Bu da işçi Bilal!..

Greif işçisi Bilal Güler'le 43 günlük direniş sürecini ve çıkardığı sonuçları konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 24 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Alınteri: Seni tanıyabilir miyiz?



Bilal Güler (28): İki buçuk aydır Greif'te çalışıyorum.



 



Alınteri: Direnişiniz 43. gününde; direniş ve verilen mücadeleye dair duygularını alabilir miyiz?



Bilal: Her şeyden önce bu 43 günlük sürecin bana ve buradaki arkadaşlara kazandırdığı en güzel şey şudur: Aynı yerde çalıştıkları halde birbirlerini tanımıyorlardı. Adeta makinalaşmışlardı. Onların kaynaşması, iyi arkadaşlıklar, dostluklar ve bir komün yaşamı sözkonusu burada. En güzeli de bir birini önemseyen bir durum var burda. Birçoğumuzun, medyanın propagandasıyla yanlış bilgilere kandığımız durumlar vardı. Eyleme katılanlara, sokağa çıkanlara “vatan haini, bölücü” gözüyle bakıyorduk. Fakat şimdi farklı düşünüyoruz. Ben de hakkımı aramak için eylem yapıyorum ekmeğim için direnişteyim ve medya bizim hakkımızda da yanlış propaganda yapıyor, şimdi ben de mi vatan hainiyim? Ben de mi bölücüyüm? Bu direniş olaylara farklı bakmaya yorumlamaya neden oldu diye düşünüyorum. O zaman demek ki birileri bize bir şeyleri dayatıyor.



 



Bundan sonraki grevlere, direnişlere katılacağız ki buradaki tüm arkadaşların da benim gibi düşündüğünü düşünüyorum. Bu direniş bize bunu öğretti. Sınıf arkadaşlarımızın, sınıf dostlarımızın bizi yalnız bırakmadığını, sürekli bize destek verdiklerini gördük. Bu da otomomatikman onlara sempati duymayı getirdi.



 



Alınteri: “Direniş bakışımızda bir farklılaşma yarattı” dediniz. Bütün işçiler için geçerli mi bu?



Bilal: Bütünü demek belki yanlış olur fakat birçoğu aynı düşüncede. Ben bunu şöyle açıklamak istıyorum. Bize ne sunuluyorsa onu alıyoruz, sadece sunulanı... Araştırma, sorgulama gibi hiçbir şeyimiz olmadı şimdiye kadar. Ama şu günden sonra artık attığımız her adımı bilerek atacağımızı düşünüyorum. Bundan sonraki süreçte de -dediğim gibi- yapılacak grevler, direnişler, eylemlerde elimizden ne geliyorsa bunu yapacağız.



 



Alınteri: İşçilerin örgütlendiği yer sendikalar. Sendikanız hakkında ne düşünüyorsunuz?



Bilal: Sendikanın içinde bulunan kişilerin sendikayı çok kirlettiğini düşünüyorum. Şu an bana göre onlar orada sadece misafir, az bir dönem kaldı. Sendikalar işçilerindir. İşçiler tekrar sendikalarına sahip çıkıp orayı alacaktır. En kısa zamanda sendika ağalarını kovmasını biliriz. Kovmak zorundayız.



 



Alınteri: Sokak tiyatrosuyla ilgilendiğini biliyoruz. Çalışma koşullarını düşündüğümüzde tiyatro çalışmalarına zaman ayırabiliyor musun?



Bilal: Gelecekte de aslında temenni ettiğim bir şey var; insanların çalıştıkları işyerlerinde yeteneklerini daha iyi kullanabilmesi için imkanlar sağlanması. Şuna inanıyorum şu düzende hiç kimse kimseye imkan sağlamaz, ekmek dahi vermez. Ancak bunlar mücadeleyle alınır, bireylerin mücadele etmesi de önemlidir diye düşünüyorum. Sokak sanatına gelince, şimdilik Esenyurt'taki mahallelerde konserler veriyoruz, tiyaatro oyunları sergiliyoruz. Buradaki direnişte de oyun sergiledik. İşçilerin bulunduğu her yerde oyunlarımızı oynayacağız.



 



Alınteri: Peki, çalışma koşullarımızdan dolayı zaman ayırabiliyor muyuz?



Bilal: Uzun çalıştığımız için tabii ki tiyatroya zaman ayıramıyorum. Bazı zamanlar uykumdan feragat ediyorum. Ayrıca çalışanların çoğu 800-900 alıyor. Evi de kiraysa geçinemiyor. Ek gelir için başka iş yapıyor. Bu çalışmayı çok sevdiğinden değil. Geçinemediği için başka işte çalışmak zorunda kalıyorlar. Ben ailemle birlikte kaldığım için eve bir harcama da yapmıyorum ve ek işe de gitmiyorum. Ha bu grevlerle ücretlerimizi artırırsak ek işe birçok arkadaşımız da gitmez ve sanatla uğraşabilirler diye düşünüyorum.



 



Alınteri: Bu direniş hepinize büyük bir tecrübe kazandırdı. Bu konuda ne düşünüyorsun?



Bilal: Şunları söylemek istiyorum. Bana göre şurası kazandı. Sınıf bilinci açısından çok büyük bir kazanımımız var. Burası o yüzden kazandı. Mesela, yarın bir gün başka bir yerde olduğumuz zaman -şahsen ben kendi adıma söyleyeyim-, kendi hakkını arama noktasında çalışmalarda bulunacağım; insanlar ekmeğine sahip çıkmalı ve ekmeği için mücadele etmeli. Bu da örgütlenerek yapılabilir. Örgütlenmeden yapılamaz. Farklı farklı yerlerde olabiliriz, dünyanın öbür ucunda dahi olabiliriz sınıf bilincimiz varsa, birlik beraberlik olacaktır ve mücadeleye verilecektir.



 



Alınteri: Peki şöyle düşünsen 6 saat çalıştın ve 8 saat çalışıyormuşsun gibi maaş aldın. Nasıl olur sence?



Bilal: Ya bunu düşünmek bile beni şu an heyecanlandırdı. Ne demek, çok iyi olur tabii. 6 saat çalış, altı saat de tiyatroya zaman ayır... mükemmel bir şey olur. Böyle olsaydı herkes kendini geliştirmek için bir şeylerle uğraşır ve yeteneklerini ortaya çıkarma durumları olur diye düşünüyorum. Umarım bir gün bu da olur.



 



Alınteri: Son olarak söylemek istediğin bir şey var mı?



Bilal: Aslında bu direnişte birçok yönden farklılaşma yaşandı diye düşünüyorum. Mesala Sultanbeyli'ye gittik. Gidiş amacımız direnişteyiz ve maaşlarımızı alamadık. Bir de sesimizi oradaki işçi arkadaşlara duyurmaktı. Bu yasadışı bir eylem değildi. O fabrika da bizim olduğu için gidip kantinde çay içtik. Oturduk oradaki işçi arkadaşlarımızla sohbet ettik. Daha sonra çevik kuvvet geldi ve bize direkt “Buradan gidin, çıkın, yoksa biz zorla atacağız!” gibi tehditlerde bulundular. Buradaki işçi arkadaşların yanıtı ise şöyle oldu: “Ya biz kaç gündür evimize ekmek götüremiyoruz, benim çocuğum aç, bunun için ben burdayım, sizin çocuğunuz yok mu?” İşçi arkadaşların birçoğu da şaşırdı. Çünkü onlar polisin daha çok ezilenin yanında olduğunu düşünüyorlardı. Fakat polisin bu davranışıyla ezenin yanında olduğunu gördüler. Hatta yine başka bir işçi arkadaş polise döndü, “40 yıl boyunca çalıştım bir araba alabildim. İlk işim o arabayı satmak ve sizi kapımın önünde iki saat dikeceğim” dedi. Arkadaşım çevik kuvvetin para karşılığında orada durduğunu biliyor.