gözlerimizi birbirimizden gizlemeye ve “gazeteci” olmaya çalışıyorduk.
Dağ başındaki yaylalarda, kıl çadırlarında, soğuk subaşlarında, kendi hallerinde olduklarını söylüyorlardı. Birden havan topları ve füzelerin sesleri ve patlamaları başladı. Sürülerimizin ortasına, çadırlarımızın yakınlarına bombalar düşüyordu. Çobanlarımızdan haber alamadık. Babalarımız da yok yanımızda… Bomba seslerinden uzaklaşmayı güvenlik sayıyorlardı. Yürüyebildikleri kadar uzağa gitmek istiyorlardı. Sıcaktı… Susamış ve acıkmışlardı.
[foto]bombalardankacanlar3.jpg[/foto]
Kaya diplerine ve küçük vadilerden dağların yükseltilerine doğru yürüyorlardı. Biraz büyükler, gün ve savaş görmüşler konuşuyordu… İran’a lanetler yağdırıyordu. Savaştan, bombalardan değil çocukların içine girdiği duruma üzülüyorlardı.
Çoğalmışlardı. Dağlarda bu kadar çok çocuk olmasına şaşırmıştım. O kadar çok ve o kadar güzel renkteydiler ki… Yoksul kırmızı entarileri ile güneşten yanmış sarı saçları ile kız çocukları, naylon spor ayakkabıları ve kocaman siyah gözleri ile erkek çocukları vardı. O kadar güzel ve masumdular ki… Korku bile o güzelliğini alamamıştı o dağ çocuklarının…
Lübnan değildi burası… Filistin de değil. Aynı karelerin Kürdistan izdüşümüydü. Kim bu korku ve acıyı dünyaya duyuracaktı… Duyursa da kim duyarlı olacaktı. Bilmiyorum… Bu topraklarda yaşayanların kaderi mi? Unutulmuşluk mu?
Bilmeyenler bilsin ve duysunlar! Kürdistan’ın bölünmüş ve devletlere sınır olmuş dağ ve ova mekanlarında çocuklar yaşarlar. O çocuklar, savaşın acısını içten ve sahici yaşıyorlar. İran, Türkiye ve Suriye’nin Kürtlere her saldırısında en çok o çocuklar zarar görüyor.
ANF NEWS AGENCY
19.08.2006
BAKİ GÜL