Siz bundan sonra hangi yüzle sınıfı direnişe, eyleme çağıracaksınız!..
Greif direnişinde 65. günün ilk saatleri...
Gece karanlık, gece soğuk, gece ayaz mı ayaz ama kim duyar soğuğu-ayazı, kim görür gecenin zifiri karanlığını bunlar geçer... Karanlık aydınlığa, sabahın ışıklarına, ayaz ılık bahar rüzgarına, güneşin ışıklarına yenilir elbet ve unutulur zorluklar.
Unutulmayacak olansa sadece ihanetler, ihbarcılıklar ve satışlardır. İşçi tacirliği, polis saldırıları unutulmaz! Tarih ve işçi sınıfı, onun emekçi dostları ne Greif, Yatağan direnişçilerini ne ne de Tekel direnişçilerini unutabilir! Kaderini eline alarak doğrulduğunda sınıf olarak ölümüne bir kavgaya atıldığında direnişinin nasıl bölmek ve yoketmek istendiğini ve bunun nasıl başarıldığını da unutmayacak!
İşçiler direnişin nasıl ikiyüzlüce ama açık açık satıldıklarını direnişin 65. gününün ilk saatlerinde fabrika önüne geldiklerinde öğrendiler. Kapitalizme teslim olmuş sendikal bürokrasi, işbirlikçi hainler, Rıdvan Budak'lar, Kazım Doğan'lar ve seyircileri Kani Beko, Arzu Çerkezoğlu... Taşeron cumhuriyetine savaş açtığını ilan eden militan görünüşlü sendikacı nerede!.. Hastane, hastane dolaşarak taşeron şirketlerde çalışan işçilerin hakları için mücadele eden ve "zafer direnen işçinin olacak" diyen Çerkezoğlu nerede!.. Greif direnişçileri aklınızın alamayacağı direnişi sergilediler ama siz yoktunuz!
Ne ilginç değil mi 'zafer direnen işçilerin' olmadı sizin sayenizde!.. Bir taraftan patronların oyunları, bir taraftan tescilli ihanetçi sendikaları, bir taraftan içlerindeki hainler, bir taraftan devlet, bir taraftan kolluk güçleri elbirliği yaptınız. Greif direnişinin satışını hain Kazım Doğan ve Rıdvan Budak'a yaptırdınız.
İşçi düşmanları bu satışı gerçekleştirirken DİSK Genel başkanı Kani Beko ise, yaklaşan 1 Mayıs için valiyle görüşmeye gittiğini, aralarında işbölümü yaptıklarını söyledi. Direnişteki bütün işçilerin kıdem tazminatını almalarını sağlamak içinse Greif yönetimiyle gerekli görüşmeleri yapacağını yinelemekten geri durmadı.
Başkanlar Kurulu'nun toplanıp karar alması gerektiğini, kendilerine bağlı sendikaların iç işleyişine karışamayacaklarını, Kazım Doğan ve Rıdvan Budak için disiplin soruşturması açamayacaklarını, bunun yapılabilmesi için DİSK-Tekstil Sendikası'ndan şikayet olması gerektiğini, Kazım Doğan ve Rıdvan Budak'ın yaptıklarını onaylamadığını da dile getiren Beko, DİSK-Tekstil'in ihanetine elleri kolları bağlı seyirci kalacaklarını böylelikle beyan etmiş oldu.
Celal Ovat'ın “Her şey bitmiş işte, yapacak bir şey kalmamış” derken yüzündeki o rahatlığı görmek gerekirdi... Arzu Çerkezoğlu ise yapılan toplantıda bir göründü bir kayboldu bir daha toplantıya katılmadı bile... Greif işçilerinin haklı davasından çok daha önemli ve acil bir işi vardır mutlaka!..
Toplantı sırasında birçok öneri sunuldu, eylemler, destek açıklamaları yapmaları istendi; ancak hiç birine 'evet' demediler, diyemediler. Sanki Kazım Doğan ve Rıdvan Budak'ın DİSK Konfederasyonu içinde bir tür “dokunulmazlığa” sahip. DİSK Genel başkanı bile gelişmeler karşısında eli kolu bağlanıp duruyorsa bunun nasıl açıklaması olabilir?
Toplantıda Greif işçileri de vardı. İşçilerden biri Beko'ya şunları söyledi:
Bak başkan, benim kaybedecek hiçbir şeyim kalmamış, o Kazım Doğan, Rıdvan Budak, Sevinç bundan sonra hiçbir şekilde rahat yaşamayacaklar, nereye gitseler orada olacağız, bu ihaneti unutmayacağız!
Biz de şunu söylüyoruz, işçi sınıfı ihanetleri asla asla unutmaz, hesabı sorulur. Eğer hain sendikacılar olmasaydı, seyirci kalanlar olmasaydı, direniş sıkıntılara rağmen sınıf bilinciyle sahiplenilseydi... böyle bir sonuçla karşılaşılmazdı. Bu anlamda tarih açısından herkes kendine düşeni alacak!