Beko suskun, çünkü...

Görüntülerde, Beko'nun duruşu ile haklılığına inanan işçinin özgüveni arasındaki çelişkiyi göreceksiniz...

İŞÇİ SINIFI
Cumartesi, 12 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

10 Nisan'daki saldırıdan sonra Hadımköy'deki fabrikanın önü direniş alanı haline geldi. Saldırı anında fabrikada olmayan işçiler haberi duyar duymaz fabrikanın önüne koştu. Sayısız işçi, emekçi Greifçilerle dayanışmak amacıyla fabrikanın önüne aktı. Gözaltından bırakılan işçiler doğruca fabrika önüne gitti. 2 aydır yüreği Greif Direnişi'yle atan herkes, saldırının öfkesini derinden yaşadı. İstanbul'un ve Türkiye'nin pekçok yerinde sokaklara çıkıldı, saldırı protesto edilirken aynı zamanda işçilerin taleplerinin kabul edilmesi istendi. Havanın yağışlı ve oldukça soğuk olmasına rağmen fabrika önünde toplanan kitle burayı yeni bir direniş alanına dönüştürdü. Saldırı anında direnişi fabrikanın çatısına taşıyan işçiler tam 20 saat aç-susuz ve oldukça soğuk havada, yağmurun altında direnişi ısrarla sürdürdü. Ta ki temsilcileri can güvenlikleri nedeniyle kaygılanıp inmelerini isteyinceye kadar bu direniş de bitirilmedi. Fabrika önünün yeni bir direniş mevziine dönüşmesinden korkan patronlar ve devletin kolluk güçleri bekleyiş boyunca saldırmak için fırsat kolladılar.



 





 



Bu arada fabrikanın kapatılmadığı da bir kez daha netleşti. Nitekim avukatlara kapatma belgesi diye verilen belgelerden kapatma değil kapatma girişiminden bahsedildiği,  bunun da bir sene sürecek bir işlem gerektirdiği, fabrikanın bu süre içinde faaliyete devam edeceği anlaşılıyor. Bunun da ötesinde dün fabrika önünde bekelyenlerin de gözleriyle ögrdükleri gibi içeriye polis eşliğinde taşeron işçiler sokuldu. Taşeron patronlar fabrika civarında cirit atıp durdu!



 



Yine akşam yapılan görüşmelerde fabrikanın kesin kapatılması seçeneği üzerinden işçilerin tüm haklarının verileceğinin söylendiği bir protokol fikri oluşurken hemen akabinde bunun da gerçekleşmeyeceği anlaşıldı. Keza daha avukatlar açıklama yapar yapmaz gerek patronlar gerekse polis saldırgan tutumlarından vazgeçmediklerini ortaya koydu. O kadar ki, çatıda bekleyen işçilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına izin verileceği söylenmesine rağmen sanki böyle bir şey konuşulmamış tavrına girildi. Avukatlar ve temsilcilerin bu sözü hatırlatarak işçilerin ihtiyaçlarının karşılanmasına izin verilmesini istemeleri son derece saldırgan yanıtlarla karşılandı. Çatıda durumları giderek kötüleşen işçiler için adeta "ölsünler" denildi. Bu tutum bile avukatlarla yapılan görüşmede varılacağı düşünülen protokolün gerçekleşmeyeceğini gösteriyordu. Nitekim bu, patronlar tarafından daha sonra da açıkça ifade edildi.



 



Onlar DİSK-Tekstil ve DİSK'ten Celal Ovat'ın imzaladıkları başka bir protokolü hayata geçiriyorlardı. Bu protokol de özünde işçilerin tüm haklarının gaspedilmesi anlamına geliyordu. Keza o protokolde işçiler fabrikayı boşalttıktan sonra hasar tespiti yapılacağı ancak ondan sonra ücret ve tazminatlar konusunda görüşülebileceği yazıyor. Hasar tespitinin nasıl yapılacağı ise daha önce karakolda ifade verdirtilen işçilerin ifade tutanaklarındaki içerikle sabittir. Arkadaşlarına ihanet eden o işçiler karakolda, "fabrikada şimdiye kadar hiçbir şeye zarar vermedim ama bundan sonra zarar verilebilir" anlamına gelecek sözler söyleyerek olmayan bir hasarın altyapısını oluşturmuşlardı. Patronlar bu saatten sonra fabrikalarında milyonlarca liralık zarar tespiti yapma özgürlüğüne sahiptir!



 



Tüm bu gelişmeler olurken aynı zamanda günlerdir fabrika kapatılacak tantanasının da temelsiz olduğu açığa çıktı. Nitekim fabrikaya polis eşliğinde sokulan işçilerin oraya boşu boşuna sokulmadıkları açık! Fakat DİSK Genel Başkanı Kani Beko da dahil hemen tüm sendika bürokrasisi halen aynı teraneyi tekrarlıyor. Hatta, 'biz şimdi işini de kaybetmiş olan yüzlerce işçinin en azından tazminatlarını ve ücretlerini almak derdindeyiz, bunun için gerekirse Fizan'a da gideriz!' havasındalar.



 



İşçilerin ise insana pes dedirtecek bu açıklamalara karnı tok. Onlar fabrikanın kapatılmadığını, polis eşliğinde taşeron işçi getirildiğini kendi gözleriyle gördüler. Ayrıca kapatılsa bile haklarının gaspedilmesine seyirci kalmayacaklarını tüm kararlılıklarıyla hissettiriyorlar.



 



Tüm bunlar olurken DİSK-Tekstil'in 10 Nisan'da yapılan fabrika baskınından sonra sitesine koyduğu Başkanlar Kurulu imzalı yazıysa minareye kılıf uydurmanın en namertçe örneklerinden birini oluşturuyor. Baştan aşağıya yalan üzerinden kurgulanan ve öncü işçileri, devrimcileri hedefe çakan bu açıklama ile DİSK-Tekstil ağaları sicillerinde sayısız ihanet örneğini aşan bir mertebeye “ulaşmış” oldular.



 



Dünkü polis saldırısından sonra işçiler tüm bu olanların açıklamasını ve DİSK-Tekstil'in son ihanet belgesini çekmesini istemek için DİSK Genel Merkezi'ne gittiler. Genel Merkez'de onları Kani Beko ve diğer DİSK yöneticileri karşıladı. İşçiler haklı ve meşru bir zeminde olmanın özgüveniyle konuştular. Kani Beko'ya son yaşananların çarpıcı bir özetini sunarak bu oyunlara karınlarının tok olduğunu deklare ettiler. İşçiler Beko'ya Greif yönetiminin avukatlarla varılacağını söylediği protokolün iptal edildiğini söylediğini, fabrikanın aslında kapatılmadığını, DİSK-Tekstil'in ihanetine tutum alıp almayacaklarını sordular. Beko'ya "Bizimle gelip fabrika önünde çadır kuracak mısınız?" diye soran işçilere Beko, bürokratik mekanizmalar içinde yapılacaklar dışında hiçbir yanıt vermedi. DİSK yönetimi işçileri sahiplenecek somut bir eylem programından bahsetmemekte diretince işçiler de sendikada kalmaya karar verdiler.



 



Kani Beko ile işçiler arasında yaşanan diyalogların bir bölümünün video kayıtlarını yayınlıyoruz. Görüntülerde, Beko'nun duruşu ile kendi haklılığına olan inancın özgüveniyle konuşan işçinin duruşu arasındaki çarpıcı çelişki bağırıyor. Beko suskun, düşünceli; 'bu işten nasıl sıyrılacağız' derdinde... İşçiyse davasının haklılığına inananların coşkusu ve kararlılığıyla konuşuyor...