Kast dayanışması / sevgi pıtırcıkları

Bu yapılan, Türkiye işçi sınıfı tarihinde bir 'ilk'tir

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 5 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

DİSK, KESK, Türk-İş gibi farklı konfederasyonlara üye sendikalarda çalışan 44 'uzman', önceki gün (3 Nisan) Greif'e ilişkin ortak imzalı bir açıklama yayınladılar.



 



Yıllardan beri kendilerini kamuoyuna «işçi sınıfı ve emekten yana» olarak tanıtan hatta çoğu «sosyalist» geçinen bu uzmanların, 53 gün sonra da olsa Greif direnişinin nihayet farkına varıp onu destekleme ihtiyacı duydukları düşünülecektir muhtemelen.



 



Öyle ya, Greif'te, taşeronluk sistemine karşı, onların «uzman» olarak çalışıp akıl sattıkları sendika ve konfederasyonlardan hiçbirinin bugüne kadar örgütleyemedikleri çap ve militanlıkta bir direniş yaşanıyor haftalardır. 600'un üzerinde işçi, tam 55 gündür «taşeronluğa son verilmesi ve sendikalaşma» temel talebiyle fabrika işgali gibi militan bir direniş gerçekleştiriyor.



 



Üstelik burjuvazinin «yeni sanayi stratejisi» kapsamında taşeronluk sistemini çok daha yaygın ve kurumsal hale getirecek yeni saldırılara hazırlandığı bir kesitte yapılıyor bu direniş. Bu açıdan hem bir dalgakıran hem de sınıfın geri kalan bölüklerine esin kaynağı olmaya aday öncü bir çıkış özelliğine sahip Greif Direnişi.



 



Özelleştirilen fabrikalarının kapatılmasının önüne geçmek amacıyla son bir çare olarak denenen savunma amaçlı umutsuz hamleleri hariç tutacak olursak 1991'deki büyük madenci grevinden bu yana yüzlerce işçinin katıldığı böyle militan bir işçi eylemi yaşanmamış. Greif bu açıdan da sınıf hareketinin silkinip üzerindeki ölü toprağını atmasının başlangıcı haline getirilebilir.



 



Kısacası, nereden bakılırsa bakılsın Greif Direnişi, her bakımdan sahiplenilip zafere ulaşması için elden gelen bütün gayretin gösterilmesini çoktan hak etmiş bir işçi eylemi.



 



İşçi sınıfı ve emekten yana olduğunu iddia eden birey ya da örgütler açısından bu bir lütuf ya da tercih sorunu da değildir; iddialarının ve ideallerinin hakkını verip tutarlı olmanın emrettiği bir görev ve sorumluluktur. Hem sınıftan ve emekten yana görünüp hem de yüzlerce işçinin 54 gündür yiğitçe direndikleri bir işçi eylemine ilgisiz ve uzak kalmak dahi düşünülemez.



 



Çoğu hayatlarında daha önce «emek» nedir, «artı değer sömürüsü» nedir, «grev» nedir, «sendika» nedir bilmeyen kadın-erkek yüzlerce işçinin sergiledikleri hayran olunması gereken disiplin ve kararlılık karşısında bu direnişe 'kayıtsız kalmak' bile suçtur. Herbiri bir işçi sendikasında çalışan, «sosyalistlik» iddialarını ciddiye almayacak olsak bile sırf bu nedenle «sınıfın hizmetinde, sadece onun hizmetkarı» olmaları gereken 44 uzmanın da bu basit gerçeğin bilinciyle hareket ettiklerini düşünmek ve beklemek doğaldır.



 



Zaten bunun aksi bir tutum, sadece «eşyanın doğasına aykırı» olmakla kalmaz, akıl ve mantık sınırlarını da aşarak artık ahlak ve utanma duygusu kapsamında tartışılması gereken bir konu halini alır.



 



Bugüne dek başka hangi konuda aralarında böyle bir birliktelik sağladıkları meçhul 44 uzmanın Greif konusunda yaptıkları açıklama bu ikinci kapsama giren bir utanmazlık örneğidir.



 



44 uzmanın açıklaması, Greif işçilerinin, kendilerini yalnız bırakmakla da kalmayıp Greif patronlarıyla işbirliği halinde sürekli arkadan vuran sendika ağalarını direnişe sahip çıkmaya zorlamak amacıyla 17 Mart günü gittikleri sendikalarında yaşananları konu ediniyor.



 



Ancak bırakalım işçiden ve direnişten yana tereddütsüz bir sahiplenmeyi, o gün o binada nelerin nasıl yaşandığını anlamaya bile çalışmayan bir tekyanlılık ve peşin hükümlülük akıyor imzaladıkları metnin paçalarından.



 



Düşünün ki, o gün önce DİSK Genel Merkezi'ne, DİSK yöneticilerinin önerisi ve yönlendirmesi üzerine ardından kendi sendikalarına giden direnişçi işçiler, sanki sırf «sendikacılara saldırı amacıyla dışardan gelmiş, kim oldukları belirsiz bir topluluk» gibi belirsizleştirilip kimliksizleştiriliyor. Kaldı ki o gün o sendikada yaşananlar Alınteri ve Kızıl Bayrak sitelerinden an be an aktarılmakla kalınmayıp eksen.tv. tarafından görüntülü olarak yayınlandı. Greif direnişçileri de kamuoyunu bilgilendiren geniş bir açıklama yaptılar ayrıca bu konuda.



 



Yani çoğu sendikalarında «araştırmacı» pozisyonunda çalışan ve sınıfın ödediği aidatlardan bunun için para alan bu «uzmanlar» zahmet edip internette küçük bir araştırma yapsalar gerçeği bütün yönleri ve kanıtlarıyla görebilirler. Ama sendikalarında hangi postlara oturduklarını belirtmeyi de ihmal etmeyen bu 44 «uzman»dan biri bile bunu yapmayı akıl edemiyor.



 



Herkesten ve her şeyden önce sınıfın hizmetinde olmayı esas almalarından vazgeçtik gerçeğin peşinde de değiller. Onun yerine, Greif Direnişi'ni kırmak için bugüne dek elinden geleni yapmış olan ve onun da kartvizitinde «DİSK Tekstil İşçileri Sendikası Örgütlenme ve Uluslararası İlişkiler Daire Müdürü» yazan karaktersiz bir sendika bürokratının dolduruşuna gelip bu «uzman» kardeşlerine «sahip çıkmayı» her şeyin önüne geçiriyorlar.



 



Bunun adı «kast dayanışması», «yüzük kardeşliği» değilse nedir?..



 



Bugüne kadar Greif'in semtine dahi uğramayıp Greif Direnişi'yle kurdukları yegane ilişki bu açıklama olan uzmanlara sormak gerekir:



 



Hakları olan «ücret artışı» ve «ikramiye» taleplerinden bile taviz verebileceklerini ancak «taşeron işçilerin kadroya geçirilmesi ve bundan böyle fabrikada taşeron işçi çalıştırılmaması» temel talebinden gerilemeye yanaşmadıkları için örgütlendikleri sendika tarafından bile yalnız bırakılıp sistematik olarak arkadan hançerlenen bir direniş sürecinde hangi gerekçe o işçilerin ve direnişin karşısına geçmeyi «haklı ve meşru» kılar?



 



Buna karşın, onları satan, kamuoyuna yaptığı açıklamalarla ilk günden itibaren direnişe saldırıp mahkum etmeye ve yalnızlaştırmaya çalışan, direnişi içten çözmek için el altından ayarttıkları işçileri polise yönlendirip direnişe önderlik eden öncü işçileri ve devrimcileri ihbar etmeye teşvik eden tescilli sendika ağaları ve onlara yalakalık eden sendika bürokratlarına sahip çıkmak «hangi sınıftan yana olmak» anlamına gelir?..



 



Ve hangi demagojik tirad ya da işi iyice arsızlığa vuran bahane üretimi bu gerçeğin üzerini örtebilir?..



 



Birikiminiz, deneyiminiz, geçmişiniz, bugüne kadar sınıf hareketine neyi ne kadar kattığınız herbiriniz için ayrı bir tartışma ve değerlendirme konusudur. Ancak bu yaptığınız, Türkiye işçi sınıfı hareketinin tarihinde bir 'ilk' tir. MESS ya da Tekstil İşverenleri Sendikası gibi sermaye örgütlerinde değil farklı işçi sendika ve konfederasyonlarında çalışan 44 uzmanın aralarında böyle bir birliktelik oluşturup sürmekte olan bir direnişi ve o yiğit direnişi sürdüren işçileri hedef alan bir açıklamanın altına imza attıkları ne görülmüş ne de duyulmuştur.



 



Şimdiden tarihe geçen bu «eyleminiz» hepinizin alnına silinmemecesine kazınmıştır!..