"Ayaklanınca etten oluşan bedenimize dayadılar akrepleri, TOMA'ları. Sıktılar gözlerimize biber gazını..."
Greif direnişçisi Ahmet Mekin Demir
10 Nisan direnişimizin 60. günüydü. Sabaha karşı 04:50'de polis saldırdı. İşçi sınıfına yönelik şafak operasyonuyla darp edilerek karga tulumba gözaltına alındık. Polisler ağızlarına gaz maskesi takarak bize gaz sıktı. Polis biber gazıyla saldırırken, bileklerimize kelepçeler takılırken fabrikanın şerefsiz yöneticileri Atilla ve İskender bize bakarak gülüyorlardı. Kelepçeleri öyle bir sıkmıştılar ki anlatamam... O da yetmezmiş gibi, ellerimiz kelepçeli olduğu halde beni yere sermek için polis arkadan saçlarımı çekerek tekmeliyordu. Temsilcimiz Orhan'ı öyle bir dövüyorlardı ki, ben kendi acımı unutup, onun haline ağlamaya başladım. Ellerimiz bağlı olduğu halde arabanın içindeki birkaç polis bizi dövme derdine düşmüştü.
Fabrikanın kapandığını iddia eden taşeron köpekleri polislerle birlikte fabrikanın önüne yığılmıştı. İhanetçi sendika ağaları, 1 Mayıs İşçi Bayramı'nda halkın gözleri önüne işçilerin temsilcileri olarak nasıl çıkacaklar? Ben kendim için değil, arkadaşlarım için çok üzülüyorum. "Vatan, millet, bayrak" diye yıllarca uyuttular! Biz millet değil miyiz?! Biz vatanın bir parçası değil miyiz?! Bugün polisler 169. yılını kutlayacaklar hiçbir şey olmamış gibi. Boşuna dememişler "polisten dost, ayıdan post olmaz" diye...
Önce Eyüp Devlet Hastanesi'ne götürüldük, oradan da “vatan”a postalandıktan sonra serbest bırakıldık. ÇHD'li avukatlar sağolsunlar bizi hiç yalnız bırakmadılar.
Fabrikaya döndük ve bu, çatıda eylemi devam ettiren arkadaşlara büyük moral oldu. Yağmur yağıyordu... Biz gözaltına alınırken sıktıkları gazdan etkilenenler oldu, gazeteci arkadaşlar yaralanırken bir şey yapamamak psikolojik olarak beni kötü etkilemişti.
Greif direnişçilerine yapılan saldırı haberleri dakika dakika verilirken sendika ağalarının aklına gelebilirdik. Bizler gözaltındayken DİSK Konfederasyonu avukatı Nejdet ve Arzu Çerkezoğlu geldi. Bize çatıdaki arkadaşlarımızdan selam getirmişler; durumlarının iyi olduğunu, eyleme devam ettiklerini söylediler ve “gereken neyse yapacağız” dediler. Şimdi ben soruyorum bunlara: Bu güne kadar neredeydiniz? Neden hiçbir şey yapmadınız? Korkuyor musunuz? ÇHD'li avukatlar zaten gerekeni yapıyorlar.
Bize 'terörist' gözüyle bakan/baktıran DİSK, burjuva yanlısı Rıdvan Budak, hain Kazım Doğan değil miydi? Bizi unutan/unutturan DİSK-Tekstil emperyalizm yanlısı Rıdvan Budak, Kazım Doğan, Muzaffer Subaşı, Eren Korkmaz değil mi? Polisi saldırtan Greif patronuna, taşerona ve yönetenlere cesaret veren Muzaffer Subaşı'nın gizlice protokole imza atması değil miydi? Direnişin ilk gününden bugüne kadar DİSK'in sitesinden karalama yazıları yayınlanmadı mı? Biz Boğaz Köprüsü'nde eylem yaparken 44 sendika uzmanı kınama yazısı yayınlamadı mı? Bunlar işverenin, taşeronun, Greif yöneticilerinin cesaretlenmesi için yeterli değil mi? Polisin saldırması için yeterli bir neden değil mi? Hiç yüzünüz kızarmadı mı?
Bu ülkede binlerce savcı var, hiçbiri araştırmaya gerek duymadı mı? Greif işçisi neden orada işgal yapmış, orada neden yıllardır yasadışı taşeron çalıştırılıyor?.. İşçilerin sigortası yatırılmıyor, mesaisi verilmiyor. Asgari ücretin altında maaş veriliyor?.. Bu devletin denetim kurumları yok muydu, SSK denetim kurumu yok mu? Bu devletin cesur yürekli bir savcısı yok mu?! Vay başımıza gelen! Kimi sığınacağız, haklarımızı kime savunduracağız!!
Yağmurun altında bize çadırı bile kurdurmadılar, çatıda kalan arkadaşlarımıza su ve ekmek bile verdirmediler. Oradaki arkadaşlarımızı ölüme terkettiler. Polisler, çatıdaki arkadaşlarımıza ekmek vermemize izin vermediler, orada kendi kendilerine düşüp ölsünler dediler. Polisler her zaman işçi sınıfının düşmanı olarak kalacak. Şimdiye kadar yazdığım yazılar nasıl sendikal ihaneti size taşıdıysa bugün de polisin sınıf düşmanı olduğunu yazacağım. Bizleri ve çatıdaki arkadaşlarımızı açlığa mahkum eden, bir çadırın bile kurulmasından bu kadar korkan insanlar onlar...
İşçi diye bir sınıfı tanımadılar. Ayaklanınca etten oluşan bedenimize dayadılar akrepleri, TOMA'ları. Sıktılar gözlerimize biber gazını. "Köleliğe devam!" diyorlar. Taşerona "yürü devran!" diyorlar. İhanetçi sendika ağalarına ise hesap soran yok.
“Terörist” ilan edilen cesur yürekli Greif işçileriyiz biz ve asla unutmayın biz varız! Bunu size direnişimizle, sınıfımızın eylemleriyle hatırlatacağız!