Taksim'in 1 Mayıs'a kapatılması hukukçuların da katıldığı bir toplantıda ele alındı...
Sınıflar arasındaki güç dengelerinin belirlenip politika diline dönüştürülmesinde önemli bir eşiği oluşturan 1 Mayıs her zaman olduğu gibi yine bir irade savaşının konusu oluyor.
İşçi ve emekçilerin hangi mekanları, nasıl kullanacaklarını da içeren neoliberal birikim politikalarının en rafine yansımasını 1 Mayıs gibi kolektif anlamlar taşıyan özel günlerin burjuvazinin belirlediği sınırlara-mekanlara hapsedilme çabasında buluyoruz. İşçi ve emekçileri, üretim mekanlarıyla birlikte kentin dışına, görünmez alanlara sürmeyi esas alan bu politikaların Taksim-Kızılay-Konak gibi tarihi anlamlar taşıyan meydanları yasaklaması, bu yasakları bir irade denetimi ve savaşının konusu yapması kaçınılmazdır! İstanbul Valisi H. Avni Mutlu'nun dün de belirttiği gibi bu burjuvazi için bir konsepttir! İşçi ve emekçilerin konsepti ise dişe diş bir mücadeleyle emekle özdeşleştirdikleri bu alanları yeniden yeniden fethetmektir. Sınıf mücadelesinin kanunu böyledir. Bu kanun bu yıl da hükmünü yürütecek!
Gerek içerde gerekse bölgesel düzlemde oldukça ciddi kriz dinamiklerinin derinleşen rejim kriziyle birleştiği, bunların toplumsal tepkilerle buluştuğu bu 1 Mayıs da buna uygun olarak keskin bir irade savaşının alanı haline geliyor. Bu kriz, yine ve yeniden Taksim Meydanı ve uğruna kanımızın aktığı diğer meydanlar üzerinden dile geliyor. Burjuvazi ile savaşta kritik bir eşiğin adı haline gelen bu gerilim, aynı zamanda tarihsel-moral değerlerimize sahip çıkmanın adı oluyor. Bu değerlere sahip çıkmamanın tek kelimeyle yenilgiyi baştan kabul etmekle özdeş olduğunu bilerek 1 Mayıs'a gidiyoruz.
Perde sendikalarla İstanbul Valiliği arasında yaşanan görüşmeler ve altı çizilen "Taksim yasak" yaklaşımıyla açıldı. Sendikalar ve meslek örgütleri (Türk-İş ve elbette Hak-İş dışında kalanlar) Taksim ısrarını dile getiriyor (ki Haziran'dan sonra bu artık geri dönülmez bir kolektif eşiktir) burjuva devletin sözcüleriyse Yenikapı ya da Maltepe'de yapılan yeni-dev miting alanlarını... Burjuva devlet geçen yılki "inşaat" bahanesini de kaybedince bu sefer daha açık konuşuyor. Ki Haziran'dan sonra açık konuşması da kaçınılmaz! Bu açıdan da bu tartışmaların nereye varacağı belli. Ama usul gereği sonuna kadar tüketilecekler.
Tam da bu nedenle bugün DİSK'te yine 1 Mayıs Taksim yasağı gündemiyle bir toplantı yapıldı. Burjuva devletin Taksim'i bu yıl da 1 Mayıs kutlamalarına kapatma tutumunun hukuki boyutlarıyla ele alındığı toplantıya, DİSK Genel Sekreteri Arzu Atabey Çerkezoğlu, Türk Tabipler Birliği Merkez Konseyi Üyesi Osman Öztürk, KESK Şubeler Platformu adına Erdal Güzel ve çok sayıda hukukçu katıldı.
Toplantıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM ya da İHAM)'nin 2008 1 Mayıs'ına ilişkin vermiş olduğu 22 Kasım 2012 tarihli kararın bağlayıcılığına vurgu yapılarak, devletin Taksim'i kutlamaya hazır hale getirmesi gerektiği belirtildi.
Toplantıda Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu, Taksim yasağının AİHM kararı ile neden boşa düştüğüne, bu kararın Türkiye açısından hangi anlamlara geldiğine, iç hukuktaki karşılığının ne olduğuna dair yazılı bir basın metni okudu. Açıklamasına,
DİSK VE KESK’in İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (yaygın olarak AİHM diye adlandırılan mahkeme, açıklamada İHAM olarak geçti) yapmış olduğu 38676/08 no’lu başvuru sonucu; 22 Kasım 2012 tarihinde verilen kararla, Taksim’in 1 Mayıs Alanı Olduğunu; Hükümetin 1 Mayıs 2008 tarihindeki engellemeleri nedeniyle, başvurucuların “Toplantı ve Toplu İfade Özgürlüğü ile Örgütlenme Özgürlüğü’nün” ihlal edildiğini tespit etti.
cümleleriyle başlayan Kaboğlu, devamında Taksim'in işçi ve emekçiler açısından taşıdığı tarihsel-moral değerlere vurgu yaparak,
İHAM, ile Taksim Meydanı’nın 1 Mayıs kutlamaları için toplum hafızasında ve sendikalar açısından önemli bir yeri olduğu ve bu alanın 1 Mayıs alanı olarak kabul edilmesi gerektiğini, yapılacak miting nedeniyle kent yaşamının etkilenmesinin (trafiğin tıkanmasını, yolların kalabalıklaşmasını) mitingin yapılması için engel kabul edilemeyeceğini açıkça belirtmiştir
dedi. İHAM kararını tüm ayrıntılarıyla inceleyen metinde Kaboğlu, yasak için sunulan tüm argümanları da bu kararın içeriğiyle çürüttü. Kaboğlu yine aynı kararın içeriğine dayanarak, ifade özgürlüğünün aynı zamanda "kullanılacağı yeri seçmeyi" de kapsadığını belirterek, kararın içeriğini şu başlıklarla özetledi:
İHAM yaptığı incelemede;
*Toplantı ve Gösteri Yapma Hakkının, gösterinin yapılacağı yeri belirlemeyi de kapsadığına,
*DİSK’in üyelerini anmak için Taksim Meydanı’nı kullanmak istemesinin hakkı ve üyelerine karşı görevi olduğuna,
*Bu gösterilerden günlük yaşam etkilense bile Hükümetin, barışçıl hakkın gerçekleştirilmesi konusunda hoşgörülü olması gerektiğine,
*Hükümetin hakkın kullanımını engellemek için ileri sürdüğü, “DİSK binasından taş atıldığı, göstericiler arasında yasadışı örgüt üyelerinin bulunduğu” gerekçelerinin kanıtlanamadığına,
Şişli Etfal Hastanesine atılan gaz bombasının hiçbir haklı gerekçesinin olmayacağına,
Tüm bunların İfade ve Toplantı Özgürlüğünü ihlal ettiğine karar vermişti.
diyen Kaboğlu ,
Bu karar ile ; ilk defa bir meydan, ulusalüstü hukuk alanında bir hakkın temel unsuru olarak kabul edildi. Bu kararla Taksim Meydanı, 1 Mayıs kutlamalarının İstanbul’daki adresi olarak tescillendi ve ilk kez bir meydan, Taksim Meydanı, İnsan Hakları Avrupa Sisteminde bir özne olarak yer aldı
tespitinde bulundu.
Kararın iç hukuk için bağlayıcı olduğunu da dile getiren Kaboğlu bunu,
İnsan hakları değerler sisteminde, kamu düzeni uluslar arası bir kurum olarak ele alınır. Bu kurum gereği hukuk devletinin gerçekleşme şekli olarak hukuk kurallarının uygulanma zorunluluğu, hukuk kurallarını oluşturan mahkeme kararının da uygulanması zorunluluğu tüm taraf ülkelere yüklenmiştir. Hükümet verilen bu karara itiraz hakkını kullanmamış, kararda yapılan tespitleri kabul etmiştir. Mahkeme de kararlara uymanın bakanlar komitesinin denetimini gerektireceği yaptırımını düzenlemiştir
sözleriyle özetledi.
Kabaoğlu ayrıca 1 Mayıs'ın resmi tatil günü ilan edildiğinin, bu nedenle de şehir trafiği ve düzeni gibi bir gerekçenin fiilen etkisizleştiğini, bu yıl 2013 yılında olduğu gibi bir inşaat gerekçesinin de olmadığını, ayrıca 2001'de yapılan değişiklikle güzergah belirleme yetkisinin mülki amirden alındığını, ayrıca 1 Mayıs'ın yılda bir yapılan özel bir etkinlik olduğunu ve bu konuda elden geldiğince esnek davranılması gerektiğini belirtti.
Basının sorularını yanıtlayan DİSK Genel Sekreteri Arzu A. Çerkezoğlu da 1 Mayıs'ın basit bir miting değil, işçi sınıfının uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olduğunu belirterek, Taksim'de kutlanmasının tarihsel anlamına değindi. Hükümetin geçen yıl inşaat çalışması bahanesinin da politik bir içeriğe sahip olduğunu, bu yılki yasağın da aynı şekilde politik yaklaşımın tezahürü olduğunu belirtti. Yasağın toplumsal kutuplaşmayı derinleştirme siyaseti izleyen Erdoğan'ın her şeyi belirleme yaklaşımının bir ürünü olduğuna değinen Çerkezoğlu, "fakat Gezi'de ve Haziran'da olduğu gibi her şeyi belirleyemeyeceğini bizzat kitlelerin göstereceğini" vurgulayarak, 1 Mayıs'ın Taksim'de kutlanmasının DİSK açısından görev ve hak olduğunun altını çizdi.