Tayyip Taksim ve Kadıköy yasak dedi, hep birlikte göreceğiz!
Avrasya Tüneli'nin yapımına başlanması töreninde konuşan Tayyip Erdoğan, sandıktan çıkan oy oranının gücüyle her zamankinden daha bir pervasız ve saldırgan bir üslupla sayısız "düşmana" yumruk salladı. "Geziciler"den başlayan bu düşman skalası, Twitter'e, "paralel yapı"ya, "dış güçlere" ... kadar uzadıkça uzadı.
Tayyip'in giderek bir yılan tıslamasına daha fazla benzeyen üslubu, önümüzdeki dönemin nasıl bir konsept üzerinden şekilleneceğinin de özeti oldu. Bu konsept, kendisinin de o konuşmada işaret ettiği gibi Ukrayna benzeri bir iç savaşa çıkacak kadar tehlikeli bir zemin ve ruh üzerinden şekilleniyor!
Bu söylem aynı zamanda yaşanan rejim krizinin derinliğini olduğu kadar, hangi dinamikler üzerinden şekillendiğinin de itirafı oluyor. Tayyip, sandıktan çıkan sonuçla böbürlenerek "krizi aştık" dese de; tek başına bu konuşmanın saldırgan ruhu bile krizin özünde aşılmadığının, onu yönetmek için toplumsal kutuplaştırmanın dozunda, bazen de tırmandırılarak sürdürüleceğinin itirafıdır.
Tayyip'in böbürlene böbürlene katıldığı törende "Geziciler" diyerek hedefe çaktığı kesimler, kendisine oy vermeyen milyonlarca işçi ve emekçidir. İşçi ve emekçileri ayrıştıran bu söylemin hemen akabinde 1 Mayıs'a bağlanması, Taksim ve Kadıköy yasaklarının altını bir kez daha, hem de tıslayarak çizmesi de bu gerçeğin başka bir itirafıdır. Tayyip'in esas düşmanları ve krizini derinleştiren esas dinamiklerin kimler ve ne olduğunun da...
Burjuvazinin krizini derinleştiren esas dinamik, işçi ve emekçilerin sömürü ve faşist devlet baskısı karşısında, korku duvarlarını yıkmış olmasıdır. Bu 1 Mayıs, o nedenle bir rövanş gibi görülmektedir. Burjuva iktidar bloğunun ortalığa saçılan onca pisliğe rağmen sandıktan çıkan "onay"ın gücüyle bu rövanşa daha büyük bir pervasızlıkla giriştiği açık. Günlerdir İstanbul Valisi ve İçişleri Bakanı'nın ağzında gevelediği Taksim yasağının, bugün, Tayyip'in diliyle, Kadıköy de eklenerek daha net bir şekilde ilan edilmesinin başka bir anlamı yoktur.
Güç üzerinden böbürlenerek buyrulan bu yasak, korku ve aslında güçsüzlükten başka bir anlam taşımamaktadır. Burjuvazinin geniş toplumsal kesimler üzerinde hegemonya kuracak bir esneklikten yoksun olduğunu, seçeneklerinin giderek daraldığını resmetmekten başka bir ifade taşımamaktadır... O açıdan da tüm böbürlenmelerine rağmen işin aslı hiç de öyle değildir. Gerek ekonomik, gerek siyasal-kültürel-ideolojik ... boyutları olan bu krizin aşılmadığının, kolay kolay da aşılamayacağının açık itirafı olan bu yasak, bizim gücümüzün de itirafıdır. Ve uluslararası ve bölgesel dinamiklerle de iç içe geçen bu krizin, saldırganlıkla da aşılamayacağının terten ifadesidir.
Sınıfın içten içe kaynayan dinamikleri Greif'le, Yatağan'la su yüzüne çıktıkça bu korkunun daha da derinleşeceği açıktır. 1 Mayıs ise bu korkuda ne kadar haklı olduklarının altını bir kez daha çizeceğimiz bir kapışma alanı olacaktır. Taksim ve eklenen Kadıköy yasakları, tattığımız özgürlük duygusunu, moral değerlerimizi ve güç aldığımız tarihimizi yüreğimize kilitlememiz için düğmesine basılan yeni saldırganlık dalgasının adıdır. Bu bu kadar netken, onlara korkunun ecele faydası olmadığını bir kez daha göstereceğimiz de bir o kadar aşikardır!