Greif direnişçisinin günlüğü

Kapitalistlere bu kadar korku salacağımızı, sendika ağalarının da bizi satacağını tahmin etmiyordum

İŞÇİ SINIFI
Salı, 18 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Greif direnişçisi Ahmet Mekin Demir, daha şimdiden 37 günü bulan Greif işgali güncesini kaleme almış. Ahmet, direniş güncesinin bazı bölümlerini Alınteri okurlarıyla paylaşmak istedi, yayınlıyoruz:




14 Mart, direnişimizin 33. günü



Patronlar asıl uşakları polisleri bize saldırtmak için her türlü provokasyonları denediler. Cesur yürekli Greif işçileri, yani biz, kendi kalemizi her türlü saldırılara karşı koruyoruz. Taşeron bizim haklı ve meşru talebimizi vermemek için uğraşmasına rağmen başaramadı. Bizim gayemiz, yani Greif işçilerinin amacı iş, ekmek, özgürlük yani insanca yaşayabilecek bir ücret. Taşeronun gayesi nedir? Patrona uşaklık etmektir. Patron uşakları köpek gibi yalaya yalaya geldiler buraya. Geldiği gibi yalaya yalaya da gittiler oraya...





Ben şöyle düşünüyorum: Bizim sabrımızı ve direncimizi sınamak istediler. Sabrımızı ve direncimizi kırmaya gelenler geldikleri gibi gittiler. Aynı gün, daha önce bize ihanet eden Kazım Doğan, bir daha bizi görmeye cesaret edemediği için devreye CHP milletvekili eski sendika başkanı girdi, buraya beraber geldiler. Direnişteki temsilcimiz ve komitemizle görüştüler. Daha sonra görüşmenin sonuçlarını fabrikanın müdürü Sevinç Hanım’a ve Attila Bey’e bildirdiler. Bunlar da taleplerimizi kabul etmediklerini söylemişler. 'Taleplerimiz kabul edilmeyecekse bizler de fabrikadan çıkmıyoruz, gelsinler çıkarsınlar' dedik.





15 Mart, direnişimizin 34. günü



Yine taşeron patronlarından ufak tefek tehditler geldi. Günümüz sakin geçti.





16 Mart, direnişimizin 35. günü



Komite toplantı aldı ve görev dağılımı yaptı. Bir taşeron patronundan yine bir tehdit; 'Aferin fabrikayı kapattınız'. Ben de 'Başınız sağolsun' dedim.





17 Mart, direnişimizin 36. günü





Kahvaltıdan sonra komite toplantı aldı ve görev dağılımı yapıldı. Üç gruba ayrıldık. Bir grup sendikaya gitti ve sendikanın bizi satmasının hesabını sormaya. Bizim arkadaşlar oraya gittikten sonra korkudan polis çağırmışlar ve bir arbede çıkmış.





Bir grup işçilerin direnişe destek çağrısı yapmak için Dudullu'ya gitti. Arkadaşlar oraya gitmeden önce polis orada barikat kurmuş bekliyor. Tabii bizimkiler konuşma ve sloganlarla işçilerin çıkışını beklerken taşeronlar korkudan işçileri bırakmamışlar -asıl amaçları farklıydı ona değinmeyeceğim.





Tabii sendikaya giden arkadaşlarımıza karşı polis çağrıldığı için buradan topluca sendikaya geçildi. İşte ondan sonra bizi satan, bizi oyalayan sendikacılara arkadaşlarımız sendikayı işgal ederek, onların koltuklarını işgal ederek cevaplarını verdi ve bizi satan sendika özür dilemek zorunda kaldı. Sendikacıların gözlerindeki korkuyu biz de canlı tv’de izleyerek arkadaşlarımızın cesaretlerini alkışladık. İşçilere sormadan bir daha onlar adına iş çevirmesinler diye bir güzel ders verdiler.





İşte kimin güçlü kimin güçsüz olduğu da çıktı ortaya. Bizim gücümüzün farkına vardılar. Kalabalık grup da işgal edilen fabrikada kaldı. Görevi belli olan arkadaşlar güvenlik nedeniyle kendi alanlarını kontrol ediyor ve ara ara tatbikat amaçlı belli küçük hazırlıklar yapıldı. Canlı gelişmeleri de birbirimizle paylaşıyoruz.





Bir haber aldık bulunduğumuz fabrikaya doğru çevik kuvvetin yöneldiğini öğrendik. Hazırlıklı bir şekilde bekledik. Biraz zaman geçince fabrikanın önünde durmadan geçtikleri haberi geldi. İşçi arkadaşlarımızın fabrikaya doğru yola çıktıklarını duyunca bir güzel hazırlık yaptık. Dışarda ateş yakarak, “Direne direne kazanacağız!”, “İşgal grev direniş!” sloganlarımızla onları karşıladık.





Ben bugüne dair ayrıca şunları söylemek isterim. Kapitalistlere bu kadar korku salacağımızı tahmin etmiyordum. Sendika ağalarının da bizi satacağını tahmin etmiyordum. Bizden bu kadar korkacaklarını da tahmin etmiyordum. 'Mademki bizden bu kadar korkacaklardı, niye bizi ayaklandırdılar, niye bizi sattılar' diye çok öfkelendim. Ama şunu öğrendik. Bizi satsınlar ama bizden de korksunlar!..