"İşçi olmasa patron da olmaz!"...

Greif direnişçisi İsmail Çankaya ve Mutlu Yıldız'la direnişin 46. gününde konuştuk

İŞÇİ SINIFI
Perşembe, 27 Mart 2014 (12 yıl 6 ay önce)



Alınteri: Direnişin sana kazandırdıklarını sorsak neler söylersin?



İsmail Çankaya: Bilmediğim şeyleri öğrenmeye çalışıyorum.



 



Alınteri: Mesela?



İsmail: Birlikteliği, beraberliği, mücadeleyi, kazanacağımızı; mücadele verildiğinde kazanmanın olabileceğini, bir şeyleri kaybetmeyeceğimizi, kaybettiğimiz şeyleri geri alacağımızı... bunları öğreniyoruz. Yani millet istedikten sonra birlikteliği koruyabilir, beraberlik olabilir. "Kazanacağım" dediğinde kazanılabilir, bunu kazandırdı.



 



Bir de mesela demin konuştuğumuz seçimlere konusu... Bu seçim reklamlarına yatırılan paralar işçilere verilebilir. Sırf seçim için bir ton reklam yapılıyor. Bu reklamlar için tonlarca para dönüyor, bu paralar bizlere dağıtılabilir. Ben bunu şimdi böyle düşünüyorum. Önceden olsaydı bu şekilde düşünmezdim.



 



Alınteri: Şu anda birçok işçinin parası yatırıldı ve 135 işçi işten çıkarıldı. Bu konuda ne düşünüyorsun?



İsmail: İşten çıkarma pozisyonu kafa karıştırıyor. Buradaki arkadaşlar birbirine düşürülmeye çalışılıyor. "Vay sen işten çıktın da bilmem ne oldu", "vay sen işten çıkartımadın rahatsın" gibi muhabbetler oluyor. Patronların da yapmak istedikleri buydu, onun üstüne gidiyorlar. Direnişi bu iç didişmelerle kırılma noktasına getirmeye çalışıyorlar. Tabiî ki buradaki birliktelik korunduğu için bunu başaramayacaklar.



 



Alınteri: Sence işçiler bu durumda nasıl davranmalı?



İsmail: İşçiler birliklerini koruyacaklar. Patronmuş, sendikaymış. Birlikte hareket edildiği zaman hiç kimseye bir şey yapamazlar. Burada birliktelik güçlü zaten.



 



Mutlu Yıldız: Burada çıkarılan 135 kişi kadrolu işçi, bu durumda direnişte bulunan taşeron işçileri arkamızda durmak zorundalar. Şimdi nasıl birlikte hareket ediyorsak bu arkadaşlar bu konuda bize destek vermek zorundalar. Demeliler ki, “Ha bu arkadaşlarımız işten çıkarıldı ve bizler de onlar işbaşı yapmadan çalışmıyoruz” demeliler.



 



Alınteri: Direniş sende bir değişim yarattı mı?



Mutlu Yıldız: İlla ki yarattı. Hiç böyle bir direnişe katılmadım. 1995 yılında sendika çalışmam oldu, o da fazla sürmedi. Tabiî ki o zamanki düşüncemle şimdiki arasında fark var. Yarın farklı yerde aynı sorunla karşılaşırsam, şimdi nasıl direnişteysem aynı şeyi yine yaparım. Önce olsaydı bir arkadaşımız işten atılsaydı, “Aman giderse gitsin, ben nasıl olsa çalışıyorum, ekmeğimi kazanıyorum ya” diyorduk. Ama şimdi farklı düşünüyoruz ve direnişin kazanma noktasındaki önemini anladık. Bazı şeyleri anlamak için yaşamak gerekiyormuş.



 



Alınteri: Direnişe nasıl katıldın?



İsmail: Aldığımız maaşların azlığı, patronların ise bizim üzerimizden kazandıkları yüklü bakiyeler bizi rahatsız ediyordu. Kendileri çok kazanırken bizim çok az ücret almamız ters geliyordu bana. Aldığımız ücret yetmiyordu, geçinemiyorduk. Dolayısıyla böyle bir yerde ister istemez yer alıyorsun. İlk adımı  işten atılan arkadaşımızın işe geri alınması için attık. Ha ben olaya şöyle bakmıyorum, o ya da bu ya da ben, hangimiz işten çıkarılsaydık aynı direnişte bulunurdum. Bugün o çıkarıldı yarın ben çıkarılırım, olaya bu şekilde bakıyorum. O birlikteliği kurduğumuz zaman sorun kalmaz. Biz de ne yaptık? Örgütlenmeye karar verdik. Kaybedilen haklarımızı almaya karar verdik. Yeter artık, çalış çalış, hiçbir şey yok işçiye... Bir şey olduğunda hiç kayda alınmaz, patronlara bir şey olduğunda dikkate alınır.



 



Sendikalaşmamız nasıl oldu? Arkadaşlar geldi ve "böyleyken böyle bir yola çıkıyoruz" dediler. Tabii gelen arkadaşlar da çekinerek geliyor duyulmasın diye. Ben de bu davaya katılırım dedim. Böyle bir birliktelik varsa tabiî ki katılırım. Asıl işçi sınıfı davası olduğu için varım demek daha güçlü oldu.



 



Alınteri: Taleplerinizde bir farklılaşma oldu mu?



İsmail: Asıl hedefimizi taşeronlaşmaya karşı, ikramiye,maaş zammı bunlardı... Fakat sonradan çıkarılan arkadaşlarımız oldu. Çıkarılan işçilerin tekrar işe alınmasını da talep olarak ekledik. Şimdi ana taleplerimiz taşeronluk ve çıkarılan işçilerin geri alınmasıdır.



 



Alınteri: İşçilere yapılan saldırılar nasıl ortadan kaldırılır?



İsmail: Birlik, beraberlikle bir güç oluşturulur. İşçiler haklarını arama noktasında bilinçlendikten sonra, ter türlü güzellikleri ele alırlar diye düşünüyorum. İşçiler bilinçlendikleri zaman, birlikte hareket ettiklerinde bir güç olurlar. Kimse de bu gücü kolay kolay yıkamaz. Başta, şu baştaki yiyicilerden kurtulmak gerekir. Yiyici kesimin önüne az bir durduğun zaman bunlar korkaktır. Ya Rıdvan Budak gibi kaçarlar ya da ne yaptıklarını bilemezler. Ama işçi sınıfı ne yaptığını bilirse, biraz da korkusuzca davranırsa her şey çözülür. Zaten işçi olmazsa hiç bir şey olmaz. İşçi olmazsa patronlar da olmaz. Şu va olan düzen belki hemen değişmez ama, birlik beraberlik ve güçlü bir örgütlenmeyle sistemi de değiştirebiliriz.



 



Alınteri: Ethem'in kitabını okudun, ne düşünüyorsun?



İsmail: Kitabı okudum, Ethem bizim gibi bir işçiydi. Fakat o yaşına rağmen işçi olarak birçok işte çalışmış ve işçi haklarını arama noktasında olsun, sınıf bilinci olsun bizden daha ileri noktada, bilinçli bir arkadaşmış. Polis kurşunuyla öldürülmesi çok acı. Her kim öldürmüşse bu kişi cezalandırılmalıdır diye düşünüyorum. Ayrıca İşçi Savunma Komiteleri'nde patronları cezalandırması bence çok iyi. Söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.