Yatağan'da da sendika-polis el ele!

Yatağan Direnişi, polisin baskılarına ve Türk-İş'in vurdumduymazlığına rağmen bütün kararlılığıyla devam ediyor

İŞÇİ SINIFI
Pazartesi, 14 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

Yatağan Direnişi, polisin baskılarına ve Türk-İş Konfederasyonu'nun vurdumduymazlığına rağmen bütün kararlılığıyla devam ediyor.



 



5 gündür yağmur çamur demeden direnişlerine devam eden işçiler, madenleri ve santralleri sattırmamakta  kararlılar.



 



Direnişin 5. günü de yağmurla başladı. İşçiler yağmurdan korunmak için 4 ucunu 4 ağaca bağladıkları bir tente astılar. Bunun üzerine direnişe alerjisi olan ve direnişin TEKEL'leşmesinden korkanlar, işçileri sürekli olarak tentenin indirilmesi konusunda uyardılar, taciz ettiler. Tacizlere pabuç bırakmayan Yatağan işçileri tenteyi ağaçlara gererek yağmurdan korundular. 



 



Diğer taraftan işçiler 5 gündür yağmur çamur demeden direnişlerini sürdürürken, Ankara'da bulunan birçok kitle örgütü ve devrimci kurumun yaptıkları destek ziyaretleri de artıyor. Bunun yanı sıra konfederasyonları Türk-İş'te ise TEKEL'den bu yana değişen hiçbir şey yok! Hatta şu anda o dönemdekinden de geri bir noktada duran bir Türk-İş var. Keza o zamandan sonra Türk-İş'in burjuva hükümetle organik bir ilişkiye girmesinde hayli yol aldığı açık.  



 





Türk İş'in Yatağan işçilerinin direnişi karşısındaki tutumu da bu gerçekle birebir ilişkili zaten. Bu hükümet militanlığı, Türk-İş yöneticilerinin direnişin semtine adım atmamasına yansıyor. Nitekim işçiler 5 gündür Ankara'dalar ve yalnızca ikinci gün bir Türk-İş yetkilisi elinde iki kutu börekle "yaptık oldu" tadında bir ziyaret gerçekleştirdi! İşçilerin paralarıyla oturdukları koltukları saltanat koltuğuna dönüştüren bu ağalardan başka bir şey beklemek de doğru değil zaten.





 



İşçiler bugün yaptıkları "ekmeklerle kendilerini zincirleme" eyleminde gerek emniyetin direnişe karşı tutumunu gerekse sendika ağalarının tutumunu eleştirdiler. Önceden kararlaştırdıkları şekilde saat 13.00 civarında kendilerini Özelleştirme İdaresi Başkanlığı'nın garaj girişine zincirlediler. Direnişin başından beri desteğe gelenlerden rahatsız olan emniyetin "provokatör" bulma girişimlerine ve Türk-İş'in direnişe karşı takındığı tutuma dair sözlerini söylediler. Zincirleme eylemi sırasında ve sonrasında sık sık, "Gemileri yaktık geri dönüş yok!", "Türk-İş göreve genel greve!" sloganları attılar.



 



Polisin o bilindik  acizane söylemi ise direnen işçileri ve şube başkanlarını çileden çıkardı. Polisin "aranızda provokatörler var, ceplerinde taş var" söylemi üzerine işçiler şunları ifade ettiler:



 




Burada 5 gündür bir direniş sergiliyoruz. Emniyet tarafından başımıza getirilmeyen şey kalmadı. Buraya destek için gelen öğrenciler provokatör ilan edildi. Yağmurdan ıslanmamak için üstümüze gerdiğimiz çadıra laf söz edildi. Bu direnişi kırmak için daha geçenlerde Özelleştirme İdaresi'nin önüne dandik bir valiz konuldu ve polis onu sallana sallana fünyeyle patlattı. Biz çocuk değiliz. Emniyet'in yaptığı provokasyon değil de nedir! Biz burada bize destek veren öğrencileri Yatağan'dan da tanıyoruz. Emniyet'in bu çirkin çabalarını onların samimiyeti boşa çıkarmıştır zaten. Provokasyon yapan birisi varsa o da Emniyet'tir




 



Ardından işçiler Türk-İş'ten bir yetkili gelene kadar buradan ayrılmayacaklarını söylediler. Şube temsilcisinin megafondan okuduğu,



 



Sabrın çiçeklerini açtığı yerden



Asla kapanmaz yaşanan defter!



Çünkü tarihin en güzel yerinde



Son sözü hep direnenler söyler!




 




Adnan Yücel dizeleri işçilerin tüm ablukalara, tecrite ve saldırılara rağmen direnme kararlılığının haykırılmasıydı.



 



Daha sonra Tes-İş yetkilisi ile polis pazarlığa başladı. Polis yine aynı şeyleri zırvaladı. Eylemi bırakmaları gerektiğini söyledi. Tes-İş yetkilileri ve işçi temsilcileri eyleme yeterlilik verdikten sonra zincirli direnişçilerin dışında geri kalan işçiler ve destekçiler direniş çadırının olduğu kısma çağrıldı.



 



Karşıya geçerken polisin işçileri gözaltına almaya başlaması üzerine işçiler yeniden geldiler ve bir arkadaşlarını polisin elinden kurtardılar. Polisin "Savcıya çıkarmadan bırakamam" demesiyle ikna olan sendika yöneticileri ve işçiler, "Zincirlerimizden başka kaybedecek hiç bir şeyimiz yok!" diyerek gözaltına alınan mesai arkadaşlarını alkışlarla uğurladırlar. Daha sonrasında karşıya,  direniş alanına geçildi. 



 



Polis yaptıklarıyla yetinmedi... Ankara'nın tescillenmiş, kaşarlanmış ekip amirleri gelerek akılları sıra işçileri ve direnişçileri azarlamaya kalkıştı. Bu azar salvolarının işçiler tarafından boşa çıkarılması ise görülmeye değerdi. 



 



Direniş alanına adeta baskın yapan çevik kuvvet, tentenin sökülmesi ve direnişçi işçilerin dışında kimsenin kalmaması, yoksa müdahale edecekleri tehdidini savurdu. Bunun üzerine işçiler, "çadırı biz astık biz indiririz!" diyerek çadırı indirdiler. 



 



Daha sonrasında direniş alanını kendilerince abluka altına alan çevik kuvvet Ankara'da bilindik simaları alandan uzaklaştırmak için işçilere ve sendikacılara baskı kurdu. Bunun üzerine samimiyetine inandığımız sendika şube yöneticileri, bir süreliğine alanda işçilerin dışında bekleyişin olmaması üzerine ricada bulundu. 



 



Yatağan'dan bu yana süregelen 220 günlük direnişleri ve 5 günlük Ankara direnişlerinden sonra samimiyetlerinden şüphe etmediğimiz işçi arkadaşların talebi üzerine alandan bir süreliğine ayrıldık. 



 



Ancak hangi gerekçe ile olursa olsun YATAĞAN işçilerinin direnişi yalnız bırakılmamalıdır. İşçiler yalnızca sermayedarlara karşı mücadele etmiyorlar. Yıllardan beri katmerleşerek artan köhnemiş sendika ağalarına karşı da mücadele ediyorlar.



 





Bu açıdan bakıldığında YATAĞAN'la GREİF aynı noktada buluşuyor. GREİF'te DİSK bürokratlarına karşı mücadele yürüten işçiler burada da TÜRK-İş bürokratlarına karşı mücadele yürütüyorlar.