Yüzbinlerce Kürt katledildi, onbinlerce kişi toplama kamplarına götürülüp daha sonra ‘kayıp’ olarak kaydedildi
Saddam Hüseyin rejimi tarafından yürütülen ve liderliğini Ali Hasan el-Mecid’in yaptığı, Kürt soykırımını hedef alan El Enfal harekatı, ismini Kur’an’daki Enfal Suresinden almakta. Kelime anlamı “Yeniden Fetih” olan Enfal, Saddam rejimi tarafından 1988 yılında başlatılan ve toplam yedi aşamadan oluşan operasyonları ifade ediyor. Enfal Operasyonu, kara harekatları, havadan bombalamalar, yerleşkelerin sistematik bir şekilde yıkılması, toplu zorunlu göçler, idam mangaları ve kimyasal silah kullanımı içermiştir ki operasyonun baş ismi el-Mecid buradan hareketle daha sonra “Kimyasal Ali” olarak anılmaya başlanmıştır. Enfal süresince, Halepçe de dahil olmak üzere yüzbinlerce Kürt katledilmiş, onbinlerce kişi, toplama kamplarına götürülmüş ve daha sonra ‘kayıp’ olarak kaydedilmiştir. Enfal operasyonlarının en ağırıysa Germiyan mıntıkasında yaşandı. Bundan ötürü Germiyan mıntıkasında yapılan operasyonun başlama tarihi olan 14 Nisan, her yıl Enfal kurbanlarını anma günü olarak kabul ediliyor.
‘Kıyamet günleri’
Şevket Muhammed Xurşid: Biz dört kız kardeştik. Irak Ordusu çok kalabalık bir şekilde Duz ilçesinde halkı toplamıştı. Topladıkları arasında benim kız kardeşim de bulunuyordu. Köylerimizin üzerine saldırı olduğunu duyduk, biz de yaylalara gitmeyi kararlaştırdık.
Ailenin diğer fertlerine ne olduğunu öğrenmek istiyorduk. Ordu komutanına bize izin vermesi ricasında bulunduk. İki korucubaşından da yardım istedik.
Korucular bize yardım edecekleri yerde, bizi emniyete götürüp akrabalarımızdan oradan haber alabileceğimizi söylediler. Sonra Mahmut köyüne geldik. Bizi orda bıraktılar ve köye gitmemizi beklediler.
Irak Ordusu'nun amacı, o köyde Peşmerge olup olmadığını öğrenmekti. Köydeki herkes katledilmişti. Peşmergelerin köyde olduğunu anladıkları andan itibaren, Irak Ordusu uçak ve toplarla saldırdılar. Peşmergeler ise teslim olmayacaklarını söylediler ve savaş başladı. Ben gördüğüm ve yaşadığım şeyleri, hayatımda başka bir insanın yaşamasını istemem. Bir gün kıyamet günü olarak isimlendirilecekse o gündür. İnsanlar taşıyamadıkları çocuklarını bırakarak kaçmışlardı. Üç gün ve üç gece o kampta tutulduk, yaşlı insanları gözlerimizin önünde soyup götürüyorlardı. Ve onlar bir daha hiç gelmediler…
Her geldiklerinde birini götürüyorlardı
Yemek için bize siyah poşetler veriyorlardı. Üç dört aileye bir yemek dağıtıyorlardı. Yüzlerce insanı tek bir odada tutuyorlardı. Bazen gece yarıları bir subay elindeki copla geliyor ve bize saldırıyordu. Bizse bir köşede üst üste duruyorduk. Çünkü her geldiklerinde bir insanı götürüyorlardı.
Enfalden kurtulanlara kimse iş vermiyordu. Hükümetin korkusundan. Akrabalarımız bizleri evine almıyordu. Eşleri, çocukları enfalde katledilen kadınların büyük bir bölümü tarlalarda çalışarak, çocuklarına baktı. Evlerimize geri döndüğümüzde ev diye bir şey yoktu, her şey yerle bir olmuştu. İnsanlar taş üstüne taş koyarak, üzerini de sacla örterek evlerini yapmaya çalıştı. Böylece hayatlarını yeniden kurmak istediler. Bazı kadınlar da şehre gidip dilencilik yaptı ve çocuklarını yetiştirdi.
Onlar bir daha hiç gelmediler
Bugün Enfal Katliamı’nın yıldönümü. Kimyasal bombalarla gerçekleştirilen soykırım operasyonunun üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen yaralar hâlâ kapanmadı. Dünyanın seyirci kaldığı bu soykırım operasyonunda, yüzbinlerce insan, kimyasal bombalarla ve gruplar halinde kurşuna dizilerek katledildi. Binlerce köy bombardımanlarla yakılıp yıkıldı. Kürtlerin toplumsal hafızasından asla silinmeyecek bu soykırımı, katliamdan kurtulan 4 kadın anlatıyor:
‘Her 14 Nisan yaklaştığında’
Aska Ali Ham Emin: 1988 yılında Germiyan bölgesindeki köyümüz Spiser’den kaçmak zorunda kaldık. Germiyan bölgesinde savaş vardı, Saddam oraya çok büyük bir ordu göndermişti. Havadan ve karadan yoğun saldırı vardı. O günlerde Peşmergeler Karadağ’da çok büyük bir yenilgiye uğramışlardı. Daha sonra Peşmergeler bizim bölgeye doğru gelmeye başladılar. Bu sebepten dolayı da Irak Ordusu o bölgede yoğunlaşmaya başladı. Bizim olduğumuz bölgenin her yanından insanlar kaçışıyordu.
Benim köyümden toplam 68 kişiyi götürdüler. Her 14 Nisan tarihi yaklaştığında, psikolojim o kadar bozuluyor ki, kendimi unutacak düzeye geliyorum.
‘Sığındığımız vadiyi bombaladılar’
Saldırı olduğunda, hepimiz köyümüzü terk etmek zorunda kaldık. Başka köylerden de insanların bizim köye gelmesiyle birlikte sayı o kadar çok artmıştı ki ne yapacağımızı bilmiyorduk. Orda bir vadiye sığındık. Uçaklar bu vadiyi de bombaladı. Karadan da korucular bize saldırıyordu. Köyümüzün karşısındaki Tazeşar köyü kimyasal silahlarla hükümet tarafından bombalandı ve köy yerle bir edildi.
‘Gözümüzle cehennemi gördük’
Peşmergeler Irak Ordusu'na karşı çok da çatıştı. Onların şehit düştüğünü gördüğümüzde hepimiz vadiye doğru kaçtık. Savaş uçakları kuş sürüsü gibi, bölge üzerinde uçuyordu ve saldırıyordu. Ancak, başta onlar bize direkt saldırmadı, bizi bir noktaya doğru sürüklemeye çalıştı. Irak ordusu, bir köy muhtarını bizim yanımıza gönderdi ve köyü boşaltmamızı söyledi. Bizi Qadir Kerem ilçesine doğru yönlendirdi.
Bizim köyde ben ve iki kız kardeşimin ailesi, eşim ve çocuklarım kalmıştı. Biz de Qadir Kerem’e gittik. Oraya gittiğimizde bir toplama kampı ile karşılaştım. Çevremiz tamamen kuşatılmıştı. Korucuların hepsi orada toplanmıştı. O zaman köylümüz olan yaşlı bir adama “Sait Amca satıldık” dedim.
10 Nisan’da yola çıktık ve iki gün, iki gece yürüyerek, 12 Nisan’da oraya ulaştık. Orada gözümüzle cehennemi gördük. Qadir Kerem’de yakınları olanlar evlere yerleşti. Yakınları olmayanları topladılar ve ayrıştırdılar. Eşim ve oğlumu götürdüler. Evlerin kapısını çalıyorduk, ama kimse bize açmıyordu. Dışarıda kalmak zorunda bırakıldık.
Aynı zamanda hoparlörden sürekli çağrı yapılıyordu, gidip merkezlere teslim olmamız, hayatlarımızı anlatmamız durumunda serbest bırakılacağımızı da söylüyorlardı. Yaşı genç olanları ayrıştırıp, peşmerge olmalarının önüne geçmek için öldürüyorlardı.
Kampa gidenlerin hepsi kuşatma altındaydı ve büyük kamyonlara bindirilerek oradan götürülüyorlardı. Bazıları son kez ailelerini görmek istediklerini söyleyip oradan çıkmayı başardılar. Onlar hâlâ hayatta, ancak kamyonlara bindirilip götürülenlerin hiçbirisi geri dönmedi.
Biz de o dönemde Duz, Kelar’dan gelen akrabalarımızın yardımıyla o toplama kamplarından kurtulduk. Ben de kardeşimin kimliğiyle oradan kurtarıldım.
Ben kurtulmadan kısa bir süre önce oğlumu aldılar, benden…
‘Çığlıklar hiç dinmiyordu’
Xeyriye Qadir: Ben sadece gözlerimle gördüklerimi size anlatacağım. İnsanları kamyonlarla getiriyorlardı. Çevresini polis ve asker kuşatıyordu, böylece bizim görmemiz de engelleniyordu. İşkence ediyorlardı insanlara, çığlıklar hiç bitmiyordu. Bazı insanların pencereden kaçıp kurtulduğunu gördüm.
Polis, tank ile zırhlı araçlar da daima binanın çevresindeydi. Kamyonlar geldiğinde polis ve askerden insan koridoru yapıyorlardı, böyle içeri götürüyorlardı.
‘Tek yapabildiğim ağlamaktı’
İnsanları getirip, götürmek için her türlü aracı kullanıyorlardı. Tek yapabildiğim, evimin penceresinden bakıp ağlamaktı.
Bir gün yanıma bir kadın getirdiler. İki polis getirdi, hamileydi. Bana bu kadın yanında kalacak ve çocuğu dünyaya geldikten sonra da bize teslim edeceksin dediler.
Teslim edeceğime dair bir kağıda da parmağımı bastırdılar. Bebek doğdu, saracak, giydirecek bir şeyimiz yoktu. Ama kadının şansı vardı onu getiren polisler bir daha o merkezde göreve gelmedikleri için onu unuttular ve öylece kurtulmuş oldu.
‘Toprağımızda katledildik’
Nezire Ali Mustafa: Benim ailemden 50 kişiyi götürdüler. Sadece 2 çocuğum kaldı. Kendi topraklarımız üzerinde katledildik. Benim anlamadığım şu, biz kendi toprağımızda kimseye zarar vermeden yaşıyorduk. Bir Kürt gidip başka bir halkın toprağını işgal etmiş mi? Hem işgal ediyorlar, hem de bizim sesimizi kısmaya çalışıyorlar. Ben hiç bir zaman boyun eğmedim ve eğmem de…
Keşke biz de enfal edilseydik ve ölseydik. Çünkü yaşadığımız hayat, hayat değildi. İki çocuğum vardı. Eşim enfal edildiğinde ben hamileydim, çocuğumun ismini de Koçer koydum. Hükümet hamle yapmıştı ve enfalden kurtulanları toplamaya devam ediyordu.
Enfaldan kurtulan ne kadar kadın varsa hepsi yönünü mezarlığa çevirmişti, çünkü yaşayan insanların gidip yaşamayacağı tek yer olarak mezarlık düşünülüyordu. Devlet enfal ailelerinin oraya sığındığını duyduğunda orayı da boşalttırdı...
Kurdistan24News