Greif Direnişi ile özdeşleşen karikatürlerin çizeri Ertuğrul'la konuştuk...
Alınteri: Seni tanıyabilir miyiz?
Adım Ertuğrul Hoş, 1991 Arnavutköy/İstanbul doğumluyum. Aslen Ardahanlıyım.
Alınteri: Yaşamını anlatmanı istesek, neler anlatırsın?
Ertuğrul: Şimdi şöyle bir şey söylemek istiyorum: Bazı yaklaşımlar karşısındaki insanları yanlış şeylere itebilir. Bu benim başımdan geçti. Oturduğum semtte yaşayanların çoğu açık açık söyleyeyim Karadenizliydi. Mahallede tek Kürt olduğum için baskı vardı, üstümüze gelmeler vardı. Şu yaşıma gelmişim hala bana “Kürt yavrusu” derler. Bu baskılar el atından olsun, arkamdan olsun, açık açık suratıma olsun... her yerden geldi. Bir öyle iki öyle... Bunlar çocuklarını benden çekmeye ve oynatmamaya, çocuklara para verip beni dövdürtmeye başladılar.
Bir gün ben de zincirlerimi kırdım. "Öyleyse böyle olsun!" dedim. Hani derler ya, “Öyle davula böyle tokmak” diye, ben de tokmağımı sağlam aldım. Benim oturduğum bölge Karatoprak, az aşağısı Şirindere. Arnavutköy-Şirindere Kürtlerin yoğun olduğu bölgedir. Kendime Doğulu yani Kürt arkadaşlar buldum. Onlarla beraber gezdim. Onlarla beraber yaşadım.
Kendimden büyüklere özenti başladı. Hani bazı abiler vardır, şekildir şüküldür, mahalleye girdiğinde herkes çekinir... Onlarla takılmaya başladım, onlara özenmeye başladım. Bali, tiner, esrar... bunlara başladım. Ondan sonra bu bizim mahalledeki çocukları tek tek dövdüm. Anaları, babaları geldiğinde de onlara taş, sopa attım. Hani bu defa ben baskı uygulamaya başladım. Askere gidesiye kadar, mahalleye girdiğimde öcü girmiş gibi bakıyorlardı. Şu an hepsinden döndüm, tövbe ettim. Evlendim çoluk çocuğa karıştım.
Alınteri: Greif'e neden girdin?
Ertuğrul: Askerlikten önce tekstilde çalışıyordum. Arkadaşım da önermişti. Burada da tekstil bölümü var, bildiğim bir işti. Geldim ve 2009 yılında burada başladım. Burada 3 ayrı taşerona çalıştım. En son çalıştığım taşeron bizim sendikalı olduğumuzu duyunca burayı başkasına devretti (Burayı devralan bizim eski ustabaşımızdı, bunu kandırdılar diye düşünüyorum.) ve ayrıldı. 2 ay sonra da biz greve çıktık.
Alınteri: Nasıl sendikalı oldun?
Ertuğrul: Biraz da inatla sendikalı oldum. Bizim bölümden çoğu sendikaya yanaşmazdı. Taşeronda çalışanlar sendikayı benimsemezlerdi Musa'yla birlikte ayarladık. Bütün bölümlerdeki güvendiğimiz arkadaşlarla görüştük. Taşeron patronlardan baskılar geldi. Ben de “kayıt yaptığım kağıtları elimde gördüğün zaman gel konuş” dedim. Bu kayıtları gizli yapıyorduk.
Alınteri: Direnişe başladığınızda nasıl tepkiler aldın?
Ertuğrul: Patron bizi aradı, "Evinize gidin, manyak mısınız, herkes işine gücüne baksın" dedi. Fakat ben çalıştığımda net olarak 1 milyar 50 milyon maaş alıyorum. Benim arge (çocuk parası) param yok, ha arge parası 120 milyona tekabül ediyor. Bunu ben alamıyorum. Bize kağıt imzalatıyorlar; neymiş, "ucu demirli ayakkabı giyeceksin!" ama bunları kendileri vermiyorlar. Bir tişört veriyorlar bir yıl boyunca bunu kullanıyoruz. Soyunurken eşyalarımızı koyacak dolap sorunumuz oluyor. Yani çalışma süresi uzun-ağır, bir de bu tür sorunlar... Zaten maaşın az! Bütün bunlara karşı durmak gerekiyordu. Tabi biz direnişe geçtik. Patronlar olsun, sendika olsun hepsinin de direnişi kırmak için farklı farklı oyunları oldu. Ama biz haklıyız ve bu koşulların düzeltilmesi gerekiyor.
Alınteri: Direniş sana neler kazandırdı?
Ertuğrul: Direnişteki karikatürleri ben çiziyorum. Bunun bir yetenek olduğunu düşünüyorum ve ben bu yeteneğimi ortaya çıkarttım. Ben hayvan sesleri çıkarabiliyorum, bunları kullanabilmem ve tiyatro yapmam konusunda bana destek oluyor, yönlendiriyorlar. Burada güzel insanlarla tanıştım. Hani derler ya insan bir lise çağını, erkekler askerlik çağını unutmazlar diye, ben de buradaki bu direnişi unutmayacağım. Burada bir güç oluşturmuşuz. Sendikayı işgal ettik. Buradaki bu güç patronlara, bütün dünyadaki işçi kardeşlerimize, işçi sınıfına örnek olsun. Biz hem sendikaya kafa tutuyoruz hem paronlara kafa tutuyoruz. “Tarihi yaşadıklarımız değil yaptıklarımız yazar”. Biz de burada tarih yazıyoruz. Tabi ekonomik olarak biraz bizi etkiledi. Ben kendim ev yaptırıyorum. Çok fazla borcum var. Arabamı satılığa çıkarttım. Araba satılırsa biraz rahatlarım. Ama o da ancak 50 deliğin birini kapatacak. Bizim bölüm Ocak ayından bu yana maaş alamıyor. Bu da etkiledi maddi olarak. Biraz önce duydun patronla telefon görüşmemi, bir aylığı yatırsa biraz olsun rahatlayacağım.
Alınteri: Kimi işçilerin parası gönderilmiş, bu durum direnişi etkiler mi?
Ertuğrul: Etkilemez. Çünkü paranın yatması işçileri ekonomik olarak biraz rahatlatır. Direnişe daha rahat devam edilir. Burada 500 kişiyiz. Birlik -beraberliği, direnişi paranın yatması etkilemez. Patronum beni Hadımköy'e çağırdı, ben gidiyordum. Benim hiç bir şeyde, ölümden korkum yoktur. Yiyeceğim bir dayaktı, atacağım bir dayaktı. Çok çok ölüm olurdu. Hiç... Bari adımız tarihe geçerdi. Arkadaşlar göndermedi patronla görüşmeye, daha sonra İban numaramızı istedi, biz de verdik ama daha bir şey hesaba yatırılmamış...
Çalışma ortamı ve koşullarıma değinmek istiyorum. Burada usta düzeyinde çalışan arkadaşlarımız var. Bunlar mükemmel iş çıkartıyorlar ve hızlı çalışıyorlar. Yeni işe giren kıytırık biriyle aynı ücreti alıyor. Hele patron akrabasıysan anasını satayım, senden hem daha rahat hem de senden daha fazla ücret alır. Biz normalinde 8 saat çalışma üzerine anlaştık. Bir de mesailerimiz oluyor. Hafta içi Salı-Perşembe mesaiye kalalım ve Cumartesi günü çalışmayalım diye anlaştık, patron kabul etti. Fakat buna rağmen her Cumartesi günü gelip çalışmayı mecburi yaptılar.
Alınteri: Taleplerinize işten çıkartılanların geri alınmasını da eklendi, bu konuda ne düşünüyorsun?
Ertuğrul: Bizim için bütün talepler aynıdır. Hiç birinden taviz vermeyeceğiz. Taviz verirsek bu bir gerilemedir, taviz vermeyeceğiz. Buradan da bütün patronlara sesleniyorum; “Biz işçiyiz haklıyız. Geri adım atmak yok. Biz buradayız. Buyurup gelsinler, biz hakkımızı almayana kadar buradan bizi hiçbir güç çıkartamaz". Eğer bu Türkiye'deki bütün işçiler, kardeşlerimiz, ellerindeki gücün farkınavarmış olsaydı bugün bu Türkiye bu halde olmazdı. Yıllardır mazota, benzine yapılan zamlar işçiye yapılsaydı bugün bunlar olmazdı, kimse greve çıkmazdı. Bugün asgari ücret 800 TL. Bir işçiyi düşün sen. Bir kıytırık evin, kümesten derme çatma bir evin kirası 400 TL. Elektrik, su, yakıt derken mutfak masrafı hele de çocuk varsa... Şimdi bu adam nasıl geçinecek. İşte ben geçen gün gittim inşaata yevmiye ile çalıştım. Mecburdum çalışmaya. Şimdi Tayyip Erdoğan bugün 10 milyarın üzerinde maaş alıyor. Bunlar bizim maaşımızı belirlemeden önce gelsinler bizim yerimize bir ay çalışsınlar ve asgari ücretle bir ay geçinsinler, ben burada 100 liraya çalışacağım. Kendileri ne alıyor biz ne alıyoruz; bir de maaşlarımızı belirliyorlar.
Alınteri: Sizin maaşlarınızı sadece hükümet mi belirliyor?
Ertuğrul: Sadece hükümet belirlemiyor, onlarla birlikte patronlar belirliyor.
Alınteri: Patronlar derken, taşeron patronlarını mı kastediyorsun?
Ertuğrul: Büyük patronları kastediyorum. Zaten şu taşeronları arada kaldırsalar, taşeronların olduğu bölümleri biz işçiler yapsak, büyük patron yine alacağı karı kazanır taşeronlara kalan paraları da biz işçilere bölüştürseler daha doğru olur diye düşünüyorum.
Alınteri: Şimdi rahatsız olduğun bir sistem var. Bu sistemi değiştirmek için ne yapmak gerekir?
Ertuğrul: Biraz deliyimdir. Benim gözüm hiç bir şeyden korkmaz. Becerebileceğimi bilsem, ölümden de korkmam. Hükümet bizi demir yumruğuyla yönetiyor. Bence asıl olarak bütün işçiler ve sendikalar birleşmeli ve birlikte hareket etmeliler. İşçiler eğer üretiyorsa onlar da yönetmeliler. Bunu başta Türkiye'de yapmak gerekir. Türkiye'de başarırsak-ki inanıyorum- Türkiye tüm dünyada etkili olur ve yönetir.
Alınteri: Direnişin güzel olan bir yanı da çok farklı kesimler bir arada, bir kardeşleşme var. İşçilerin birliğini, halkların kardeşliğini savunabilir misin?
Ertuğrul: Aynen öyle. Bence çok doğru bir söz. Burada Lazı, Çerkezi, Kürdü, Türkü hepsi bir arada ve direnişte bulunuyor.
Alınteri: Söylemek istediğin başka bir şey var mı?
Ertuğrul: Ben bütün işçi kardeşlerime burada seslenmek istiyorum: “İşçiler kendi güçlerinin farkına varsınlar. Varırlarsa patronlardan korkmadan haklarını aramak zorundalar. Birlikte hareket edilir ve kendi güçlerine inanırlarsa kimse işçilerin karşısında duramaz diyorum