Stratejik silah: Doğalgaz (*)

Jeopolitik gerçekler acıtıcıdır; Ukrayna krizi bunu bir kez daha kanıtladı

DÜNYA
Pazartesi, 17 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

YAŞANACAK DÜNYA



Murat Çakır



Gerçek acıtıcıdır, bilhassa jeopolitik gerçekler. Ukrayna krizi bunu bir kez daha kanıtladı. Siz bakmayın Batı medyasının anti-Rus propagandasına, hele hele Türkiye’nin Kırım Tatarlarının "koruyuculuğuna" soyunmasına. Yolsuzluklar diyarının dışişleri memurunu kimse ciddiye almadığı gibi, Batı da gerçeklerin çok iyi farkında, çünkü Rusya’nın elinde çok güçlü bir silah var: Doğal gaz…. Bu pokerde Putin’in oyun kâğıtlarına "tırnak atmasına" gerek yok, çünkü kâğıtları görmesini sağlayan bir aracı var: Gazprom!…



 



Ukrayna’ya -tabii ki neoliberal yaptırımları kabul etmesi koşuluyla- 11 milyar Euro destek vermek isteyen AB’nin, Ukrayna’dan geçen boru hatlarını kontrol altına almak istediği biliniyor. Ama AB, gaz vanasının başında Rusya oturduğundan, boru hatlarını kontrol etmenin tek başına yeterli olmadığını da çok iyi biliyor.



 



Üçü (Finlandiya, Çek Cum., Bulgaristan) yüzde 100 olmak üzere, 10 AB üyesi ülke doğalgaz ihtiyacının önemli bir bölümünü Rusya’dan karşılıyor. Bu oran Almanya yüzde 48. Doğalgazının yüzde 65’ini Rusya’dan alan Türkiye’nin ise etki gücü belli. Ukrayna’ya gelince: Ukrayna ihtiyacı olan doğalgazın yarıdan fazlasını Rusya’dan karşıladığı ve dış ticaretinin büyük bir bölümünü Rusya ile yaptığı için, göbeğinden Rusya’ya bağımlı. 2013 Aralık’ında Naftogas için fiyatı indiren Rusya’nın Kiev’deki yeni yönetime aynı kolaylığı göstermeyeceğini söylemek için müneccim olmaya gerek yok. Kaldı ki Gazprom Yönetim Kurulu Başkanı Alexei Miller Ukrayna’nın toplam 1,53 milyar Dolar tutan borcu nedeniyle herhangi bir fiyat indiriminde bulunamayacaklarını açıkladı bile.



 



Diğer yandan Rusya Batı Avrupa’ya doğalgaz nakliyatını güvence altına almak için uzun zamandır alternatif boru hatları kuruyor. Gerçi şu anda Ukrayna’dan geçen doğal gaz miktarı yılda 150 milyar kubikmetreyi buluyor, ama bu hacim giderek azalmakta. Baltık Denizi'nden geçen "Nord Stream" boru hattının yıllık kapasitesi 55 milyar kubikmetre. Karadeniz’den geçecek olan ve yapımı birkaç yıla bitecek “South Stream"in kapasitesi ise yılda 63 milyar kubikmetre olacak. Gene şu anda faal olan"Blue Stream" boru hattını hesaplamıyoruz bile.



 



Rusya’nın boru hatları projelerinin aynı zamanda, Ukrayna gibi boru hattı geçen ülkelerin ellerindeki baskı potansiyelinin azaltılmasını hedeflemesi nedeniyle, Rusya’nın Ukrayna krizinde gayet rahat bir pozisyonda olduğunu söylemek olanaklı. Gazprom’un dolaylı yoldan bir nevi devlet tekeli olması, doğalgaz nakliyatı ve satış stratejilerinin işletme ve kâr mantığı çerçevesinde değil, siyasî hedefler çerçevesinde şekillendirilmesini olanaklı kılıyor. Bu da Putin’in elinde ne denli güçlü bir silah olduğunu gösteriyor.



 



Ukrayna ve Kırım ihtilafı nedeniyle Batı’nın Rusya’ya ekonomik yaptırım kararı alması ve kimi baskı tedbirlerine başvurması, doğalgaz gerçeğini değiştirmiyor. Zaten bu nedenle Rus doğalgazına bağımlı olan AB ve daha rahat konumda olan ABD arasında bütünsel bir Ukrayna siyaseti olanaklı değil. Savaş tamtamlarının gürültüsü emperyalist kavgaların arka planının görülmesini engellememeli. Konuya değinmeye devam edeceğiz.



 



Rusya’nın rasyonel hedefi





Alman Şansölyesi Merkel Çarşamba günü Federal Parlamento’da yaptığı hükümet açıklamasında, Rusya’ya sert eleştiriler yönelterek, Rusya’nın "hukukun ve işbirliğinin yoluna dönmemesi hâlinde büyük siyasî ve ekonomik zararla karşılaşacağını" söyleyip, gerektiğinde "vize görüşmelerinin durdurulması, banka hesaplarının dondurulması ve AB-Rusya Zirvesinin iptal edilmesi" gibi tedbirler ile "iktisadî yaptırımlara" başvuracaklarını vurguladı.



 



Çeşitli ülkelerin "toprak bütünlüklerinin" zarar görmesinde sicili hayli kabarık olan Almanya’nın Rusya’ya "Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne zarar veriyorsun" suçlaması yapması pek inandırıcı değil. Kaldı ki "tedbir uygulayacağız" tehditlerinin Rusya’da ciddiye alındığı da söylenemez. Çünkü Rus yönetimi, çelişkili çıkarlarıyla Batı’nın Rusya ile Ukrayna (veya Kırım) için askerî ihtilafı göze alamayacağını hesaplıyor -aynı Gürcistan’da olduğu gibi.



 



Rusya’nın bu hesabının doğru olduğunu kanıtlayan çeşitli nedenler var: Bir kere Rusya’nın Ukrayna’yı kaybetmesi yaşamsal stratejik önemde. Ukrayna’nın AB üyesi yapılmasının AB için böylesine önceliği yok. Yani Rusya’nın kaybı, AB’nin kazancından çok daha büyük olacağı için, Rusya’nın göstereceği angajman, Batı’nın angajmanından kat be kat fazla olacak.



 



Rusya son derece rasyonel bir stratejik hedef peşinde: Ukrayna’nın NATO üyeliğini engellemek. Ukrayna Rusya için, gerek nüfus yoğunluğu, gerekse de Sovyetler sonrası alandaki tüm entegrasyon projeleri açısından büyük önem taşıyor. Buradaki kilit bölge Kırım’dır. Kırım’ın Rus askerince işgal edilmesi Ukrayna’nın NATO üyeliğini engelleyebilir. Çünkü NATO tüzüğüne göre, topraklarının bir kısmında yabancı bir devletin askerleri bulunan ülkeler NATO üyesi olamazlar.



 



Ukrayna konusunda net ve ortak siyasette anlaşamamış olan Almanya ve ABD, Pazar günü Kırım’da yapılacak olan referandumdan Rusya’ya katılma kararının çıkmasının ardından Kırım’a resmen Rus ordusunun yerleşmesine karşı yapabilecekleri hiçbir şey yok. Bilhassa Almanya Rusya ile olan ilişkilerini Ukrayna için kurban edebilecek bir konumda değil. Alman sermaye birliklerinin yaptığı bir açıklama bunu kanıtlıyor.



 



Alman sermayesi, 2013’de Ukrayna’ya yapılan ihracatın sadece 5,5 milyar Euro tuttuğunu, ama Rusya’ya yönelik ihracatın ise 36 milyar Euro’yu bulduğunu; 6.200 Alman şirketinin faal olduğu Rusya’daki Alman yatırımlarının 20 milyar Euro’dan fazla olduğunu ve Almanya’da 300 bin kişilik istihdamın doğrudan Rusya ile olan ticarete bağımlığını vurgulayarak, Alman hükümetini itidale davet ediyor ve Ukrayna ihtilafının "diyalog" ile çözülmesini öneriyor.



 



Bu arada -yanlış anlaşılmamak için- vurgulamakta yarar var: Putin, elbette bir demokrat değil ve kararlarını verirken Ukrayna halkının çıkarlarını gözönünde tuttuğu söylenemez. Ukrayna ihtilafı, Rusya’daki çeşitli sermaye fraksiyonları arasında moderasyon görevini üstlenen ve özellikle askerî-sınaî-kompleksin temsilcisi olan Putin yönetimi açısından ciddî bir iç politik önem de taşımakta. Ukrayna konusunda Batı’ya karşı gösterilen uzlaşmasız tavır, ücretlerin düştüğü, yoksulluğun kronikleştiği ve ekonomik sorunların yaşandığı Rusya’daki siyasî sistemin meşrulaştırılması ve Putin hükümetinin toplumsal desteğinin artırılması için önemli bir araç.



 



Diğer yandan Rusya ve Ukrayna arasındaki ticaret hacminin toplam 55 milyar Dolar’a ulaştığı, Doğu Ukrayna’daki makina sanayiinin fiilen Rusya askerî-sınaî-kompleksinin önemli bir bileşeni olduğu ve Kırım’ın Rus donanması için vazgeçilmez olduğu düşünülürse, Rusya’nın Ukrayna’yı etki alanında tutmak için neden böylesine kararlı davrandığı daha iyi anlaşılabilir.



 



Gene de unutmamak gerekiyor: Rasyonel hamleleri yanlış değerlendirip, bunlara irrasyonel tepki göstermek, hiç de istenmeyen kötü sonuçlara yol açabilir. Yüzyıl öncesinde, 1914’de paylaşım kavgaları ve irrasyonalite Dünya Savaşı'na yol açmıştı. Kimbilir, bugün bir dünya savaşı tehdidi altında değilsek, bunu devasa nükleer silah cephanelerine borçluyuzdur belki de -en azından belirli bir zaman süreci için.



 



(*) Murat Çakır’ın iki yazısını kısaltarak yayınlıyoruz.