“İnsan yerine konulmuyoruz”

Greif direnişçisi Emine Bilgili'yle 44. günündeki direnişi konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Salı, 25 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Alınteri: Seni tanıyabilir miyiz?



Emine Bilgili. 20 yaşındayım ve 3 yıldır burada çalışıyorum.



 



Alınteri: Direnişe ilişkin düşüncelerini bizimle paylaşır mısın?



Emine: Öncelikle bu direnişe katıldığıma sevindim. Ben burada 3 senedir çalışıyorum. Önceden bu arkadaşlarla çay kahve içmezdik. Hep bize artniyetle bakarlardı. Direnişe katıldığımız günden beri aynı masada yemek yiyoruz, aynı masada sigara içiyoruz. Bize karşı davranışları değişti. Artniyetten kastım; bir erkek iş arkadaşımızla oturduğumuzda bize yan gözle bakıyorlardı. Kadınlığımızı sorguluyorlardı. Ama şimdi kesinlikle öyle bir şey yok. Birlikte oturuyoruz çay içiyoruz, yemek yiyoruz, sigara içiyoruz, sohbet ediyoruz artık onlar bize bir kardeş gözüyle bakıyorlar. Benim için en önemlisi bu. Bir kadın için bu önemlidir.



 



İkincisi, kırk yıl düşünsem burada bir direnişin yapılacağı aklıma gelmezdi. Bizim bölümde arkadaşlar açtılar bu konuyu; “haklarımız için belli şeyler yapacağız, fakat şimdilik kimseye bir şey söyleme” dediler. “Biz haber veririz sana...” dediler. Toplantı falan yapılacak dendi. Düşündüm ve bana mantıklı geldi, hemen şifremi verdim ve kayıt yaptılar. Bir hafta sonra toplantı yapıldı arkasından Cuma günü grev yapıldı.



 



Alınteri: Şimdi nasıl değerlendiriyorsun?



Emine: Bence iyi oldu. Keşke bunu daha önceden yapsaydık. Maaşlarımız çok düşük, asgari ücretle çalışıyoruz. Mesaiye kaldığımızda servisimiz yok. En önemlisi de insan yerine konulmuyoruz. Patronlar kadınlara hakaret, küfür ediyorlar. İzin istediğimiz zaman “bugün mesaiye kalırsan izin veririm” diyorlar. Bu çalışma durumlarının düzeltilmesi için mücadele ediyoruz ve haklıyız. Sözün kısası, burda bulunmaktan mutluyum, ölmek var dönmek yok diyorum.



 



Alınteri: Çalışma koşullarından bahsedebilir misin?



Emine: Sabah 8'de işbaşı yapıyoruz. Çalışma koşullarımız çok ağır.Yaklaşık 10 kiloluk 20 kiloluk mallar da geliyor. Bir kadının yapamayacağı bir iş. Normalde o işi iki kişinin yapması gerekirken kadınları tek başına veriyorlar. Bu da patronların ya da ustabaşıların sevmediği kişiye düşüyor. Onun yanına kimseyi vermeden tek başlarına yaptırıyorlardı. Mesela geç geldiğimiz zaman hemen patron küfrederdi bize. Hemen “Neredesiniz? Ben siz geç gelesiniz diye mi para veriyorum” diye kızar, hakaret ederdi. Sigortaları kaçak yapıyorlar, kadrolu işçiler erzak alıken bize vermiyorlardı, mesailerimizi her defasında eksik verirlerdi. Yani çalışıyoruz ve alınterimizin karşılığını vermiyorlardı. İşten çıkarılma korkumuz vardı, küfretse de sesimizi çıkarmıyorduk. Erkek işçilerin kendilerini savunma durumları vardı. Patron onlara el kaldırsa onlar cevap verirlerdi. Bizim gibi değillerdi. Bu durumu eşimize de yansıtamazdık. Onların başlarını beleya koymak istemezdik. O yüzden hep susmak zorunda kalıyorduk.



 



Alınteri: Birey olarak direniş sana ne kazandırdı?



Emine: Bana çok şeyler kazandırdığını düşünüyorum. Kadın olarak daha rahat bir ortamda olduğumun güvenini verdi. Kendime özgüvenim arttı. Bakış açım değişti. Şu an o patronun karşısına geçip bana söylediği lafları yedirmek istiyorum. Hatta ben burada bir şirket açayım ona da 'gel yanımda çalış' demek istiyorum. Onun da gelip yanımda çalışmasını istiyorum ki ondan ancak böyle sinirimi çıkarırım.



 



Ben burada üç yıldır çalışıyorum. Patron haberim olmadan bana giriş-çıkış vermiş imzamı taklit ederek... Tazminatımı alamadım bu nedenle. Herkes aldı ben alamadım. Bundan önce başka bir taşeron firma devralıyor çalıştığım bölümü, ben de tazminat ödendiği dönemde öğrendim ve dolayısıyla tazminat alamadım. 5 ay sigortam yatmamış. Yeni alan patron da “biz bir şey yapamayız” dedi ve boşa gitti çalıştığım dönem. Zaten insan gibi çalıştığımızın karşılığını vermiş olsalardı bugün bunlar yaşanmazdı. Öyle ya da böyle bu direniş başladı. Direnişin kazanıldığını düşünüyorum. Çok çok maddi olarak kazanmasak bile bu paraya her yerde iş bulabiliriz. Fakat şu direniş bize her koşulda patrona artık boyun eğmeyeceğimizi öğretti. Bundan sonra farklı bakmamız ve davranmamız gerektiğini verdi. Son olarak şunları söylemek istiyorum; nerede olursak olalım, nerede çalışırsak çalışalım hep hakkımızı almanın peşinde mücadele etmek gerektiğini düşünüyorum ve herkesin de böyle davranması gerekir. Buna mecburuz.