Greif'te oynanan oyunlar...

Greif, DİSK'in söylediği gibi başarıyla bitirmek istedikleri bir direniş değil tersine boğmaya çalıştıkları bir direniş

İŞÇİ SINIFI
Salı, 1 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

Greif baştemsilcisi Orhan Purhan ile direnişin geldiği evreyi konuştuk:



 



Alınteri: Greif direnişi 50. gününde ve kritik bir aşamaya girdi. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?



Orhan Purhan: En son 135 arkadaşımızın işten çıkarılmasıyla beraber yeni bir saldırı başlamıştı. Bizim de DİSK'in oluşturduğu ve bu süreci işletecek bir komitemiz vardı. İşte bizim Greif'teki nöbetimizden dolayı, en son bu komite artık kendileri açısından sürecin bittiğini, işverenle yapılan görüşmede -ki sadece bir görüşme yapıldı- işverenin işyerini kaptamaktan vazgeçmediğini söyledi Arzu Çerkezoğlu üzerinden. Ve fabrikada da yine bu çete, Kazım Doğan, Rıdvan Budak çetesi buradan birkaç arkadaşın kafasını karıştırarak burayı bölmek için bir oyun oynadılar. İşten çıkarılan arkadaşların karakola gidip “29'una kadar hiçbir demirbaşa zarar vermedik, 29'unda da grevi ve işi bırakıyoruz” diye ifade vermelerini, bu ifadeleri de işverene fakslamalarını istediler. Bu oyunla işten çıkarılan işçilerin “tazminatını vereceğiz” diye kandırdılar. Burada da bu süreci kırmak adına taşeron patronları da işçileri aramaya başladılar. Yaklaşık 70'e yakın kadrolu arkadaşımız bu yolda gidip karakolda ifade verip bu ifadelerini de işverene faksladılar.



 



Alınteri: Bugüne kadar direnişte bulunan işçilerden 70'i mi?



Orhan: Evet, bizim direnişimizde kalan arkadaş sayımız en son 420 idi. Bu 420'den şu an 70'e yakın kadrolu, 15 de konfeksiyondan arkadaşımız -ki bu konfeksiondaki arkadaşlarımız daha farklı. Bunlar, tazminatlarını alarak bırakıp gittiler. Ama bu 70 arkadaşımız işten çıkarılan, iş hakkı feshedilen arkadaşlarımızdı. Bunları “tazminatlarınızı vereceğiz” diye kandırdılar. Buradaki oyun şöyle: Düşünün ki bu arkadaşlar Kazım ve Rıdvan Budak ile görüşmüşler, karakola gidip ifade vermeleri gerektiğini söyleniyor, kandırılıyorlar.



 



Diğer taraftan taşeron patronlar da işçilerini arayıp, onlar da aynı şekilde işçilere “karakola gidin ifade verin ve fabrikayı terkedin” diyorlar. İşte birtakım tehditlerle, korkularla karakola yönlendiriyorlar. Bu oyun bir bütün.Taşeron patronları, işveren, Kazım Doğan, Rıdvan Budak'ın içinde olduğu bir oyun. Biz bu oyunu DİSK'e gidip Kani Beko'ya ve Arzu Çerkezoğlu'na da anlattık “böyle böyle bir oyun oynanıyor işçilere” diye... Kazım Doğan ve Rıdvan Budak'ın patonla görüştüğünü eğer böyle yaparlarsa tazminatlarını alabileceklerini, hatta oradaki temsilcileri oradan gönderebilirlerse işçilerin tekrar burada çalışacaklarını söylediklerini anlattık ve bu durumun açıklığa kavuşturulmasını istedik. Çünkü sendikada bir komite kurulmuştu ve biz de o komiteye ikişer temsilci vererek inisiyatifi komiteye bırakmıştık. Arzu Çerkezoğlu'nun söylediği de şuydu: “Evet böyle bir komite kurmuştuk. Ama bu saatten sonra bize olumsuz cevap geldi. Yapacak bir şey yok gidin işinizi sendikanızla halledin”. Kendi sendikamız da dediğim gibi patronla oyun içinde.



 



Alınteri: Bugün de mesajlar geliyor...



Orhan: Şimdi de zaten yeni bir mesaj geldi. Bu mesaj işten çıkarılan işçiye geliyor -17 Martt'a çıkarılmıştı. Mesajda “2 Nisan'a kadar gidin ifade verin, fabrikayı terk edin. Size yine iş imkanı sağlayacağız. Yine iş imkanı bulacağız size. İsterseniz tazminatlarınızı da ödeyeceğiz” diye yazmışlar. Öbür taraftan da taşeron patronları, buraya bir polis baskınının olacağı tehdidini savuruyorlar. Buradaki birliği ve beraberliği bu şekilde kırmaya çalışıyorlar.



 



Alınteri: Bu yaklaşımlar karşısında direnişçilerin tutumu ne olacak?



Orhan: Öncelikle oynanan bu oyunların yarattığı bir moral bozukluğu var. Bu oyunu tamamiyle açığa çıkarmamız gerekecek. Kaldı ki bu oyunun nasıl bir oyun olduğu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Fabrika kapatma oyunuyla başlayan bir oyundu bu. Buradaki birçok işçiyi, hatta direnişe katılmayan işçileri ve bizi de telefonla arayarak söylüyorlar bunu. Bununla beraber fabrikayı kapatmadıklarını ve 10-15 gün beklemeleri gerektiğini de söylüyorlar. Eski işçileri tekrar iş başvurusuna çağırıyorlar. Onlarla pazarlık yapmaya çalışıyorlar. Burada üzerinde durdukları nokta şu; 2 Nisan'da bizim yasal grev hakkımız doğuyor ve bu süreç dolmadan önce buradaki örgütlülüğümüzü bozmayı, bitirmeyi amaçlayan son saldırıları tabii ki bunlar...



 



Alınteri: Bundan sonraki adımınız ne olacak?



Orhan: 420 kişiydik enson 70 – 75 kişi bugün ayrıldı -ifade veren arkadaşlar bunlar. Birazdan yeni bir toplantı daha yapacağız. Burada olan arkadaşlarla -sayımız ne olursa olsun- mücadeleye devam edeceğiz. Gidenler de o baskıya tehdide boyun eğip istifa edenler işi bırakanlar gidecek fakat bu mücadele burada kalan insanlarla, kararlı işçilerle devam edecek.



 



Alınteri: Bu örgütlülükten korktukları anlamına mı geliyor?



Orhan: Kesinlikle. Zaten patronlar bu örgütlülükten korkuyordu ve sendikanın da bu örgütlülüğe karşı ilk günden beri tutumu belliydi, yaptıkları açıklamalardan da bunu görebiliyoruz. Tabii burada bir parantez de DİSK Genel Merkezi'ne de açmak gerekiyor. DİSK Genel Merkezi'nde oluşturulan komitenin bu süreci artık kendi ellerine almış olduklarını açıklayan bir ifade kullanmışlardı. Buradaki süreç tıkanırsa nasıl çözeceğimizi, fabrika kapanırsa nasıl çözeceğimizi ve bu süreçte elimizden gelen mücadeleyi göstereceklerini de söylemişlerdi ve bunu da kayıt altına almıştık.



 



O komitenin, buradaki direnişin başarıyla sonuçlanması için değil sadece bizim DİSK-Tekstil'den çıkarılmamız için kurulduğu bugün anlaşıldı. Çarşamba günü yeniden bir toplantımız olacak onlarla, ama bu sefer Arzu Çerkezoğlu ile değil Kani Beko ile olacak bu toplantı. Çünkü Arzu Çerkezoğlu'nun aldığı tutum, gerçekten de burada bir kurumsal kişiliği temsil eden ve onun sorumluluğuyla hareket eden bir tutum değil. Olayı tamamen kişiselleştiren, “bize hakaret edildi” diyen, buraya karşı kızgınlığını, tavrını açık açık ifade eden bir tutum sergiledi. Toplam oyun içerisine büyük bir katkı oldu bu tavır. Biz de en son görüşmemizde, Kani Beko'yu muhatap alacağımızı ifade ettik. Komiteninde derhal toplanıp bu duruma bir açıklık getirmesini istedik.



 



Alınteri: Bu farkeder mi? Sendika'nın tutumu ve oyunlarını pratikte yaşananları siz anlatıyorsunuz. Çerkezoğlu değil de Beko ne farkedecek çözüm noktasında?..



Orhan: Şöyle farkeder, sonuç olarak bu iş sendikalarla çözülebilecek bir iş. Yani hem DİSK ile hem DİSK-Tekstil'in bu işe müdahil olmasıyla çözülebilecek. Düşünün ki, bu sürece müdahil olduklarını açıklıyorlar, bir hafta sonra da kalkıp “bizim yapacak bir şeyimiz yok” diyorlar. Yani burada bir samimiyetsizlik de var. Ve bundan sonraki süre içerisinde “burada bir başarısızlık olursa sorumlusu sizsiniz” diyorsunuz. Burada da birisi de kalkıp “hayır bunun sorumluluğunu ben almam, sorumluluk bende değil, bu oyunun bir parçası değilim, bu oyunun parçaları ortada ben bu işte yokum” diyor. Biz de o zaman ona 'bundan sonraki süreçte seni tanırız seni biliriz' diyoruz. Kani Beko'nun da bize söylediği bu.



 



Alınteri: Sendika çeşitli oyunlar oynadı. Şimdi daha farklı yaklaşmak gerekmiyor mu?



Orhan: Tabii ki, aslında sendikadan çekilmekle ve onlara güvenmekle yanlış yaptık. Yanlış yapmaktan çok işçilerin bu yönden de bir beklentisi vardı. Onlar artık söz söylediler, adım atacaklar. Doğallığında da 'bizim çekilmemiz gerekir' demişlerdi. Biz bunun samimiyetini sınamak zorundaydık. Samimiyetini de kendileri ortaya koydular bir hafta sonra. “Biz hiçbir şey yapamayacağız” diye ortaya koydular. Bu da artık atacağımız her adıma yansıyacak, onlara bakışımız daha farklı olacak. Samimiyetlerine inanmamız daha farklı olacak. Dediğim gibi, bu direniş artık DİSK'in ya da DİSK-Tekstil yönetiminin söylediği gibi gerçekten başarıyla bitirmek istedikleri bir direniş değil. Tersine boğmaya çalıştıkları bir direniş. Dolayısıyla biz de bu mücadeleyi yürütürken artık kendi başımıza olduğumuzun farkındayız. Eğer sendika da bir şey yapacaksa bunun basıncıyla yapacaktır. Yapmak zorunda kalacaktır. Aksi taktirde onların yapacağı şeylerin ne olduğu ortaya çıktı. Sendikanın yönelimi, patronla ortak oyun oynayarak buradaki örgütlülüğü bozmaktı. Dolayısıyla da biz de adımlarımızı ona göre atacağız. Patronun da sendikanın da, artık ikisinin de bizim gözümüzde hiçbir nazarı yok.



 



Alınteri: Söylediklerinize ilave etmek istediğiniz başka bir şey varmı?



Orhan: Bu oyunlarını boşa düşüreceğiz. Bu oyunun sendikanın, Rıdvan Budak'ın, Kazım Doğan'ın oyunu olduğu şuradan anlaşılıyor: “Biz oradan işçileri çekelim diye iş garantisi veriyorlar, gidenlere tazminat garantisi de veriyorlar, orada kalan o istemedikleri grubu da oradan atalım, sonrasında geri döneriz, istediğimizi yaparız” diye düşünüyorlar; dertleri bu. Yoksa bir insanın derdi tazminatsa gider dava açar, kalkıp bölüm bölüm, mahalle mahalle dolaşıp bunun için örgütlenme yapmaz...