Bir tazminat hikayesi

Bizler okumadık, öğretmenlerimiz fabrikalardaki öncü işçiler, proleter devrimcilerdi

İŞÇİ SINIFI
Çarşamba, 16 Nisan 2014 (12 yıl 6 ay önce)

Kısa bir süre önce bir işçi arkadaş beni arayarak kardeşinin işten çıkarılacağını ve tazminatını hesaplamamı istedi.



 



Firmada 9 yıl çalışan arkadaşa 7 bin 500 lira vereceğini söylemişler bunun üzerine çevrede bulunan muhasebecilere ve mali muşavirlere sorma gereği duymuşlar. Muhasebeciler “en fazla 9 bin lira alabilirsin” derken mali müşavir yaptığı ince hesaplar sonucu rakamı 11 bin liraya çıkarmış. Bana bunları anlattığında ben de muhasebeci ve mali müşavirin okullarda nasıl öğrendilerse bize de oradan yola çıkarak sonuç bildirdiklerini anlattım.



 



Sermaye devletinin okullarında eğitim alan öğrenciler ne öğrenebilir ki... Sistem onları da “işçiyi nasıl daha fazla çalıştırır daha az ücret verdiririz çıkarılması gerektiğinde de en kolay yoldan nasıl kapı dışarı ederiz”in hesaplarıyla eğitilmektedir.



 



Bu sohbet telefonda geçtiği için ben kaba bir hesap çıkararak 20 bin liradan aşağı tutmayacağını söyledim. Arkadaş buna doğal olarak çok şaşırdı ve hemen bize geleceğini söyleyerek telefonu kapattı. Yaklaşık yarım saat sonra bizdeydi bana bu işin nasıl olacağını sordu ben de kendisine tam rakam olarak 24 bin lira tuttuğunu söyledim. O da bana mali müşavirin 11 bin lira dediğini hatırlatarak “hadi 15 olsun, daha fazlasına imkan yok” dedi. Bunun özerine görüşmelere sen katılır mısın dediler; sevine sevine kabul ettim. Bizden yardım talep eden bir işçiye yardım etmeyeceğiz de ne yapacağız? Bizler okumadık, öğretmenlerimiz fabrikalardaki öncü işçiler, proleter devrimcilerdi. Okulumuz ise hep grev ve direniş alanları oldu. Şimdi de öğrendiklerimizi kendi sınıfımızın yararı için kullanma zamanıydı.



 



Bu koyu sohbet gecenin ilerleyen saatlerine dek sürdü. Aradan 2 gün geçtikten sonra şirket, arkadaşı tazminatını vermek için çağırmış onlar da bana haber verdiler buluştuk ve yola çıktık. Ben arkadaşlara konuşmamalarını, muhatap olarak beni göstermelerini istedim. İşyerine girdiğimizde çalışanların çok ciddi bir risk taşıdıklarına şahit oldum. Demir, plastik, kaynak makineleri ve ağır iş makinelerinin başında çocuk denecek yaşta ve emekli olmuş kişiler olduğunu fark ettim.



 



İşçiler bize çok içten davrandılar, çay ısmarladılar sonra da muhasebeye, işverenin yanına çıktık. Arkadaşımın mağdur edilmemesini rıca ettim, işveren babacan bir tavırla; “Olur mu hiç, neyse hakkı alacak...” diye yanıt verdi. Ama biz bunları çok iyi tanıyorduk hepsi aynıydı, çünkü sermaye sınıfının bir üyesiydi. Patron muhasebecisine dönerek “Oğlum hesapladın mı” diye sordu. Muhasebeci kendinden emin bir şekilde, “Evet efendim hesapladım, tamı tamına 7bin 500 lira tutuyor” dedi. Bunun üzerine patron, “bizde hata olmaz” diyerek muhasebecisini desteklercesine kafa salladı. Bunun üzerine, benim yanımda tekrardan hesaplamasını istedim.



 



Hesap makinesini eline alan muhasebeci, daha önce öğrendiği figürleri ustalıkla makine üzerinde uyguluyordu. Yeniden hesapladığını, hata olmadığını söyledi. Ben de kendisine anlamadığımı bunu sesli bir şekilde anlatmasını söyledim. 830 çarpı 9 eşittir 7 bin 500 dedi. Benim içimde fırtınalar kopuyor ama “şimdi değil daha çok erken” diyerek kendimi yatıştırıyorum... Sonra benim hesabımla onunki arasında küçük bir oynama olduğunu söyleyince “Farketmez, 8 bin düz olsun” diyerek “şimdi oldu mu” diye sordu. Ben de, “Evet ama bunu 3'le çarparsan tam olacak” dedim. Patron önce anlamadı ki, “Oğlum ver parasını...” dedi. Muhasebeci ise şaşkınlık içinde “24 bini mi” diyerek işvereni uyandırdı. Patronuna dönerek, “Bu arkadaş işi biliyor, ne yapayım ben şimdi” dedi. Yeniden hesaplayacağını söyleyerek bizi yolculadılar. İlk karşılaşmanın zaferini çay içerek kutladık. Yanımdaki arkadaşların bana o andan sonra daha fazla inandıklarını gördüm.



 



Birkaç gün sonra muhasebecileri beni arayarak çağırdı. “Sen hesapladın mı” diye sorduğumda “gelin konuşuruz” demesinden bizi uğraştıracaklarını anladım. Arkadaşlarla buluşup şirkete gittik Hemen konuya girerek parayı istedim. O da bir mali müşavire hesaplatacağını, muhasebenin 22 bin lira çıkardığını ama yanlış olduğunu düşündüğünü söyledi. Ben de, “7 bin 500 lira çıkarırken iyiydi de şimdi mi kötü oldu” dedim. Eğer müşavir daha az çıkarırsa mutlaka karşımda hesaplamasını, aksi taktirde kabul etmeyeceğimi söyleyerek görüşmeyi sonlandırdım.



 



Bir hafta sonra tekrar bir araya geldik. Mali müşavir 14 bin lira çıkarmış, ben de müşaviri çağırmasını istedim. Çağırmadığı gibi “Siz haklısınız tutar 24 bin lira ama ben o parayı veremem” dedi. Bende mahkemeye gideceğimi söyledim. Bunun üzerine anlaşalım dedi. Arkadaşlara ne düşündüklerini sorunca onlar benim fikrimi öğrenmek istediler. “Mahkeme...” dedim. “Büyük ağabeyime soralım yükümlülük altında kalmayalım” dediler. Ağabesiyle konuştum; “14 bin lira iyi rakam” dedi. Telefonu kapattıktan sonra patrona kabul etmediğini söyledim. Aracı olduğumu ifade ederek “16 bin lira vermen durumunda kabul ettireceğimi” söyledim; o da kabul etti.



 



Sonra sohbet ettik. Patron, Kürtleri ve Alevileri çok sevdiğini, bu sebeple onları çalıştırdığını anlatırken “Elbette Kürtleri tercih edesiniz; yoksul, okuyamamış, topraklarından sürülmüş, dil bilmez, hak bilmez... bir kuru ekmek için 15 saat çalıştıracağınızı biliyorsunuz. Onları elbette seversiniz” demeyi ihmal etmedim.



 



Oradan ayrıldık, 16 bin lirayı aldıkları için sevinçli ben 24 bin lirayı alamadığımız için üzgündüm. Bana da bir miktar para vermek istediler ben de onlara bu işi para için değil haklarını almaları için yaptığımı anlattım. “Bizden yardım isteyen her onurlu işçinin yanında olmak bizim görevimizdir” diyerek bu öneriyi geri çevirdim.



 



[Alınteri okuru]