Benim kalemlerim tükendi...

"Sayın Alınteri yoldaşlarım, kalemimi elime alınca sendika ağalarının ihanetinden başka bir şey aklıma gelmiyor"

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 27 Mart 2014 (12 yıl 7 ay önce)

Ahmet Mekin'den mektup var



 



Sayın Alınteri yoldaşlarım! Benden değişik yazı yazmamı istemişsiniz, kalemimi elime alınca sendika ağalarının ihanetinden başka bir şey aklıma gelmiyor! Onların ihanetini yazmadığım bir gün kendimi boşlukta hissediyorum. Hem benim kalemlerim numaralı, 1 Nolu kalemim bitti! 2 Nolu kalemim bitti! 3 Nolu kalemim bitti! 4 Nolu kalem bitmek üzere, onların ihaneti bitmek bilmiyor.



 



Rıdvan Budak bizi suçluyor, “10 Şubat’ta direnişe geçelim” diyen Rıdvan Budak direniş başladığında bizim bilgimiz dışındadır” diyerek işverenden taraf olmuştu ve DİSK sitesinden karalama yazıları devam etti. Taa baskın gününe kadar. Bu yüzden işverenle toplu sözleşme çıkmaza girdi. Ben bu ihaneti tarihe not düşürmesem Greif işçilerine en büyük ihaneti yapmış olurum.



 



Greif işçileri adına canı gönülden sizlere teşekkürlerimi gönderiyorum. Ahmet Mekin Demir GREİF BİR MEŞALE! Greif'te meşale yanıyor. Kawa’nın Newroz ateşi gibi. Kawa’nın çekici gibi ses veriyor. Bütün mücadelelere rağmen sönmüyor. Sermayelerin suyu etkisiz kaldı. Sendika ağalarının suyu fayda vermedi. Karalama çaresiz kaldı. Polisin TOMA'sından çıkacak su kaldı. O da etkisiz kalcaktır.



 



Direnişte doğan aşk



 



GREİF Direnişi’de Musa ile Sevim birbirlerine aşık olurlar, masal gibi bir aşk! Musa ailesine bildirir, Sevim'i istemeye karar verirler. Sevim'in annesi “benim Kürtlere verecek kızım yok” der. Direnişçi arkadaşlarla birlikte Sevim’in evinin önünde slogan atmaya karar verilir. “Direne direne Sevimi alacağız” diye slogan atarken Sevim’in babasının anneyi ikna etmeye çalıştığı öğrenilir. Şimdi herkes oradan gelecek haberi bekliyor direniş alanında, direnişçi aşıklarla!.. Sokakta hakkını ararken, polis önüne barikat kurarken ne kadar zevkliyse biber gazını içine çekmek, ne kadar lezzetliyse; cop yemek ilaçsa direnişte, yazı yazmak, şiir okumak, şarkı söylemek de o kadar güzeldir. Sen hiç işgal, grev, direnişte aşkı yaşadın mı? Yaşamadıysan Musa’ya sor! Direniş çadırı Saray, fabrika bahçesi cennet. Orada bir kız sevmek... Bilmiyorsan Musa’ya sor Greif ordusunun en ön safında, Yumruğunu sıkarak, Kawa’nın çekici gibi, Düşmanların üstüne yürümek ne kadar cesaret istiyorsa, yere inen ayak sesleri de kulaklara o kadar güzel geliyor, İnanmazsan Sevim’e sor. Greif meşalesini, Kawa’nın newroz ateşini tutarken, onun etrafından dönerken, ateşi söndürmeye çalışanlara inat o aşk kalplerde yaşacak... bu ne kadar güzeldir, inanmazsan Sevim’e sor!



 



Şimdi de Ahmet Mekin soruyor! Sayın, değerli bey, beyefendi, hanım, hanımefendi, bu kelimelerin sahibi kim, kimler için kullanılır. Bu kelimeleri kim hakediyor. Bunların gerçek sahibi kim, kimler için kullanılmalı. Kırmızı koltukta oturanlar için mi, dokunulmazlığı olanlar için mi, yöneticiler için mi? Ağalar, yoksa emir verenler için mi, üretenler mi, işçiler mi, emekçiler mi?.. Köylü bir zamanlar milletin efendisiydi, şimdi ne değişti? Ben neden miting alanlarına, bir Başbakanı, bir Cumhurbaşkanı’nı, bir milletvekilini dinlemeye gideyim. Onlar asıl beni dinlemeye gelsinler, benim sırtımdan geçinen insanlardır onlar. O değerli kelimelerin sahibi benim, benden çaldılar. hırsızlar! Ben işgaldeyken, grevdeyken, direnişteyken, hak mücadelesindeyken, ekmek derdine düşmüşken hiçbir karşılık beklemeden ziyaretime gelmeden ben neden gidiyorum, ben cahilm iyim. Asıl cahiller, beni cahil görenlerdir. Elimdeki bir parça ekmeğe, bir dilim elmaya ,bir tas çorbama, bir bardak suyuma göz dikenlerin gözü çıksın. Ben kimsenin gözünü doyuramam, karnını doyururum. Onların gözü aç; benim karnım aç, sen benim karnımı doyurabilirsin, benden zorla aldığını verebilirsin, ben veremem! Çünkü gözünü doyuracak gücüm yok. Kara toprak doyursun. Parası olan sayın katiller, değerli yandaşları, buyrun beyefendi, bu çocukları, bu kızları, hanımefendiler, bize ne kaldı? Ezikler, kokmuşlar...



 



Ahmet Mekin Demir



 



26 Mart  2014, saat 23:00’te kaleme alınmıştır.