Greif direnişçisinin günlüğü (III)

Sabah gazetesinin yazdığına göre biz yüzde 30 zam istedik. Onlar güya yüzde 54 vermişler. Yalana bak yalana...

İŞÇİ SINIFI
Cuma, 21 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Ahmet Mekin Demir







Direnişimizin 39. günü



Saat 08:10'da alarm çaldı. Telaşla dışarı çıktım. İçeri tekrar girdim ki alarm bir daha çaldı. Bu defa merak ettim 'neden alarm çaldı' diye. Birine sordum, dedi ki “Baskıncı gitmiş”. Bir başkasına sordum, “Sendikayı basmaya gitmişler” dedi. Üçüncü kişiye sorduğumda, “Millet uyansın diye yaptık” diye açıkladı. Oysa sabah saat tam 05:00'te Sultanbeyli'deki fabrikayı basmaya gitmişler. Baskın başarıyla tamamlanmış.



 



Daha önce sendikayı basmaya giden arkadaşlar içinde bir kadın arkadaş da vardı. Bu kadın arkadaşa o günkü dugu ve düşüncelerini sordum. Cevabı ise şöyle oldu: “İlk önce hakaret ettiler kadınlara. Tabii ben bir kadın olarak o sendikacının tavrına çok öfkelendim. Beni altedemeyeceğini anlayan sendika ağası Nuri Toprak 'Evin yok mu bacım evine git' dedi. Bu hakaret sadece bana yapılan bir hakaret değildir, bütün kadınlara yapılan bir hakarettir. Gerekli cevabı da gün sonunda zavallı bir şekilde özür dileyerek verdi. Onlar kuduz olmuşlar. Kuduz aşısı yaptırmak lazım.Tamamıyla bizden kurtulmak istediler, elbirliğiyle dışarı atmak istediler. Fakat atamadılar.Bizim gece orada kalacağımızı duyunca kudurdular.



 



Bir de Rıdvan Budak'a hakaret ettirmiyorlardı. O bizim 'sayın başkanımız' diyorlardı. Demek ki onlar da Rıdvan gibi işçi sınıfın seyar satıcılarıdır. Onlar da paylarını mutlaka alıyorlar. Biz sendikadan bir şey istemiyoruz. Bizi karalamaktan vazgeçsinler. Yanımızda yer almıyorlarsa karşımızda durmasınlar. İşçilerin kanını bir yandan patron bir yandan taşeron bir yandan da sendika emiyor. 'Biz ceplerimizi dolduralım' diyorlar. Yeter siz bize para mı kazandırdınız, hepiniz istifa edin” diyorlar. Sanki sendika değil ticarethane orası. Kapalı kapılar ardında ekmeğimizi satmaya çalışmışlar. 'Bu değirmen böyle dönsün, biz sendika çalışanı olarak faydalanalım. Nasıl dönüyorsa dönsün' diyorlar.”



 



Direnişin 40. günü



Yalan haber yapan Sabah gazetesine verdiğim cevap... Yalana bak yalana, bu ne şerefsizlik. Yüzde 54 zam yapmışlar, oysa biz yüzde 30 istemiştik. 'Yasadışı eylem' diyor. Ben Sabah gazetesine soruyorum, Bu yalan yasal mı? Utanmazlar, halbuki biz yüzde 30 zam istedik. Onlar güya yüzde 54 vermişler. Şimdi soruyorum; yüzde 24 nerde? Kimin cebine girdi? Sendika ağalarının cebine girmiş olabilir mi? Oysa bize önerilen zam yüzde 9. Yüzde 45 kimin cebine girmiş? Hadımköy Tesislerde üretim durmuş. Doğru.



 



Sabah gazetesine cevap: Yüzde 54 zam veren kim? Yüzde 30 zam almak için direnen kim? Ama bize verilmek istenen zam yüzde 9'dur. Bizi yüz yüze getirebilir misin? Demişsiniz ki 120 kişiyi işten çıkarmışlar. Kim kimi işten çıkarmış. Ya yandaşlık yapıyorsunuz ya da size yalan söylemişler. Gerçeği öğrenmek istiyorsanız gelin yüz yüze konuşalım. Sizin gazetede yazdığınız yazı Temel ile Dursun'un fıkrasına benzedi. Yüzde 30'u kabul etmeyen nasıl oluyor da yüzde 54 zam veriyor? Yüzde 30 zam isteyen işçiler nasıl olur da yüzde 54 zammı kabul etmiyor. Bizi cahil mi sandınız. Nasıl hesap yapıyor sunuz? Bizim hesabımıza göre o yazıyı yazan cahildir. Tarafsız gazetecilikten bahsediyorsun. O zaman gelin bizimle de konuşun. Korkuyor musunuz? Biz öcü değiliz korkmanıza gerek yok. Haklı meşru davamızı karalamayın. Bu kadar yalan haber yapmanıza gerek yok. Ben küçükken annem ve babam yalanın kötü bir şey olduğunu söylerlerdi. Demek ki sizinkiler öğretmemişler.